BFI En İyi 10 İngiliz Erotik Film Seçkisini Yayınladı!
Cinsellik sanatta ve edebiyatta olduğu kadar, hatta belki de daha fazla sinemada kendine yer bulur. Hayatın aslında ta kendisi olan sinema, yine insanın vazgeçilmezi olan cinsellik olgusuyla kesişmeden edemez. Sinemanın neredeyse ilk yarım yüzyılı içinde cinsellik çoğunlukla erkek izleyiciyi sinema salonlarına çekmek için kullanılsa da zamanla bu durumda gelişmeler yaşanmış; özellikle kadının toplumdaki rolünün değişimiyle ve sosyal yaşamda kazandığı önemle birlikte bu filmler sadece erkek izleyicisine hitap etmez hale gelmiştir. Özellikle 21. Yüzyılın getirdikleri ve götürdükleri her nasıl toplumda köklü değişikliklere neden olduğu gibi; sinemada da köklü değişimlerin kapısını ardına dek açmıştı. Geçmişe doğru baktıığımızda İngiliz sinemasında da bu dönüşümleri ve gelişmeleri yaşamış; sinemada kadının yeri, toplumsal kimlik gibi konuların yer almasıyla da çeşitlenen yelpazesiyle başarılı örneklerle buluşmuştuk.
BFI tarafından hazırlanan, İngiltere sinemasından erotizmle öne çıkan 10 başarılı filmin yer aldığı liste!
BFI Tarafından Seçilen En İyi 10 İngiliz Erotik Filmi!
A Victorian Lady in Her Boudoir – 1896

Esme Collings’in yönettiği bir dakikalık bir kısa film olan; A Victorian Lady in Her Boudoir, yayınlandığı dönem göz önüne alındığında da farkına varacağımız gibi bu türün ilk örneği olabilir. Bir kadının soyunmasını izlediğimiz kısa filmde, Collings yasakların ve bu yıllar gibi birçok konuda henüz rahatça konuşur hale gelmemiş toplumun gölgesinde müstehcenlik sınırlarını zorlamış.
The Man in Grey – 1943

İngiltere sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olan Leslie Arliss imzalı The Man in Grey, başarılı bir melodram örneği. 1941’de yayımlanan aynı adlı romandan uyarlanan yapımın başrollerinde ise Margaret Lockwood, Phyllis Calvert, James Mason ve Stewart Granger yer alıyor. Güzel ve oldukça varlıklı bir kadın olan Clarissa’nın hayatında Marquis’le evlenene kadar her şey yolunda gitmektedir. Aynı zamanda acımasız da bir adam olan Marquis ile olan evliliğinden hiç memnun olmayan Clarissa için işler eski bir arkadaşı Hesther ile karşılaşmasıyla iyice karışır. Hesther Clarissa’ya ait ne varsa ele geçirmeye başlar.
Naked as Nature Intended – 1961

Yapımcılığını ve yönetmenliğini George Harrison Marks’ın üstlendiği Naked as Nature Intended, Spielplatz, Herdfordshire’daki çıplaklar kampında çekilmiş; İngiliz Sansür Kurulu tarafından da bazı şartlara uyulduğu takdirde, bir belgesel tadında olduğu için kabul görmüştür. Filmin başrolünde yer alan Pamela Green’in bu filmdeki rolüyle bir modele dönüşmesi ve Harrison Marks’ın çektiği görüntülerle film çok geçmeden İngiliz sinemasının ilkleri arasına adını yazdırdı.
Women in Love – 1969

D.H. Lawrence’ın aynı adlı romanından uyarlanan; Ken Russell’in yönetmenliğini üstlendiği Women in Love, birçok adaylığının yanında ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında Altın Küre ödülüne layık görüldü. Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngiltere’de bir madenci kasabasında geçen hikaye; iki kız kardeş ile iki erkek arasındaki ilişkileri konu alır. Bağlılık, sevgi gibi kavramları sorgulayan film; İngiliz sinemasının en çok konuşulan sekanslarının sahibidir.
Eskimo Nell – 1974

Yönetmen koltuğunda Martin Campbell’in oturduğu, yapımcılığını ise Stanley Long’un üstlendiği Eskimo Nell’in oyuncu kadrosunda Roy Kinnear, Anna Quayle, Katy Manning, Christopher Timothy gibi isimler yer alıyor. Filmdeki birçok karakterin gerçek hayattaki karakterlerden esinlenerek yaratılan Eskimo Nell, bir yazar, bir yapımcı bir de yönetmenin birlikte çalıştıkları bir erotik film üzerine bir komedi filmi.
Sebastiane – 1976

Hıristiyanlığın kutsal ikonlarından biri ve ilk dönem azizlerinden biri olan Aziz Sebastiane’ın yaşamı oldukça trajik ve olaylı geçmiştir. İtalya’nın küçük bir sınır karakolunda görev yapan Sebastiane, eşcinsel olduğu için insanların dışlanmadığı bir dönemde yaşamaktadır. Pagan komutanlarından biri olan Severus tarafından sürekli olarak tacize uğrayan Sebastiane, tacizlere boyun eğmeyip bu duruma karşı gelmesiyle işler karışır ve Sebastiane acı dolu bir sona doğru sürüklenir. Paul Humfress ile Derek Jarman’ın yönetmenliğini senaristliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Leonardo Treviglio, Barney James ve Neil Kennedy yer almaktadır. İngiltere sinemasının en müstehcen filmi olarak bilinen Sebastieane, şaşırtıcı bir şekilde sansür kurulundan engellenmemiştir.
Bad Timing – 1980

Viena’da Amerikalı bir kadın, aşırı dozda ilaç alarak intihar girişiminde bulunur ve hastanede tedavi altına alınır. O sırada bir polis memuru hastanın sevgilisinde bir şeylerin yolunda gitmediğinden şüphelenerek; geçmişini araştırmaya başlar. İzleyici geri dönüşlerle kadının neden intihara kalkıştığını, profesör sevgilisini anlamaya çalışırken; aynı zamanda tüm olay zincirine tanık olur; kadının alkol problemi, sevgilisiyle yaşadığı fırtınalı ve tutkulu cinsel yaşamı… Nicolas Roeg’i yönetmen koltuğunda gördüğümüz Bad Timing: A Sexual Obsession’un oyuncu kadrosunda ise Art Garfunkel, Harvey Keitel ve Theresa Russell yer almaktadır.
The Pillow Book – 1995

Oyuncu kadrosunda Vivian Wu, Ewan McGregor, Roger To Thanh Hien gibi isimlerin yer aldığı; yönetmenliğini ise Peter Greenaway’in yaptığı The Pillow Book, erotizmi edebiyatla bütünleştirmiş, tutkuyu sanatla ve müzikle harmanlamış; kadın ile erkek arasındaki entelektüel ve erotik çekiciliğin sınırlarını sorgulayan bir film. Nagiko’nun babası ona küçüklüğünden beri her doğum gününde hediye olarak, bir kaligraf tarafından vücuduna dövme işletir. Dövmelerindeki aşk şiirleri ise 10yy’dan kalma; The Pillow Book adındaki bir günlükten alınmaktadır. Nagiko büyüdükçe babası bu ritüelden vazgeçerek; kızının evlenmesini ister ancak Nagiko için bu evlilik mutluluk getirmez. Onun için hayatın anlamı ve arayışı; çıplak bedenine şiirler işleyecek bir aşıktır ve bir gün Jerome adında genç bir İngiliz ile tanışır.
The Mother – 2003

İlk kez Tribeca Film Festivali’nde gösterilen ve izleyiciler tarafından oldukça beğenilen; tüm olayları ve karakterleri seyirciyle en objektif şekilde göstermeyi başaran The Mother, aslında sevgisizlik ve bencillik kavramlarını ele alan hikayesiyle dikkat çekiyor. Yıllarca kocasıyla aynı yatakta bile yatmayan, mutsuz bir evliliğe hapsolmuş olan May’in kocasının ölmesinin ardından özgürleşmesini ve çocuklarının arkadaşıyla yaşadığı tutkulu ilişkiyi konu alan filmin yönetmen koltuğunda Roger Michell oturuyor. The Mother’ın oyuncu kadrosunda ise Anna Wilson Jones, Daniel Craig ve Anne Reid yer alıyor.
Brilliantlove – 2010

Ashley Horner’ın yönetmenliğini üstlendiği; Sean Conway’in ise senaryosunu kaleme aldığı Brilliantlove’ın başrollerinde ise Nancy Trotter Landry ile Liam Browne yer alıyor. Fotoğrafçı Manchester, sevgilisi Noon ile sevişirken fotoğraflarını çekmekten hoşlanmaktadır. Ancak çektiği tüm bu fotoğrafları bir gün gittikleri bir barda unutunca işler bambaşka bir boyuta taşınır. Fotoğraflar Franny isimli porno sektöründe önemli bir adama ulaşır ve başarılı buluğu fotoğrafları halka açık bir galeride sergilemeyi teklif eder.
The Duke of Burgundy – 2014 (BONUS)

Kelebekler üzerine araştırma yapan, 30 yaşında bir kadın olan Evelyn; her gün günlük ev işlerini yapmak için bir başka böcek türleriyle ilgili olan Cynthia’nın evine gider. Evelyn’den yaşça büyük olan Cynthia’nın soğuk ve acımasız tavırları dikkat çekerken; Evelyn’e karşı kötü davranmaktan da vazgeçemez. Gün geçtikçe aralarında artan tutkuyla; paralel olarak artış gösteren efendi köle ilişkisi içinden çıkılamaz bir hal almıştır artık. Artık bir tür bağımlılığın içine hapsolmuş olan Evelyn, ilişkiye oldukça zarar verecektir. Yönetmenliğini Peter Strickland’ın üstlendiği filmin başrollerinde ise Chiara D’Anna ile Sidse Babett Knudsen yer almaktadır. The Duke of Burgundy; filmleriyle kendisine ait bir tarz yaratmayı başaran Stricklan’ın yarattığı muazzam sinematografisi, tamamen kadınların dünyasında geçen hikayesi ve kendisine özgü kurduğu evreniyle oldukça dikkat çekici bir yapım.
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →