Bilimkurgu ve Bilimsel Gerçekler Arasında Kalmış 9 Mükemmel Film!
Gattaca, Metropolis ve daha birçoğunun bulunduğu bilimkurgu ve bilimsel gerçekler arasındaki ince çizgide dans eden 9 mükemmel filmi sizler için seçtik.
Günümüzde en fazla izlenen filmler arasında elbette ki bilimkurgu ve bilimsel gerçeklerin anlatıldığı filmler yer alıyor. Sinemada ya da evimizde yaklaşık 2 saat boyunca bütün gerçeklerden uzak, gerçeklik ve sanallık arasında ki ince çizgide gidip gelen filmleri izliyor ve bunlardan büyük bir keyif alıyoruz. Fakat bazı filmler var ki bilimkurgudan çok daha öteye giderek gerçek olabilmenin sınırlarını zorluyor. Bu hafta sizler için gerçeklik ve sanallık kavramlarının birbirine karıştığı filmleri derledik.
Bilimkurgu ve Bilimsel Gerçekler Arasında Kalmış 9 Mükemmel Film!
Metropolis (1927)
Avusturyalı Alman yönetmen Fritz Lang’ın yönetmen koltuğunda oturduğu film bilimkurgu tarzında sessiz film olarak çekilmiştir. Oyuncu kadrosunda dönemin ünlü isimleri Alfred Abel, Gustav Fröhlich, Rudolf Klein-Rogge ve Brigitte Helm’in yer aldığı film bir distopyayı anlatmaktadır. Kapitalist bir düzende işçiler ve işverenler arasında ki eşitsizliğin anlatıldığı film, Nazi Almanyası tarafından çok beğenilmiş ve filmde sürekli tekrarlanan “üreten eller ile planlayan beyin arasındaki aracı kalp olmalıdır” sözü motto olarak benimsenmiştir. 1927’de Almanya’da gösterime giren filmin atezim propagandası yaptığı ve komünizmi övdüğü gerekesiyle ülkemizde gösterime girmesi yasaklanmıştır.
Back To The Future (1985)
Robert Zemeckis’in hem yönetmenliğini hem de senaristliğini yapmış ve günümüzde kült filmler kategorisinde yer alan ülkemizde ki adıyla Geleceğe Dönüş 1985 yapımı İngiliz filmidir. Başrollerinde Michael J. Fox, Christopher Lloyd, Crispin Glover ve Lea Thompson yer aldığı film çekildiği dönem için oldukça ilginç bir konuya sahip. Kazara 1985 yılından geriye 1955 yılına giden Marty, lisede okuyan anne ve babasının yanına gider ve kazara annesinin ona aşık olmasına neden olur. Fakat genç Marty yaptığı hatayı telafi ederek anne ve babasının birbirlerine aşık olmasını sağlamalı ve geleceğe geri dönmelidir. Film 2007 yılında ABD Kongre Kütüphanesi tarafından “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilmiştir.
Gattaca (1997)
Yönetmen koltuğunda Amerikalı film yazarı Andrew Niccolu’un oturduğu 1997 yapımı bilimkurgu türünde ki film vizyona girdiği tarihten bu yana büyük bir ilgi görmüştür. Loren Dean, 2012 yılında kaybettiğimiz ünlü aktör Ernest Borgnine, Gore Vidal ve en son 2013 yılında Hesaplaşma Zamanı filminde rol alan oyuncu Alan Arkin’in başrolleri paylaştığı filmde Ethan Hawke, sonraları Kill Bill ile yıldızı parlaya Uma Thurman ve şimdilerin aranan oyuncusu Jude Law da filmde rol alan isimler arasında. Filmin konusundan bahsetmek gerekirse, 21. yüzyılda geçen filmde insan geni üzerinden yapılan çalışmalar çok ilerlemiş ve süper insanlar yaratılmaya başlanmıştır, sıradan bir astronot olan Vincent, Gattaki şirketinde birden bire büyük bir yükseliş gösterecektir. Peki bu sırdan bir yükseliş midir?
Cube (1997)
Yönetmen koltuğunda Kanadalı genç sinemacı Vincenzo Natali’nin oturduğu Cube düşük bütçelik bilimkurgu – gerilim türünde çekilmiş olsa da karşılaştığı yoğun ilgi ve beğeniler sayesinde devamında 2 filmin daha çekilmesine neden olmuştur. İlk filmin oyuncu kadrosunda Nicole de Boer, Nicky Guadagni, David Hewlett, Andrew Miller gibi isimleri bulunduran filmin o ilginç senaryosunu ise Vincenzo Natali ve André Bijelic üstlenmiştir. Filmi izlemeyenler için konusundan söz etmek gerekirse, birbirlerini daha önce hiç görmemiş yedi kişi uyandıklarında kendilerini bir küpün içinde bulurlar. Yan yüzeylerinden başka odalara geçilen küpün içinden bir çıkış yolu arayan seçilmiş kişiler küpün içinde kurulan tuzaklar ile baş etmeye çalışırlar. Seçilmiş kişilerin bilmedikleri tek şey ise çok farklı bir deneyin denekleri olduklarıdır. İlk filmin ardından 2002 yılında çekilen Cube: HyperCube ve 2004 yılında çekilen Cube: Zero izlemesi gereken başarılı filmler arasında ilk sıralarda yer alıyor.
The Matrix (1999)
Larry ve Andy Wachowski kardeşlerin yönetmenliğini yaptığı, yayınlandığı dönemden bugüne hala üzerine bir çok teori üretilen film listemizin en önemli ve izlenmesi gereken filmleri arasında ilk sırayı alıyor. Oyuncu kadrosunda Keanu Reeves, Laurence Fishburne, Carrie-Anne Moss ve üzerine çokça tartışılan karakter Ajan Smith rolü ile Hugo Weaving’i bir araya toplayan film, çok önemli bir yazılım şirketin de çalışan Thomas Anderson’ın geceleri Noe adıyla programlar kırarak Matrix’i bulmaya çalışır. Bir süre sonra esrarengiz bir şekilde Trinity ve daha sonraları ne kadar önemli biri olduğunu öğreneceği Morpheus’u çevresinde sıkça görecek olan Noe, yaşadığı hayatın beynindeki sanal gerçeklikten ibaret olduğunu anlayacak ve Morpheus’un liderliğindeki ekibe katılacaktır.
The Thirteenth Floor (1999)
Yönetmen koltuğunda Josef Rusnak’ın oturduğu film ülkemizde 13. Kat adıyla seyirciyle buluşmuştur. 1999 yılı yapımı filmin konusu bir hayli ilginç. Hannon Fuller büyük bir bilgisayar şirketinin sahibidir. Şirketin 13. katında çok gizli yazılımları deneyen Douglas Hall ve iş arkadaşı Whitney şimdiye kadar görmedikleri ve yaşamadıkları bir simülasyonun içine girerler. Buraya kadar her şeyin güzel gitmesine rağmen gerçek hayata döndüklerinde ikiliyi tahmin edemedikleri bir sorun beklemektedir. Dark City ile aynı tarihte vizyona girmesine rağmen beklenen ilgiyi görememiş filmin oyuncu kadrosunda Craig Bierko, Armin Mueller, Dennis Haysbert yer almaktadır.
Paprika (2006)
Yönetmenliğini Satoshi Kon’un yaptığı animasyon türündeki bilimkurgu filmi Paprika’nın senaristliğini Yasutaka Tsutsui üstleniyor. Bir dakika durup herkesin birbirlerinin düşlerini kendilerine yükleyebildikleri bir dünya düşünün. Terapi sırasında psikologların hastalarının düşlerine girmesini sağlayan bir makine üretilmiştir, fakat bir gün bu makine gizemli bir şekilde çalınır. İnsanların düşlerinin ve rüyalarının herkes tarafından bilinmesi ve ortaya dökülmesi ile düş ile gerçek arasında ki sınır kalkacak ve dünya da büyük bir kaos oluşacaktır. Bu büyük sorunu ise bir tek Paprika çözebilecektir.
Her (2013)
Yönetmenliğini ve senaristliğini Spike Jonze’un üstlendiği film bilimkurgu ve romantik dram türünü bir araya getiriyor. I’m Still Here filmi ile başarıyı yakalamış ünlü oyuncu Joaquin Phoenix, Lucy filmi ile gönüllere taht kurmuş aktris Scarlett Johansson, Amy Adams, Rooney Mara ve Olivia Wilde filmde yer alan isimlerden. 2000 yılında okuduğu bir makale sonucu böyle bir film çekmesi gerektiğine karar veren Jonze Her ile beklenmedik bir başarı elde etmiştir. Filmin konusunu bilmeyen için anlatmak gerekirse, Theodore Twombly yalnızlık çeken, içine kapanık bir insandır. Çocukluk aşkı olan eşi ile boşanma aşamasına gelen ve bulunduğu depresyon halinden bir türlü kurtulamayan Twombly, kendini geliştirebilen ve kişiselleştirebilen, yapay zekaya sahip bir işletim sitemi alır, fakat gün geçtikçe Samantha adını verdiği işlemciye karşı duyguları duyguları değişiklik gösterecektir.
Ex Machina (2015)
Ünlü yönetmen Alex Garlan’ın hem yönetmen hemde senaristlik koltuğunda oturduğu film 2015 yılına damgasını vurmuş filmler arasında yer alıyor. Bilimkurgu ve bilimsel gerçeklerin başarılı bir şekilde harmanlandığı filmin başrollerinde Domhnall Gleeson, Alicia Vikande, Garlan’ın çalışma arkadaşı olarak anılan Oscar Isaac ve Sonoya Mizuno gibi isimler yer alıyor. Filmin büyük bir başarı elde etmesinde ki en büyük etken ise Garlan’ın bir kaç sene sonra gerçekliğiyle karşılaşabileceğimiz robotlar ve yapay zeka konularını işlemesi. Filmi izlemeyenler için konusunu anlatmak gerekirse, Oscar Isaac tarafından üretilen insansı robot Vikander’i Turing testine tabi tutmak ve yapay zeka ile yönetmek üzere çağrılan bilim insanı Domhnall Gleeson’ın hikayesi anlatılmaktadır.
Beste Altun
101 yazı · 14 Şubat yani namı değer Sevgililer Günü’nde dünyaya geldi. İzmir’in havasını ve rahatlığını gittiği her yere taşıdı. Pocahontas izlemesiyle sinemaya olan aşkı başladı ve evde sürekli ‘bi kedi gördüm sanki’ diyen bir çizgi film fanatiğine dönüştü. Lise yıllarında yeni türler, yeni yönetmenler keşfetmeye başladıkça sinemaya olan tutkusu da arttı. İletişim Fakültesin de okumaya başladı ve yaptığı hemen hemen çoğu işte sinemayı da işin içine kattı. Şimdiyse sevdiği işin sinemanın peşinden koşuyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →








