BluTv’nin Dünya Sineması Kategorisinde Bulabileceğiniz 10 Modern Başyapıt!
İzleme alışkanlıklarımızda büyük bir değişikliğe ön ayak olan online platformlar hayatımızın içinde git gide daha fazla yer ediyor. Öncelikli olarak Masum, Sahipli, 7Yüz, Dudullu Postası gibi Türkiye yapımı diziler ve Handmaid’s Tale gibi ses getiren yapımlarla hayatımızda ciddi anlamda yer eden blutv’de yer alan Dünya sineması kategorisi de içinden çıkmak istemeyeceğiniz filmler barındırıyor. Biz de bu vesileyle blutv’nin Dünya sineması kategorisinde kaçırmamanız gereken 10 modern başyapıtı sizler için derledik.
BluTv’nin Dünya Sineması Kategorisinde Bulabileceğiniz 10 Modern Başyapıt!
The Unbearable Lightness of Being (1988)

Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği adlı kitabından sinemaya uyarlanan The Unbearable Lightness of Being, Daniel Day-Lewis, Juliette Binoche ve Lena Olin’in başarılı oyunculuklarıyla hafızalara kazınan filmlerden biri. Prag’ın karanlık bir masalı andıran atmosferini erotizm ve varolma hâliyle harmanlayan hikâye, kitabın aşıkları için tatmin edici olmamakla suçlansa da salt bir film olarak adeta epik bir anlatı sunuyor.
No Man’s Land (2001)

2002 yılında “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında Oscar ödülünü kazanan No Man’s Land’in senaryosunda ve yönetmenliğinde Bosnalı yönetmen Danis Tanovic’in imzası var. 1993 yılında Bosna Savaşı tüm şiddetiyle devam ederken Bosnalı asker Ciki ve Sırp asker Nino, savaş bölgesinin ortasında yer alan Tarafsız Bölgede sıkışıp kalmışlardır. Ne kaçabilecek bir yere ne de yardıma çağırabilecek insanlara sahiptirler. Birbirlerine düşman bu iki asker bir yandan birbirlerinin işlerini bitirmeyi kollarken, diğer yandan da içinde bulunduğu durumdan kurtulmanın yollarını aramaktadırlar. No Man’s Land savaşın anlamsızlığını hakkında minimum şiddetle, maksimum durumu anlatmayı başarabilmiş bir filmdir. Filmin bir sahnesinde siperdeki askerlerden biri o dönemdeki Ruanda İç Savaşı’nı kastederek, “Ruanda’da da neler oluyor aman tanrım!” der. Bu sahnede savaşın tüm anlamsızlığını acı içinde hissedersiniz.
The White Ribbon (2009)

Michael Haneke’nin yönettiği ve Christian Friedel, Leonie Benesch, Ulrich Tukur ile Ursina Lardi’nun oynadığı Beyaz Bant (Das Weisse Band – The White Ribbon), 30 Nisan 2010’da Wega Film İstanbul tarafından vizyona çıkarıldı. I. Dünya Savaşı arefesinde geçen hikâye, bir köyde gelişen tuhaf kazalardan yola çıkıyor. Eğitim, din, gelenek, masumiyet gibi kavramları, köyün soysal dengeleri üzerinden yansıtan film, köy öğretmeninin geriye dönerek anlattığı bir hikâye olarak işleniyor. Olaylar II. Dünya Savaşı Almanya’sının toplumsal temellerini gözler önüne seriyor.
The Painted Veil (2006)

John Curran’ın yönettiği ve Catherine An, Liev Schreiber, Bin Wu ile Toby Jones’un oynadığı Duvak – The Painted Veil‘ın anlatısında Asya’da bir köyde, kolera salgını kol gezmektedir. Bir doktor ve elindekilerle yetinmemeyi tercih eden eşi Kitty, tüm lüksleri geride bırakarak bu köy halkının tedavisi için köye taşınırlar. Bu köyde başlarına gelen ilginç olaylar ve salgınla mücadeleleri sırasında, Kitty kocasına olan bağlılığını ve hayata bakışını tamamen değiştirecektir. Film Somerset Maugham’ın klâsik romanı The Painted Veil’den uyarlandı.
Incendies (2010)

Denis Villeneuve’ün yönettiği ve Lubna Azabal, Melissa Desormeaux Poulin, Maxim Gaudette ile Remy Girard’ın oynadığı İçimdeki Yangın – Incendies, 29 Nisan 2011’de M3 Film dağıtımıyla Mars Production – Bir Film tarafından vizyona çıkarıldı. Wajdi Mouawad’ın ünlü oyunundan uyarlanan bu trajedi, anneleri Nawal’ın ölümünün ardından Lübnan’a doğru yola çıkan Simon ve Jeanne adlı ikizleri anlatıyor. Bu serüven, onları annelerinin geçmişiyle ilgili çarpıcı bir gerçekle karşı karşıya getirir. İzleyiciyi tamamen içine alan film, tüm iniş çıkışların sonunda şok etkisi yaratıyor.
The Skin I Live in (2011)

Gerilim türündeki film, Fransız polisiye yazarı Thierry Jonquet’in Tarantula isimli 2005 tarihli romanından uyarlandı. The Skin I Live in için Pedro Almodovar, 20 yıl sonra Antonio Banderas’la tekrar bir araya geldi. Filmde Antonio Banderas (Dr. Robert rolünde), bir kazada yanarak ağır yaralanan karısını iyileştirmek için uğraşan bir doktoru canlandırıyor. Komadan çıkan karısı yüzünü görünce intihar ediyor ve bu olayın ardından doktor yeni bir deri üretme konusunda saplantılı bir hâle geliyor. Aynı zamanda da kızına tecavüz ettiğini düşündüğü bir adamdan da intikam almaya karar veriyor.
Gloria (2013)

Sebastian Lelio’nun yönettiği ve Paulina Garcia, Sergio Hernandez, Diego Fontecilla ile Fabiola Zamora’nın oynadığı Gloria, yaşından “beklenene” karşı gelip hayattan elini eteğini çekmeyi kabul etmeyen 58 yaşındaki Gloria’nın bekârların arasına karışmaya karar vermesinin hikâyesini anlatıyor. Karakter, gece kulüplerinde aşk ve macera peşinde umut, hayal kırıklığı ve boşluk hissiyle karşı karşıya kalır. Bir deniz subayıyla tanışıp yakınlaştığında kendi sırlarıyla da yüzleşmek zorunda kalacaktır. Acaba bu ilişki aşk yolundaki son durağı mıdır?
The Great Beauty (2013)

Büyüleyici ve görkemli atmosferiyle bir Roma yazı… İlerleyen yaşına rağmen karşı konulamaz bir cazibesi olan Jep Gamberdella, şehrin tadını sonuna kadar çıkarmaktadır. Şık akşam yemeklerinden çılgın partilere koşar. Kıvrak zekası ve mizahi kişiliğiyle her zaman baştan çıkarıcı ve bağımlılık yapan biri olmuştur. Aynı zamanda bir yazar olan Jep, gençliğinde ödül aldığı kitabı ile büyük bir başarı yakalar ve Roma yüksek sosyetesinde önemli bir itibar edinerek ihtişamlı bir hayat sürmeye başlar. Roma’nın en güzel manzaralı evlerinden birinde oturan Jep, terasında eğlenceli partilere ev sahipliği yapar. Takındığı alaycı tavır ile dejenere olmuş insanları ve hayal kırıklıklarını maskeleyerek dünyayı biraz daha iyi bir yer olarak görmeye çalışır. Onun için masumiyetini koruyan tek şey hâlâ hayallerinde yaşattığı eski aşkıdır.
Phoenix (2014)

Christian Petzold’un yönettiği ve Nina Hoss, Ronald Zehrfeld, Nina Kunzendorf ile Michael Maertens’in rol aldığı Yüzündeki Sır – Phoenix, II. Dünya Savaşı sonrası toplama kampından yüzünde tanınmayacak yaralarla kurtulan Nelly’nin, ameliyat geçirerek yeni bir yüze kavuşma sürecini anlatır. Bu süreçte yeni bir hayata başlamayı reddeder ve Berlin’de kalarak hakkında duyduklarına inanmak istemediği eşi Johnny’i aramaya karar verir. Karşılaştıklarında eşi Johnny, Nelly’yi tanımayacak ve ondan hayatını alt üst edecek şaşırtıcı bir istekte bulunacaktır.
L’amant Double (2017)

François Ozon’un yönettiği ve Marine Vacth, Jeremie Renier, Jacqueline Bisset ile Myriam Boyer’in oynadığı Tutku Oyunu – L’Amant Double’da kırılgan bir genç kadın olan Chloé uzun süredir depresyondadır. Sorunlarının üstesinden gelmek için gittiği psikyatristi Paul’a kısa süre içinde aşık olur. Aylar sonra birlikte yaşamaya başlayan ikilinin oldukça sağlıklı görünen ilişkileri, Chloe’nin, sevgilisinin gerçek kimliğine dair ondan bir şeyler sakladığını keşfetmesiyle gerilimli ve tedirgin bir hâl alır ve çift arasında bir köşe kapmaca başlar.
*Filmlerin tanıtıcı özetleri Sadibey.com’dan alınmıştır.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →