· 11 dk okuma

Baba-Oğul İlişkisini Konu Alan 15 Etkileyici Film!

Baba-Oğul İlişkisini Konu Alan 15 Etkileyici Film!

The Godfather’dan Life is Beatiful’a Boyhood’tan Babam ve Oğlum’a baba-oğul ilişkisini konu alan 15 etkileyici film için sizleri şöyle alalım.

Oğuz Atay, ‘Babama Mektup’ öyküsünde bir oğlun babasına yakarışını şöyle söze döker: “Gene de sonunda sana bütünüyle benzemekten korkuyorum babacığım. Yani ben de sonunda senin gibi ölecek miyim?”

Çocukken düşlediğimiz kahramanlık hikayelerinde, uçurtma yaparken, balık tutarken, arabasının anahtarını çalmayı büyümek sanarken, gerçeklik buhranlarına kapıldığımız her anda aklımıza ilk gelen kişidir belki de pelerinsiz süper kahramanlarımız, babalarımız.

Baba ile oğlun kimi zaman çalkantılı, kimi zaman eğlenceli, kimi zaman ise duygusal ilişkisini konu alan filmleri sizin için listeledik.

Baba-Oğul İlişkisini Konu Alan 15 Etkileyici Film

The Kid (1921)

the-kid-filmloverss

Çocuğunun babası tarafından yüz üstü bırakılmış bir kadın olan Edna, bebeğini zengin bir evin önüne lüks bir arabayla bırakır. Aradan çok geçmeden pişman olup geri dönen Edna çocuğunu bulamaz, araba çalınmıştır. Arabayı çalan adamlar ise içinde bebeğin olduğunu fark edince onu sokağın ortasında bırakırlar. Oradan geçen Charlie, çocuğu sahiplenir. Sonra zaman geçer, Jack adını verdiği çocuk büyümüş, Charlie’yle birlikte fakir ama mutlu bir aile olmuşlardır. Jack gizlice evlerin camlarını kırar, tesadüfen oradan geçmekte olan Charlie de evlerin camlarını yeniler, polislerden kaçarak da olsa ikili geçimlerini kazanıp hayatlarını sürdürmektedirler. Jack’in hastalanmasının ardından doktorun gelmesiyle, Jack’in Charlie’nin çocuğu olmadığını anlaşılır. Üstelik bir de Edna çocuğunu bulana ödül vereceğini açıklamış gazetelere ilan vermiştir.

Charlie Chaplin’in yönetmenliğini, yapımcılığını ve başrolünü üstlendiği The Kid’in hikayesi bazılarınıza Yeşilçam’dan tanıdık gelmiştir. O tanıdık hikaye, Memduh Ün’ün yönetmenliğini yaptığı, Kemal Sunal’ın başrolünde olduğu Garip’tir.

Bicycle Thieves (1948)

Bicycle-Thieves-filmloverss

Luigi Bartolini’nin aynı adlı romanından uyarlanan, senaryosunu Cesare Zavattini’nin yazdığı Bicycle Thieves’in yönetmenliğini ise Vittorio De Sica üstleniyor. İtalyan yeni gerçekçilik akımının simgesi olarak kabul edilen filmde Antonio ile Bruno’yu, Lamberto Maggiorani ile Enzo Stailo canladırır.

II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan yoksulluk atmosferi içinde yaşam mücadelesi veren Antonio Ricci, iki senelik işsizliğinin ardından nihayet iş bulmuştur. İlk iş gününde, işi için gerekli olan bisikleti bir afişi yapıştırdığı sırada çalınır. Hayatını sürdürebilmesi için bu işe, iş için de bisiklete ihtiyacı olan Antonio, polisten yardım ister. Polis, hırsızı kendilerinin bulmalarını söyleyince ise Antonio, 10 yaşındaki oğlu Bruno’yla Roma’yı karış karış gezerek, bisikletini aramaya koyulur.

The Godfather (1972)

the-godfather

Mario Puzo’nun kaleminden, ünlü yönetmen Francis Ford Coppola’nın elinden çıkıp klasikler arasında yer alan The Godfather, 1940lı ve 50’li yılların Amerikasında destansı bir İtalyan Mafya ailesinin hikayesini anlatıyor. Don Corleone’nin kızı Connie’nin hafızalara kazınan düğün sahnesiyle başlayan filmde, adım adım Corleone ailesini tanırız. Don Corleone bir suikast girişimi sonrasında işleri yönetemeyecek duruma gelince, ailenin büyük oğlu Sonny ile savaş gazisi olan Michael işlerin başına geçer. Biz de, babasıyla önceleri küs olan ve ailenin işlerine pek karışmayan Michael’ın, bu filmde ve diğer devam filmlerinde yaşadığı değişime ve ‘baba’ olmasına şahit oluruz.

Birçok dalda ödüle layık görülen The Godfather, Marlon Brando, Al Pacino, Robert De Niro gibi efsane isimleriyle, replikleriyle ve karakterleriyle sinema tarihine adını yazdırmıştır.

Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.

Kramer & Kramer (1979)

Kramer-Kramer-filmloverss

Kendini bulma arayışı sebebiyle kocasından ayrılan Joanna Kramer, aslında oğulları Bill ile kocası Ted’i de baş başa bırakmıştır. Büyük bir reklam ajansında, önemli bir projeden sorumlu olan Ted Kramer, Joanna’nın ayrılışından çok etkilenmiş üstelik bir de şimdi Bill’in tüm sorumlulukları onun üzerindedir. Tüm gününü Bill’le geçiren Ted, oğlunun gelişimi için kariyer hayatını askıya almıştır. Ted oğluyla tam bir bağ kurmuşken, Joanna’nın velayet davası açmasıyla yıkılır. Ebeveynlik mücadelesinin arasında kalan Bill ise bu durumdan hiç mutlu değildir, o her çocuk gibi ikisini de bir arada görmek istiyordur.

Avery Corman’ın aynı adlı romanından uyarlanan, yönetmenliğini Robert Benton’un yaptığı Kramer & Kramer, duygusal ve izlemesi keyifli hikayesinde hayatlarımızı işgal eden kapitalist düzenin aile yaşantısına sunduğu yaşam biçimine, babalık ve annelik sorumlulukları üzerine de söylediği sözleriyle de dikkatleri çeker. Beş dalda Oscar kazanan filmde başarılı iki isim Meryl Streep ile Dustin Hoffman yer alır.

Paris Texas (1984)

paris-texas-filmloverss

Amerika’ya bir Avrupalı gözüyle bakan Paris Texas’ın yönetmen koltuğunda Yeni Alman Sineması akımının bir parçası olan Wim Wenders oturuyor. Birçok kişi tarafından Wenders’in baş yapıtı olarak nitelendirilen Paris Texas’da, baş karakter Travis Henderson olarak karşımıza çıkacak isim Harry Dean Stanton’dur. Filmle ilgili önemli bir ayrıntı ise, Fransa ve Batı Almanya ortak yapımı olan filmde geçen Paris, Fransa’nın başkenti değil, Texas’ın küçük bir yerleşiminin adıdır.

Texas çöllerinde yol kenarında bitkin halde yürürken gördüğümüz Travis Henderson, bir barda yığılır ve kaldırıldığı hastaneden kardeşi Walt’a telefon edilir. Uzun zamandır kardeşi Travis’i arayan Walt ise karısı ve 8 yaşındaki oğlu Hunter ile birlikte yaşamaktadır. Önceleri hiç konuşamayan ama zamanla aile yaşantısına ayak uyduran Travis, hayatının akışını değiştirecek bir şey öğrenir. Aslında Hunter, Walt’ın değil Travis’in oğludur. Bunun üzerine bir süre sonra, Travis oğlunu da yanına alır ve kendisini dört yıl önce terk etmiş karısının peşine düşer.

Back to the Future (1985)

back-to-the-future-filmloverss

Şüphesiz Back to the Future, zamanda yolculuğun işlendiği hikayelerin en efsanesidir. Kabarık beyaz saçlarıyla tanıdığımız Dr. Emmett Brown ile galeyana gelme konusunda pek hızlı davranan, şaşkın Marty McFly’ın Delorean’la olan yolculuklarının belki de en eğlencelisi Marty’nin yanlışlıkla annesiyle babasının tanıştığı döneme, 1955 yılına gitmesinin anlatıldığı serinin ilk filmidir. Filmin yönetmenliğini de senaristliğini de Robert Zemeckis’in üstleniyor.

Yanlışlıkla 1955 yılına giden ve o zamanlar henüz genç olan babasını gören Marty, henüz tam olarak olanın bitenin farkına varmadan zamanın akışını değiştirecek hamleyi yapar ve babasını arabanın çarpmasından kurtarır. Ancak bu durum, her şeyi alt üst edecektir çünkü Marty böylece annesi ile babasının tanışmasını da engellemiştir. Üstelik bir de annesinin gençliği Marty’e karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Back to the Future, baba-oğul ilişkisinin anlatıldığı en sıra dışı hikayelerden birisidir.

Life is Beautiful (1997)

Life-is-Beautiful-filmloverss

II. Dünya Savaşı zamanında bir toplama kampında geçen hikayesiyle sinemaseverlerin ‘mutlaka izlenmeli’ kategorisine dahil ettikleri Life is Beautiful’u, onca kötülüğün yapıldığı bir toplama kampında, baş kahramanımız hayat dolu Guido’nun oğluna her şeyin aslında bir oyun olduğuna nasıl inandırdığını, gözleri dolu bir şekilde izlemeden edemeyiz. Filmin yönetmen koltuğunda, Guido’ya da hayat veren başarılı isim Roberto Benigni oturuyor. Cannes Film Festivali’nden büyük ödülle evine dönen film, üç dalda da Oscar ödülüne layık görüldü.

Zengin ve aristokratik bir aileden gelen Dora ile Yahudi Guido’nun mutlu bir evlilikleri, Giosue adında da bir çocukları vardır, ta ki Guido’nun oğluyla birlikte Yahudi toplama kampına götürüldüğü o güne kadar. Giosue’nin doğum gününde Guido, oğluyla birlikte kendisini bir toplama kampta bulmuştur. Guido, oğluna kampta olup biten her şeyin aslında bir oyun olduğunu, eğer bu oyunu kazanırlarsa doğum gününde istediği o tanka sahip olacağını söyler.

-Baba buraya köpekler ve Yahudiler giremezmiş?
-Bu dükkanın sahibini tanırım, köpeklerden korkar. Senin korktuğun bir hayvan var mı?
-Örümcek
-O zaman biz de dükkanımızın kapısına Örümcekler ve Vizigotlar giremez yazalım.

Liar Liar (1997)

Liar-Liar-filmloverss

Komedi filmlerinin akla gelen ilk isimlerinden biri olan Jim Carrey’in en iyi performanslarından birini sergilediği, Tom Shadyac’ın yönetmenliğini yaptığı Liar Liar, yaş günü mumlarını üflerken tutulan dileğin gerçekleşmesi nelere sebep olacağını eğlenceli bir şekilde gösterir.

Los Angeles’lı bir avukat olan Fletcher Reede, iflah olmaz bir yalancıdır. Babasının yalanlarından bıkan 5 yaşındaki Max’i, yine yalan söyleyerek doğum gününe gelmeyen babası çok üzer. O da elindeki tek silahı kullanıp, pastasının üzerindeki mumları üflerken babasının en azından bir gün hiç yalan söylememesini diler. Max’in dileğinin gerçekleşmesiyle, Fletcher’ın tüm hayatı tüm gerçekliğiyle alt üst olacaktır, artık onu yalansız bir 24 saat beklemektedir.

Max: Babam mı? O bir yalancı.

Öğretmen: Yalancı mı? Eminim onu demek istememişsindir.

Max: Takım elbise giyiyor, mahkemeye gidiyor ve hakimle konuşuyor.

Öğretmen: Ah.. Avukat demek istiyorsun.

Road the Perdition (2002)

road-to-perdition-filmloverss

American Beauty’nin ödüllü yönetmeni Sam Mendes’in imzasını taşıyan Road the Perdition, kiralık bir katil olan babayla oğlunun intikam hikayesini anlatır. Tom Hanks, Jude Law, Paul Newman gibi önemli isimleri bir araya getiren bu yapım, 6 dalda Oscar ödülüne aday gösterilmiş ve ‘En İyi Sinematografi’ ödülünün sahibi olmuştur.

1930’larda Ekonomik Buhran’ın hakimiyet sürdüğü yıllarda geçen hikayede, John Rooney adına çalışan, hayatını tetikçilik yaparak kazanan Michael Sullivan’ın intikam hikayesi anlatılır. Jr. Sullivan’ın, Rooney’in oğlu Connor Rooney’in babasının isteklerine karşı geldiği için bir adamı öldürdüğü sahneye tanıklık etmesiyle olaylar karışır. Görünürde küçük Sullivan’ın tanık olduğu cinayeti açığa çıkarmaması yüzünden, ama esas sebebin babası Sullivian’a olan kıskançlığından, Sullivan’ın karısı Annie’yi ve diğer oğlu Peter’i öldürür. Oğlu Jr. Sullivan’ı yanına alan Michael için artık intikam zamanıdır.

O zaman babamın tek korkusunun oğlunun da aynı yolda yürümesi olduğunu anladım.

Big Fish (2003)

big-fish-filmloverss

Edward Scissorhands, Beetlejuice, Ed Wood gibi klasikleşmiş filmlerde imzası olan efsane yönetmen Tim Burton’ın, Daniel Wallace’ın ‘Big Fish: A Novel of Mythic Proportions’ adlı romanından uyarlanan filmi Big Fish, adeta izleyiciye bir masal anlatır. Burton’un en kişisel filmim diye nitelendirdiği Big Fish, ölmek üzere olan babası hakkında hikayeler toplayan bir adamın öyküsünü anlatır. Filmin oyuncu kadrosunda Ewan McGregor, Albert Finney, Billy Crudup, Marion Cotillard, Helena Bonham Carter gibi birbirinden yetenekli oyuncular yer alıyor.

Gerçek dünya ile hayal alemi arasında gidip geldiğimiz filmde, Burton’ın dünyasına merhaba deriz. Will, çocukluğundan beri babasından hep aynı hikayeyi dinlemiştir. Büyük bir balığı nişan yüzüğüyle yakalayan Edward’ın hikayesi. Uzun zamandır görüşmediği ve ölmek üzere olan babasının yanına gelen Will yine Edward’ın hayat hikayesini, yine kendi ağzından, abartılı ve fantastik bir masal gibi dinlemeye mecbur kalacaktır.

Babam ve Oğlum (2005)

babam-ve-oglum-filmloverss

Babam ve Oğlum, samimi ve güçlü bir öyküsüyle vizyona girdiği dönem izleyenler tarafından çok beğenilmiş ve hatta sinemadan ağlayarak çıkanların haddi hesabı olmamıştı. Yüreğe dokunan öyküsüyle, seyirciyi bir şekilde en hassas noktasından yakalamıştı. Belki çocukluğundan, belki kasabasından, belki de babasıyla olan ilişkisinden… Duygunun her türlüsünü hissettiğimiz, bir Ege kasabasında geçen bu öykü, bir baba oğlun yüzleşmesini filmin baş karakteri küçük Deniz’in masalsı dünyasıyla harmanlıyor.

Çetin Tekindor, Fikret Kuşkan, Hümeyra, Şerif Sezer, Özge Özberk, Binnur Kaya, Yetkin Dikinciler gibi yetenekli oyuncuları bir araya getiren Babam ve Oğlum’un hikayesi, uzun yıllardır babasıyla küs olan Sadık, ölümcül bir hastalığa yakalandığını anlayınca oğlu Deniz yalnız kalmasın diye baba evine dönmesiyle başlar. Çizgi romanlara ve o masalsı dünyanın büyüsüne inanan Deniz ise bu Ege kasabasına ve dede evine çok geçmeden alışır.

Ona bir oda ver baba, gidecek bir yeri yok…

The Pursuit of Happyness (2006)

the-pursuit-of-happyness-filmloverss

Tüm şansızlıklara rağmen umutlarını ve hayallerini kaybetmeyen bir baba oğlun hikayesini anlatan The Pursiut of Happyness’in başrolünde ünlü oyuncu Will Smith’i oğlu Jaden Smith ile birlikte izliyoruz. İtalyan yönetmen Gabriele Muccino’nun imzasını taşıyan filmin senaryosunu ise Steve Conrad üstleniyor. Kaybetmenin her şey olmadığını, her zaman düştüğümüz yerden kalkmamız gerektiğini ve ne olursa olsun umudumuzu kaybetmemeyi aşılayan bu hikaye aslında Chris Gardner’in gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanmıştır. Filmde Gardner’ı canlandıran Will Smith, Akademi tarafından En İyi Erkek Oyuncu ödülüne aday gösterilmiştir.

İşleri yolunda gitmeyen ve eşi tarafından terk edilen bir adamın çocuğuyla olan yaşam mücadelesini izlediğimiz filmde, evsiz ve parasız olmasına rağmen pes etmeyip hayal kurmaya devam etmesine ve sonunda bu mücadelesinden galip gelişine tanık oluruz. Film, Chris’in oğlu Christopher’la olan diyalogları, ona verdiği öğütlerle tabiri caizse içimizi ısıtır.

There Will Be Blood (2008)

there-will-be-blood-filmloverss

Boogie Nights, Magnolia gibi başarılı yapımlardan tanıdığımız Paul Thomas Anderson’u hem yönetmen hem de senarist olarak gördüğümüz, Upton Sinclair’in Oil adlı kitabından beyazperdeye uyarlanan There Will Be Blood, 1900’lü yıllarda geçen bir hikayeyi ele alıyor. Daniel Day Lewis’in muhteşem oyunculuğuyla devleştiği Plainview karakteriyle 2007 yılında Akademi tarafından ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülüne layık görülen There Will Be Blood, kuşkusuz Anderson’ın en iyi filmlerinden birisi.

Petrol arama çalışmalarını sürdüren bir şirketin sahibi, hırslı bir kişilik olan Daniel Plainview’in hayatında tek önemli varlığı küçük oğludur. Filmde, Daniel’in Amerikan Rüyası’na kapılan ve tüm inancını ve hırslarının götürdüklerine tanık olduğumuz filmde Daniel’in ruhunun kararmasını izleriz. There Will Be Blood, Kaliforniya’nın bugünkü zenginlik ve gücünün oluşmaya başladığı ilk günlere yapılan yolculuğu simgeliyor olmasının yanında aslında biz değerleri, hırsları nedeniyle birbirleriyle çatışan bireylerin hikayesini izleriz.

Tree of Life (2011)

tree-of-life-filmloverss

Ataerkil bir Amerikan ailesinin hikayesini bir çocuğun gözünden izlediğimiz Tree of Life için hikayesini hayat içinde yer alan bazı kararsızlıkları, gri renkleri izleyiciye adeta bir belgesel gibi sunuyor diyebiliriz. Yönetmenliğini ve senaristliğini Terrence Malick’in üstlendiği film, Amerikan banliyösünde yaşayan orta sınıf bir aile içinde yaşanılan ilişkileri ele alır. Babanın ve annenin çocukları yetiştirme tarzını, kavgalarını, karşılıksız sevgileri, aile bağlarını zaman içinde yer değiştirerek izleyiciye anlatan Tree of Life, 2011 yılında Altın Palmiye Ödülü’ne layık görüldü.

Brad Pitt, Sean Penn, Jessica Chastain gibi başarılı oyuncuları bir araya getiren film, sinematografisiyle ise izleyiciyi büyülüyor. Filmde, ailenin en büyük oğlu Jack’in çocukluktan yetişkinlik evresine geçişini izlerken, babasıyla yaşadığı çalkantılı baba-oğul ilişkisine tanıklık ediyoruz. Diğer yandan, şehir hayatında izlediğimiz Jack’in olgun hali ise hayatı sorgulayan yalnız bir birey resmi çizmektedir.

Boyhood (2014)

boyhood-filmloverss

Baba gerçek hayatta sihir yapamıyoruz değil mi ?

Zamanın üzerinde sihir yaptığına inandığım yönetmen Richard Linklater, Before serisinde odaklandığı 24 saatin ötesine geçip 12 yıllık bir serüveni ele aldığı Boyhood’la sadece bir çocuğun büyümesini ve karakterlerin gelişmesini inceleyerek sinemada realizmi yansıttı. Sadece bir büyüme hikayesini değil, boşanmış bir ailede çocukların konumunu, dağılmış aileyi, anne ve babayı da gördüğümüz Boyhood, 12 yıllık bir sürede hikayedeki karakterlerin hayatına girenleri, çıkanları, kararları, vazgeçişleri, terk edilişleri, hataları yalın bir dille gösteriyor. Aslında biz izleyici olarak, kendi gençliğimize, ailemizle olan ilişkilerimize, yaptığımız tercihlere bir nevi ayna tutmuş oluyoruz. Linklater, tüm bu büyüme hikayesini ele alırken karakterlerini toplumdan, siyasetten uzak da tutmuyor. Mason’un kulağıyla babasından 11 Eylül Olayları’nı, Amerika’nın Irak’a müdahalesini dinliyor ve yine onun onun gözünden Obama seçimleri izliyoruz.

Filmin kadrosunda, baba rolünde Linklater’ın vazgeçemediği oyuncu Ethan Hawke’ı, anne olarak ise Oscar ödüllü Patricia Arquette’yi izleriz. Bu ikilinin yanı sıra kadroda, büyümelerine tanıklık ettiğimiz Mason ile Sam’i canlandıran Ellar Coltrane ile Lorelei Linklater da yer alıyor.


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →