Balık
1997 yılında çektiği Tabutta Rövaşata filmi ile ülkemizde ve dünyada bir çok ödül ve bundan öte takdir kazanan Derviş Zaim, bu dönemdem sonra çektiği yedinci film olan Balık ile yeniden sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Doğa ve insan ilişkisi üzerinden ilerleyen film, bir göl kenarında yaşayan ve geçimini balıkçılıkla sağlayan bir ailenin öyküsünü anlatıyor.
Kaya, karısı ve kızıyla bir göl kenarında yaşayan ve geçimini gölden yakaladığı balıkları satarak sürdürmeye çalışan bir adamdır. Kızları konuşamamaktadır ve devamlı doktorlara gidip modern tıptan çare aramaktadırlar. Filiz ise kızının iyileşmesi için geleneksel yöntemlerden medet ummaktadır. Ölmüş dedesinden yardım isteyen ve rüyasında gölün yararına bir hareket yapması gerektiğini gören Filiz, kocasını ve kasabada yaşayan diğer insanlara bu yönde telkinlerde bulunmaktadır. Sürekli geçim zorluğu yaşayan Kaya, kısadan hayatını kurtarmak için göle ve doğaya karşı yapmaması gereken hareketler yapınca bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödeyecektir.
Derviş Zaim’in Devir ile başladığı doğa üçlemesinin ikinci filmi olan Balık, doğanın hor kullanılmasını ve insanın bu durumdan alacağı zararları konu ediyor kendisine ve bunu da gayet ustalıkla yansıtmayı başarıyor. Senaryo düzeyinde gayet tutarlı bir çizgi izleyen film, gereksiz bütün fazlalıklarından kurtularak net bir anlatım yakalamayı başarıyor. Zaman içinde sinemada kendi dilini oluşturmayı başaran Zaim, hem teknik anlamda, hem de içerik düzeyinde oluşturduğu kurguyla seyirciyi tatmin edebiliyor. Bülent İnal’ın çaresizlik içindeki baba rolüne inanarak oynaması karakterin seyirciyle duygu transferini arttırırken, özellikle filmin geçtiği bölgenin filmde aldığı konum da yine İnal’ın performansı kadar takdir edilesi. Özellikle gerçek bir hikayeden yola çıkılırak oluşturulan filmin final bölümü, filmi ve filmde anlatılan hikayeleri bütünlerken, görsel anlamda da damakta hoş bir tat bırakıyor.
Derviş Zaim’in filmografisi içinde en tepede durmuyor belki Balık ama yönetmenin sinemaya dair artık ne istediğini, nasıl gerçekleştirmesi gerektiğini bilmesinden kaynaklı olarak son dönemdeki yerli filmler arasından sıyrılmayı başarıyor. İnsanoğlunun en birincil problemlerinden olan doğa ile ilişkisini bir türlü sürdürülebilir bir dengeye oturtamasını kendisine dert edinen yönetmen, hem hayata bakışı, hem sinemasının konusu ve hem de sinema yapma teknikleriyle genç meslektaşlarına örnek olabilir umarım.
Nuri Şimşek
138 yazı · 1990 yılında İstanbul’da doğdum. 13 yaşına kadar yaşadığım bu büyük şehrin ne kadar büyük olduğunu tam kavrayamadan Çorlu’ya taşındık. 4 sene sonra da Milas’a. Yaşadığım şehirlerin küçülen coğrafyaları, beni daha büyük dünyalar aramaya yönlendirdi. Benim büyük dünyam sinema oldu. 80′lerde nasıl VHS’ler uçuşuyorsa ortalıkta, benim gençliğimin başları da önce VCD ardından da DVD’lerle geçti. Her fırsatta film izliyor, farklı dünyalara yolculuk ediyordum.Bir gazetenin haftasonu verdiği DVD’ler ile başlayan koleksiyonum ilerleyen yıllarda büyük bir arşive dönüştü.
Yazarın diğer yazılarını gör →