Belleklerde Yer Eden 10 Tuhaf Film Karakteri!
Sinemanın bize sağladığı en büyük avantajlardan biri de gerçek hayatta belki de asla karşılaşamayacağımız birçok karakteri karşımıza çıkarması ve yaşam öykülerini bizlerle buluşturmasıdır. Beyazperdede karşımıza çıkan birçok karakterin iyi bir portre çizdiğini gözlemleriz fakat tuhaf yaratılışlı karakterlerin ilgimizi daha fazla çektiği gerçeği yadsınamaz. Birbirinden garip özellikler barındıran bu karakterler, belleğimizde öylesine yer eder ki üzerinden yıllar geçse de unutmamız imkan dahilinde bile değildir. Henry Spencer’dan Freddy Krueger’a belleğimizde yer etmiş en tuhaf 10 film karakterini sizler için derledik.
Belleklerde Yer Eden 10 Tuhaf Film Karakteri
Norman Bates – Psycho (1960)

Efsanevi yönetmen Alfred Hitchcock’un imzasını taşıyan ve kült korku filmleri arasındaki yerini asla kaybetmeyecek olan Psycho’yla başlayalım. Hitchcock’un başyapıtı olarak da nitelendirebileceğimiz Psycho’yu Psycho yapan en önemli etkenlerden biri kuşkusuz ana karakter Norman Bates’dir. Anthony Perkins’in başarılı performansıyla hayat verdiği Norman Bates, “oedipus kompleksi” adlı psikolojik problemden muzdariptir. Annesine öğlesine bağlıdır ki, onu geçirdiği cinnet esnasında öldürür fakat sonrasında kendini onun hala hayatta olduğuna inandırır ve çeşitli cinayetler işler. Norman Bates’in tuhaflığını en çarpıcı biçimde yansıtan sahnelerden biri ise anne kimliğine girip otelde tanıştığı Marie adlı kızı öldürmek için annesinin kıyafetlerini giymesidir; çünkü Marie “oğlunu” tahrik etmeye çalışıyordur ve buna bir son verilmelidir. Norman Bates’in yüzyıllar boyunca sinema tarihinin en etkileyici ve en tuhaf karakterleri arasında üst sıralarda yerini koruyacağı yadsınamaz bir gerçek.
The Child Catcher – Chitty Chitty Bang Bang! (1968)

Chitty Chitty Bang Bang, Roald Dahl’ın senaristliğini üstlendiği ve Ken Hughes’i yönetmen koltuğunda gördüğümüz bir macera yapımı. Ian Fleming’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarlanan Chitty Chitty Bang Bang, Potts ailesinin maceralarını eğlenceli bir biçimde ele alıyor. Potts ailesinin babası Caractacus Potts, yüzmek ve uçmak gibi birçok sıradışı özelliğe sahip bir araba icat eder. Baron Bomburst’ün bu arabanın peşine düşmesi ise maceranın dozunu artırır. Ne var ki, Child Catcher adlı karakterin ortaya çıkmasıyla filmin seyri değişir. Bir çocuk yapımında “Çocuk Yakalayıcısı” adında bir karakter olması yeterince tuhaf değilmiş gibi, garip kıyafetleri ve süslediği at arabasıyla ücretsiz şeker ve dondurma dağıttığını iddia eder; çocukların kendine yaklaşmasını sağlar ve ardından onları aslında içinde kafes olan at arabasına hapseder ve kaçırır. Tüm bunların bir çocuk filminde yaşanıyor olması yeterince garip değil mi?
Willy Wonka – Willy Wonka and the Chocolate Factory (1971)

Mel Stuart’ın yönetmenliğini üstlendiği ve Roald Dahl’ın senaryosunu kaleme aldığı 1971 yapımı Willy Wonka and the Chocolate Factory, 7’den 70’e herkesin beğenisini kazanan fantastik bir film olarak karşımıza çıkıyor. Roald Dahl tarafından 1964 yılında kaleme alınan çocuk kitabının beyazperde uyarlaması olan film, Charlie Bucket adlı karakterin altın bilet kazanarak Willy Wonka’nın çikolata fabrikasını ziyaret etmesini konu alır. Hikayenin odağı Charlie olsa da, Willy Wonka karakteri filmin en can alıcı sahnelerinden birine imza atarak odağı tamamen değiştiriyor. Evet, doğru bildiniz, tünel sahnesi. Sahnenin sadece 2 dakika uzunluğunda olmasına karşın, karanlık atmosferi ve barındırdığı saykodelik motifler Gene Wilder’ın kendine özgü performansıyla bir araya geldiğinde geriye söylenecek bir şey kalmıyor. Bu sahnenin Willy Wonka karakterinin tuhaflığı açısından buzdağının görünen yüzü olduğunu söylemek hiç de yanlış olmayacaktır.
Leatherface – The Texas Chainsaw Massacre (1974)

Yönetmenliğini Tobe Hooper’ın üstlendiği 1974 yapımı The Texas Chainsaw Massacre, bir grup arkadaşın Teksas’ta maskeli bir akıl hastası tarafından elektrikli testereyle öldürülmesini seyirciyle buluşturur ve tüm zamanların en etkileyici korku filmleri arasında yer alır. Günümüzde de popülerliğini yitirmeyen ve 2003-2006 yıllarında bir kez daha beyazperdeyle buluşan yapımın kilit karakteri Leatherface olarak karşımıza çıkar. Acımasız bir katil portresi çizen Leatherface karakterine 1974 versiyonunda Gunnar Hansen hayat vermiştir. Cinayetlerini testere ile işleyen Leatherface maskeleriyle meşhurdur. Cinayet işlerken cinayet maskesini, ev işleri yaparken yaşlı kadın maskesini ve yemek yerken güzel kadın maskesini takar. İlginç bir ailede büyüyen Leatherface, tüm hayatını etkileyen fiziksel ve zihinsel anomalilere sahiptir fakat bu bozukluklar cinayet işlediği sırada ona avantaj sağlar. Leatherface, Gunnar Hansen’ın akıllarda yer eden performansıyla sinema tarihinin en ürpertici karakterlerinden biri olarak karşımıza çıkar.
Henry Spencer – Eraserhead (1977)

Gerçeküstü ögeleri ve garip karakterleri büyülü fenere kendine has biçemiyle yansıtan usta yönetmen David Lynch’in 1977 yapımı Eraserhead filmiyle devam ediyoruz. Muazzam bir derinliğe sahip Eraserhead, her seyircide farklı hisler uyandırır. Lynch’in ilk uzun metrajlı filmi olmasıyla ayrı bir önem arz eden Eraserhead’in baş karakteri Henry Spencer, ikonik karakteriyle sinema tarihine adını yazdırmıştır. Lynch’in gözünde ayrı bir değeri olan Jack Nance’in hayat verdiği Henry Spencer karakteri, filmin post-apokaliptik atmosferini ve Henry’nin girdaplarla dolu bilinçaltını film boyunca tüm hücrelerinizde hissettirir.
Jack Torrance – The Shining (1980)

Bir korku efsanesi The Shining ve Jack Nicholson’ın akıllara durgunluk veren performansı bir araya geldiğinde sözcükler hiçbir zaman yeterli olmayacaktır. Usta yönetmen Stanley Kubrick’in imza attığı 1980 yapımı The Shining, ana karakter Jack Torrence’ın Overlook Oteli’nin bakımını üstlenmesi ve ailesiyle orada kaldığı esnada gelişen olayları konu alır. Jack Torrence’ın oteldeki hayaletler tarafından ele geçirilmesi ve sonrasında mükemmel bir eş ve baba rolünden sıyrılıp katile dönüşmesi, Nicholson’ın filmin tuhaf atmosferini yansıtan performansıyla etkileyici bir biçimde seyirciye sunuluyor.
Freddy Krueger – A Nightmare on Elm Street (1984)

Wes Craven’ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği 1984 yapımı A Nightmare on Elm Street denildiğinde aklımıza anında “Freddy Krueger” karakteri gelecektir. Stephen King’in romanından uyarlanan yapımda Robert Englund’un canlandırdığı Freddy Krueger, filmin yayınlandığı tarihten itibaren çocukların korkulu rüyası haline gelmiştir. O meşhur çizgili kazağı, eldiveni, yanmış yüzü, insanları uyurken öldürmesi ve rüyalarına girerek dehşet saçması ve elbette espri anlayışı karakterin sayısız tuhaflıklarından sadece birkaçı olarak karşımıza çıkar.
Reverend Kane – Poltergeist II: The Other Side (1986)

Brian Gibson’ın yönetmen koltuğunda karşımıza çıktığı ve Michael Grais’in senaristliğini üstlendiği Poltergeist II: The Other Side, 1986 yılında Poltergeist serisinin ikinci filmi olarak seyirciyle buluştu. Sıradan bir hayat süren Freeling ailesinin doğaüstü güçlerle olan mücadelesinden sonra yeni bir eve taşınmalarını fakat güçlerin etkisinden bir türlü kurtulamamalarını hatta bu kez kızları Carol Anne’i hedef alınmasını konu alan Poltergeist II’nun en etkileyici karakterlerinden biri şüphesiz Reverend Kane’dir. Poltergeist II ilk filmin gölgesinde kalsa da, Kane karakteri filmin niteliğini oldukça artırmıştır. “The Beast” olarak da bilinen Kane, öteki hayata geçiş için Carol Anne karakterini ele geçirmeye çalışır ve tuhaflıklar silsilesi yeniden başlar.
Dr. Hannibal Lecter – Silence of the Lambs (1991)

Jonathan Demme’in yönetmenliğini üstlendiği 1991 yapımı Silence of the Lambs, efsanevi Dr. Hannibal Lecter karakterini bizlere tanıtır ve yıllar boyu seyircilerin, sinema ve televizyon endüstrisinin ilham kaynağı olmasını sağlar. Dr. Hannibal Lecter, sıradan bir insana göre olağanüstü bir zekaya sahiptir ve bu zekası onu açgözlü ve profesyonel bir yamyama dönüştürür. Filmde sadece 15 dakikalık bir performans ile karşımıza çıkmasına rağmen, öylesine etkili bir performans sergiler ki sinema tarihinin en ürpertici fakat bir o kadar da olağanüstü oyunculuğuna tanık olma şansını yakalarız ve usta oyuncu Anthony Hopkins bu rol sayesinde Akademi ödülü dahil birçok ödülü kucaklar.
Dr. Heiter – The Human Centipede (2009)

Tom Six’in senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği 2009 yapımı The Human Centipede serisi 3 filmden oluşuyor. Seri içeriği yüzünden birçok olumsuz eleştirilere maruz kalıyor fakat filmin aynı zamanda birçok ödül kazandığını görüyoruz. The Human Centipede, doğası ve konusu gereği oldukça tuhaf ögeler barındırıyor. Dr. Heiter adlı karakterin üç turisti kaçırması ve ardından onları bir kırkayak haline getirmek için kullandığı “ilginç” yöntemleri ele alan The Human Centipede’in en can alıcı noktası ise Dr. Heiter’ı canlandıran Dieter Laser’ın performansı.
Gökçen Sena Duman
77 yazı · 1995 yılında Karabük’te doğdu. Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim- Tercümanlık bölümünde lisans öğrencisi. Kendini 70’li yıllara ait hisseder. En büyük hayali ise The Boat That Rocked’ın büyülü dünyasındaki bir radyocu olmak.
Yazarın diğer yazılarını gör →