· 5 dk okuma

Before Serisinin Muhteşem Bir Üçleme Olduğunun 10 Kanıtı!

Before Serisinin Muhteşem Bir Üçleme Olduğunun 10 Kanıtı!

Zamanın sihriyle bizi tanıştıran başarılı yönetmen Richard Linklater, Before üçlemesiyle dokuz yıl arayla bizi farklı şehirlerde, günün üç farklı dilimiyle buluşturmayı başarmış; Celine ve Jesse ile tanıştırmıştı.  Zamanın üzerinde büyüleyici bir etkisinin olduğuna inandığım Linklater’ın belki de aşkı en yalın anlatan filmlerinin yer aldığı Before serisi neden bu denli sevilen ve başarılı bir üçleme oldu?

Celine ile Jesse’in hikayesi Viyana’da başlıyor. Olağandışı gördüğümüz ama hep bir gün gerçekleşeceğine dair umudumuzun tükenmediği masalsı bir aşk. Sonra hafif bir uyanır gibi olup; Paris’te tekrar rüyaya dalıyoruz. Ama sonra yıllar sonra Yunanistan’da gerçek dünya karşımıza çıkıyor ve artık sonsuza kadar gözlerimizi açıyoruz. Tüm o hikaye ‘Gün Doğumu’ ve ‘Gün Batımı’ gibi görünüp kayboluyor. Peki bu bir görünüp bir kaybolan derin aşktan, izleyici olarak bizim elimizde neler kaldı, birlikte inceleyelim.

Before Serisinin Muhteşem Bir Üçleme Olduğunun 10 Kanıtı!

Zamanın Etkin Kullanımı

before-midnight2-filmloverss

Her filmin arasında 9 yıl bulunduğu gerçeğini göz önüne alırsak 3 filmi izleyiciyle buluşturmak için bunun uzun bir süre olduğunu söyleyebiliriz. Böylesi bir hikaye bazı yaşlandırma hileleriyle birkaç yıl içerisinde tüketilip gidebilirdi de. Ancak Linklater’ın gerçekçilikle beslediği büyüsü tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Geçen bunca zaman içerisinde karakterler kadar onlara hayat veren Julie Delpy, Ethan Hawke ve hatta Linklater da değişiyor ve gelişiyor. Bu süreçlerde birbirini daha iyi tanıyan ve senaryoyu, diyalogları birlikte yazan karakterlerin hangi cümleye nasıl tepki vereceğini artık kendiliğinden yaşayabilen bir ekibe dönüşüyorlar. Geçen bunca zaman tam olarak bu yüzden filmlerin etkisini gittikçe artırıyor.

Gerçekçi ve Doyurucu Diyaloglar

before-sunrise2-filmloverss

Söz konusu diyalogların barındırdığı felsefi derinlik, birçok düşünürün ifade edemediği kadar yalın ve akıcı, birçok kitapta şahit olamayacağımız kadar gündelik ve çarpıcı bir gerçeklikle sunuluyor. Aslında seriyi tamamlayan sinemaseverin durduğu nokta da bu etkiyle doğru orantılı; seyirci, müthiş bir deneyim yaşıyor. Linklater, karakterleri odağına alarak ve onları dile getirerek seyircisine dev ve zaman zaman acımasız bir ayna tutuyor. Belki hayatınızın bir noktasında kurduğunuz ya da kuracağınızı hissettiğiniz o cümle, filmde başroldeki oyuncunun ağzından çıkınca sizi olduğunuz yere çiviliyor. Rutin hayatınızda beyninizi düşünsel olarak oyalayan tüm aforizmaların, teoride kalan bilgilerin, açığa çıkmamış ifadelerin çırılçıplak karşınızda durduğunu düşünün. Bir nevi soğuk duş etkisi. Tüm teoriler samimi bir şekilde ve durmaksızın pratiğe dökülüyor.

Yaşanabilir Olaylar

before sunrise3-filmloverss

Film üzerine durup düşündüğümüzde her şeyin aslında biraz şanstan ibaret olduğunu ve bir gün birimizin başına gelebileceğini iddia edebilmek ne kadar keyifli değil mi? Çok farklı janrlarda örnekler olsa da bir Matrix ya da Yüzüklerin Efendisi üçlemelerini izlerken gerçekliğin dışında farklı bir haz alırız ancak bir gün her birimiz bir trene/otobüse binip kendimizi derin bir sohbetin içerisinde bulabiliriz. Filmde gerçekleşen her olayın abartıdan uzak ve salt yaşanabilir oluşu üçlemenin izleyeni kendisine bambaşka bağlarla sarıp sarmalamasına sebep oluyor.

Geniş Bir Çerçeveyi Ele Alması

before-midnight-filmloverss

Bugüne dek genellikle ilişkilerin kısa süreli ve tek yüzüyle karşı karşıya geldik. İnanılmaz tanışma hikayeleri, yaşanan fırtınalı bir aşk, sonunda hüzünlü ya da mutlu bir son. Before serisi, bizi aşkın bitmiş gibi görünse de bitmeyebileceğine, şartlar ne olursa olsun her durumdan geri dönülebileceğine ikna ediyor fakat en önemlisi bir masal gibi mükemmel başlayan bir birlikteliğin bile monotonlaşabileceğini gözler önüne seriyor. Tam olarak bu gerçekçi yaklaşım Before serisini unutulmaz ve kıymetli kılıyor.

Şehirlerin Hikaye Anlatımında Etkin Kullanımı

beforesunrise_filmloverss

Linklater filmlerinin en belirgin ortak özelliği; uzun monologlar, röntgenci bir kameranın takip ettiği uzun sekanslar ve oldukça güçlü şehir tasvirleri diyebiliriz. Yalnız burada bir parantez açmakta fayda var; bu tasvirler Woody Allen’ın yaptığı gibi söz konusu şehirleri başrol kadar kilit bir noktaya konumlandırmaktansa, filmin alt yapısı haline getirmekle daha çok ölçüşüyor. Before üçlemesine baktığımızda hikâyenin geçtiği şehirler (Viyana, Paris, Yunanistan) filmin ahengini tamamlayan ve felsefî derinliğini temellendiren birer unsur görevi görüyor.

Sinemaya Saygı Duruşları İçermesi

before-sunrise-ethanhawke-filmloverss

Linklater bu sinema dilini zaman zaman hayranı olduğu Fransız Yeni Dalga akımının temsilcilerine yaptığı güzellemelerle desteklediği gibi (Celine’in davranışları, Godard’ın Vivre sa vie filmindeki “Nana” karakterini anımsatır) alt metni ve ara diyaloglarıyla da önemli mesajlar veriyor. Yanı sıra Before Sunrise filminde pinball makinesinin yanında geçen diyaloglarda film Godard’ın Vivre sa vie filmine göndermedir. Before Sunset’te Seine nehrinin kıyısında bota bindikleri sahne Casablanca’nın flashback sahnesini anımsatır.

Mükemmel Oyunculuklar

Before-Sunset2-filmloverss

Before serisi, oldukça derin ve felsefi bir metne sahip bu derinliğin yanında da bir hayli minimal bir seri. Sonuçta elimizde bir şehrin sokakları, iki karakter ve bu iki karakteri yürürken, otururken takip eden bir kamera var. Bir bankta oturup uzun uzun konuşmak bir filmin seyir zevkini hem yok edebilir hem de göklere taşıyabilir. Bu farkı ortaya koyan da iyi yazılmış senaryo kadar sahnelerin oyuncular tarafından iyi oynanmış olması. Julie Delpy ve Ethan Hawke izleyicisini bir an bile şüpheye düşürmeden her konuyu öylesine doğal tartışıyorlar ki, tek seçeneğimiz bu tartışmaya eşlik etmek oluyor.

Başarılı Bir Sinematografi

before-sunrise-julie-delpy-filmloverss

Üç filmde de iki karakteri uzun uzadıya takip eden plan sekansların sinematografiye damgasını vurduğunu belirtmek gerek. Bazen dakikalarda şehirde yürüyen Céline ve Jesse’yi takip ediyoruz. Odağımız karakterlerde ve diyaloglarındayken bir yandan da şehirleri turlama imkanı tanıyor Linklater bizlere.

Üç Filmin de Kendi Zamanında Kendi Güzelliklerine Sahip Olması

Before-Sunrise-1995-filmloverss

Bu tür serilerin ortak özelliği genellikle bir filmin fazlasıyla ön plana çıkması ya da birinin diğerlerinden daha zayıf kalmasıdır. Before serisinde böyle bir problemle karşılaşmak gerçekten mümkün değil çünkü aynı filmin ara verilmiş üç parçasını izlemek gibi devamlılık içeren ve insanı bıraktığı yerden alıp yeni başlangıcına götürmeyi başaran bir anlatı yapısı var. Her film, kendi anlattığı dönem içerisinde kendine has bir güzelliğe sahip. Before Sunrise, gençliğin heyecanlı ve keşfedici yanını, Before Sunset artık büyümüş olmanın getirdiği sorumlulukları ve duygu durumlarını, Before Midnight ise uzun süren bir ilişkinin ve artık orta yaşa gelmiş bir çiftin yüzleşebileceği sorunları merkezine alıyor. Her film kendi anlattığı dönemin hissiyatını olabilecek en başarılı biçimde ekranlara taşıyor.

Aşkın Karmaşasına Yazılmış Bir Şiir Oluşu

before-sunset-filmloverss

Aşk hayatımıza aniden girebilir, girdiği gibi yok da olabilir. Yok olduğu yerde derin bir boşluk da bırakabilir, en tuhafı da o boşluk bir gün beklenen tarafından doldurulabilir. Aşkın bu karmaşasını ve uçup gidebilirliğini muazzam bir biçimde yansıtan Before serisinin karakterleri tüm bu aşamalardan geçiyor ve aşkın doğasında var olan bir başka noktada tıkanıyor: Yaşanan gelgitlerin yarattığı heyecandan sonra bir bütün olmanın ve hayatı birlikte devam ettirmenin ilişkide sebep olduğu sorunlar. İlişki ve hatta evlilik sorumlulukları beraberinde getirerek ve bu sorumlulukların altında tarafları boğarak neden bir arada olduklarını unutturabilen bir etkiye sahip. Bu noktada Before Midnight filminde aşkın doğasının acı gerçekleriyle de yüzleşiyoruz.


Ecem Şen

Ecem Şen

675 yazı

Yazarın diğer yazılarını gör →