· 8 dk okuma

Aşka Olan İnancımızı Sorgulatacak 10 Çarpıcı Film

Aşka Olan İnancımızı Sorgulatacak 10 Çarpıcı Film

Sinema tarihi aşk filmleriyle dolup taşıyor. Bazen romantik komedi, bazen dram hatta bazen gerilim türüne bile ilham veren aşk temalı filmler her daim güncelliğini koruyor; çünkü aşk tarihin başındaki büyük patlamadan beri varlığını sürdüren, sürekliliği olan bir duygu. Hâl böyle olunca bizim bildiğimiz ve aklımızın aldığı kadarıyla bu dünya hatta evren var olduğu müddetçe bir yerlerde yasaklı ya da değil yaşanmaya devam edecek aşklar! İnsanı yaşama yaklaştıran, eyleme kudretini artıran en güçlü duygulardan biri olduğu kadarıyla bazen intiharlara, korkunç kayıplara ve hatta felaketlere bile yol açabilecek denli güçlü bir duygu aşk. Bazen bu duygudan istediğiniz kadar kaçsanız da ya da kaçmaya çabalasanız da gün gelir, paçalarınızdan tutar, yakalar sizi aşk. Çünkü o kural tanımaz, yasak dinlemez ve ucu bucu belli olmayan bir dehlize sokar yakaladığını. Ona inanırsanız sizi kutsar ve sonsuz bir mabedin kapılarını açar size; ama aşkın tüm bileşenleri bu duruma karşı gelmedikçe. Çünkü bazen bu bileşenler

Gaslight’tan Amour’a, Blue Valentine’den Force Majeure’e aşka olan inancımızı sorgulatacak 10 çarpıcı filmi sizler için derledik!

Aşka Olan İnancımızı Sorgulatacak 10 Çarpıcı Film

Gaslight (1944)gaslight-filmloverss

Evlilikleri süresince Gregory, Paula’ya sistemli söylemlerde bulunur. Unutkanlık, birçok şeyi kaybetme, sürekli yorgun olma ve en sonunda histerik tepkiler çerçevesinde gelişen bu ithamlar, Paula’nın gitgide kendisini daha fazla sorgulamasıyla içinden çıkılmaz bir hâl alır. Gerçekten de Paula nereye koyduğundan emin olduğu birçok nesnenin kayboluşunu deneyimler. Gregory bestelerine ağırlık vermek adına kiraladığı daireye gittiğinde, gaz lambalarının ışığının git gide azalması ve evde duyduğu ayak sesleri ile kendisini Gregory’nin olmadığı anlarda tekinsiz ve güvensiz hissetmeye başlar. Tüm bu tekinsiz hava, Gregory eve döndüğünde dağılır. Yavaş yavaş histerik ve hasta olduğu iddiasına inanmaya başlayan Paula, Gregory’ye bağımlı hale gelir ve onun gözüne girmeye çalışır. Bu noktada gerçek bir aşk yaşadıklarını düşünen Paula aslında sistemli bir manipülasyona maruz kalmaktadır.

Scenes From A Marriage (1974)scenes-from-a-marriage-filmloverss

İdeal bir evliliğin mümkünlüğünü sorgulayan Bir Evlilikten Manzaralar, Bergman’ın filmografisinde ilmek ilmek işlediği anne-kız, kardeşlik ilişkileri, dini ve toplumsal sorgulamaların yanında bu kez de bir evliliğin anatomisini mercek altına alıyor. Bir röportajla başlayan filmde, birbirinden ne denli farklı olduklarını gördüğümüz iki karakter Marianne ve kocası Johan, aynı dili konuşabildiklerini ve mutlu olduklarını iddia eden iyi eğitimli burjuva bir aile olarak göze çarpar. Çevrelerinde herkesin gıpta ederek baktığı bu evlilik, film ilerledikçe ne denli sarsıntı hâlinde olduğunu herhangi bir çabaya gerek duyulmaksızın gözler önüne serer. Bu noktada Liv Ullmann’ın canlandırdığı Marianne üzerine odaklanmak gerekir. Çünkü Bir Evlilikten Manzaralar’ı bir kadının evlilik içerisindeki konumlanması/konumlandırılması üzerine bir eleştiri olarak okumak mümkündür. Evliliğin içerisinde kendisini tanımlayan kadının, evliliğin sonlanma ihtimali gündeme geldiğinde kendisini artık tanımlayamama sorunuyla yüz yüze gelme hâli, Bergman’ın kadrajına yansır. Bu durumu filmin henüz ilk sekansı olan röportajda görmek mümkün. Johan, kendisini tanımlaması ile ilgili yöneltilen soruya tamamen kendine dönük ve nüktedan cevaplar verirken Marianne’nin kendisini bir birey olarak tanımlamakta zorluk çektiğini görürüz. Bu bireysel tanımlamanın eksikliği ise sevgilisiyle Paris’e gitmeye hazırlandığını itiraf eden Johan’a sarf edebildiği “Gitme, kal.” cümlesinde kuşkuya yer bırakmadan vücut bulur.

Selvi Boylum Al Yazmalım (1977)Selvi-Boylum-Al-Yazmalim-filmloverss

Türk Sineması’ndaki Cahit Berkay’ın da besteleriyle birlikte başyapıtlardan biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım, yönetmen Atıf Yılmaz’ın en önemli eseri. Cengiz Aytmatov’un Kırmızı Eşarp adlı kitabından uyarlanan ve Hatay’da çekilen film, özellikle tam da kitabın aslına uygun bir şekilde biten çarpıcı finaliyle çekildiği dönemde oldukça ses getirmişti. Ali Özgentürk tarafından senaryolaştırılan Selvi Boylum Al Yazmalım, özellikle final sahnesiyle Türkiye sinemasının unutulmaz filmleri arasına girerken; filmin oyuncu kadrosunda izleyici karşısına çıkan Türkân Şoray, Kadir İnanır ve Ahmet Mekin’in muhteşem performansları filmi kült bir statüye taşır. İlyas ve Asya birbirlerine aşık olup evlenirler ve çiftin Samet isminde bir oğulları olur. İlyas bir kamyon şoförüdür ve sık sık yolculuk etmekte Asya ile Samet’i yalnız bırakmaktadır. Bir gün Asya İlyas’ın onu aldattığını görür ve bunun üzerine İlyas işlerinin kötü gitmesiyle de beraber Asya’yı terk eder. Asya oğlu Samet ile yollara düştüğünde Cemşit ile karşılaşır ve Cemşit Asya ile beraber oğlu Samet’e de kapılarını açar. Cemşit’in bu büyük fedakarlığı ve karşılıksız sevgisi ile Asya da oğlu ile birlikte yepyeni bir hayata başlar. Ancak bir gün İlyas geri döndüğünde Asya herkesin hayatını etkileyecek büyük bir tercih yapmak zorunda kalacaktır. İzleyiciyi de aşka ve sevgiye dair müthiş bir sorgulamaya sürükleyen filmde geçen şu cümleler başka türlü sevme biçimlerinin bazen aşka üstün gelebileceğini de kanıtlıyordu: “Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgarıyla ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çırpıntısı? Sonunda coşkun dere durulur, yapraklar kurur dökülür, yağmur diner, güneş çıkardı. Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan, dost, sıcak insan eli, insan emeği miydi? Sevgi iyilikti, sevgi emekti.”

Blue Valentine (2010)blue-valentine-filmloverss

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Çift hayatlarının bu trajik sürecinde, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanlara tutunarak birlikte geçirdikleri anları hatırlamaya çalışırlar, ancak zaman geçmiştir ve bazı duygular ne yazık ki geri gelmez. Derek Cianfrance imzalı Blue Valentine, bizleri zıt kavramlarla karşı karşıya getiriyor; sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor. Evlilikleri çatırdamaya başlayan Dean ve Cindy; tüm bunlara rağmen ilişkilerini ayakta tutmaya çalışıyorlar ama geçmişi geri getiremiyorlar. Flashbacklerle çiftin tanışma anlarına tanıklık ederken ilişkilerinin yıllar içinde nasıl değişip dönüştüğünü anladığımız film, bir ilişkinin tüm boyutlarına ayna tutuyor. Filmin başrollerindeki Ryan Gosling ile Michelle Williams ise Dean ve Cindy rollerinde muhteşem bir performans sergiliyor.

Amour (2012)amour-filmloverss

Funny Games, The Piano Teacher, Caché ve The White Ribbon gibi filmleriyle mucizeler yaratan Michael Haneke; yaşlılığın getirdiği ve insanın yaşamaktan kaçamadığı değişimleri ele alan Amour filminde hırs, intikam gibi insan doğasında yatan egoist düşüncelerin sonucu meydana gelen bir durumdan bahsetmemekte; ilişkiyi ve bağımlılığı en yalın şekilde anlatmaktadır. Usta yönetmenin imzasını taşıyan Amour; yıllarını birlikte geçirmiş yaşlı bir çiftin dokunaklı hikâyesini ekrana taşıyor ve onlarla birlikte bizlerin de aşka dair birçok düşünceyi sorgulamamıza sebep oluyor. Georges ve Anne, 80’lerinde emekli ve eğitimli iki müzik öğretmenidir. Bir gün Anne bir kriz geçirir ve felç olur. Anne’in felç geçirmesinin ardından çift bir yandan bu durumla, bir yandan da yaşlılığın ve ölüm duygusunun yarattığı kaygılarla başa çıkmaya çalışır. Onca yıldır devam eden evlilikleri yeniden bağlılık testinden geçerken izleyici de karın boşluğuna yumruklar almaya başlar.

Her (2013)her-spike-jonze-filmloverss

Spike Jonze tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan Her; aşk gerçekten de bedene ihtiyaç duyar mı ya da aşk için gözlerin birbirine kenetlenmesi gerekir mi gibi aklımıza gelmesi pek muhtemel olmayan soruları ciddi bir şekilde düşünmemize yol açan ve aşkın tüm yüzlerini aşkı yaşayanlardan birinin yüzünü göstermeden dile getiren unutulmaz bir filmdir. Joaquin Phoenix tarafından hayat verilen Theodore karakteri zamanın bir yerinde belki de distopya olarak göreceğimiz bir hikâyenin içerisine yaşamaktadır. Yalnızlığın alışılmış bir düşman olduğu bu zamanda, Theodore başka insanların el yazısıyla onların hayatlarındaki sevdikleri insanlara mektuplar yazmaktadır ve bu onun yalnızlığını daha da yırtıcı hale getirir. Ancak bir gün Theodore yeni çıkan bir yazılım ile iletişim kurarak farklı türde bir ilişki yaşamaya başlar. Scarlett Johansson tarafından seslendirilen Samantha, Theodore için, sadece sesi olan bir uzay öznesi olmaktan çıkarak aşkın yeniden yaratılmış bir masalının öznesi olur. Peki bu aşk gerçekten de gerçek bir aşk mıdır?

Gone Girl (2014)gone-girl-filmloverss

David Fincher’ın kurduğu bir bulmacanın parçalarını aradığımız Gone Girl, Gillian Flynn’ın çok satan romanından uyarlanarak beyazperdeye aktarılmıştı. Başarılı kitap uyarlamalarıyla dikkatleri çeken David Fincher’ın yönetmenliğini yaptığı Gone Girl, ipuçları ve bilmeceler ekseninde izleyiciye bir gerilim hissettirirken, evlilik ve kadın erkek ilişkileri üzerine kurduğu senaryosuyla göz dolduruyor. Ben Affleck, Rosamund Pike ve Neil Patrick Harris’in rol aldığı Gone Girl’de, kocası tarafından aldatılan, kötü giden bir evliliği olan bir kadının yapabileceklerinin sınırlarını izliyoruz. Evlilik yıldönümlerinin sabahı Amy, aniden ortadan kaybolur. Bu yok oluşunun nedeni olarak da gözler kocası Nick’e çevrilir. Amy’nin hayatta olup olmadığı konusu bir muammayken, Nick masum olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır. Film, ikinci yarısında ise izleyiciye bir sürpriz yapar ve klasik bir polisiye/ gerilim filminden kendini sıyırarak, izleyenleri Amy tarafından kurulan bir oyunun ortasına bırakıverir. Aşka olan inancımızı gerçek anlamda sorguya açan bu gerilim dolu filmi kaçırmayın!

Force Majeure (2014)force majeure-filmloverss

Tomas, karısı Ebba ve çocukları Vera ile Harry kış tatili için bir haftalığına Fransız Alpleri’ne giden İsveçli bir ailedir. Lüks bir otele yerleşen aile tatilin ikinci gününde, öğle yemeği yedikleri esnada kontrollü bir çığ vakasıyla karşılaşırlar. Karlar yemek yedikleri restoranın üzerine doğru inerken Tomas anlık bir refleksle karısını ve çocuklarını ardında bırakıp kaçmaya başlar. Olay sona erip her şey normale döndükten sonra Tomas, karısı Ebba’da yarattığı hayal kırıklığına tanık olur. Evliliğinin zorlu bir dönemeçte olduğunu fark eden Tomas, aile hiyerarşisindeki yerini tekrar kazanmaya çalışırken trajikomik anlar yaşanacaktır. Hayatta karşılaştığımız günlük mücadeleleri ve çekirdek aile kavramını irdelerken; hem aşkı hem de evlilik kurumunu sorguya açan Force Majeure’in yönetmen koltuğunda son filmi The Square ile Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kucaklayan İsveçli yönetmen Ruben Östlund oturuyor.

Anomalisa (2015)anomalisa-filmloverss

Kaufman, Eternal Sunshine of the Spotless Mind’da da irdelediği ilişki seçimini yine masaya yatırır Anomalisa’da. Nasıl seçeriz aşık olacağımız insanı? Clementine’ın Joel’de gördüğü farklılık mı, yoksa Joel’in Clementine’da gördüğü ilgi mi? Lisa ve Michael arasındaki de pek farklı değildir, aşkın herkes için farklı bir karşılığı mevcuttur belki ama çoğu zaman aynı ihtiyaçlardan doğar olmuştur. Michael ve Lisa’yı diğerlerinden ayıran detaylar, izler ve ses tonu onları nasıl insancıl kılıyorsa, geri kalan herkesin aynı ‘varsayılan’ yüz ifadesi ve aynı ses tonu da o kadar yabancılaştırır bizi, tıpkı Michael’ın çevresindeki herkese yabancılaşması gibi. Lisa ise farklıdır ve ikilinin arasında bir aşk ilişkisi doğar, ta ki birbirlerine alışana ve herkesleşene kadar.

Mug (2018)mug-yuz-filmloverss

2015 yılında Body filmiyle gönüllerimizi fetheden bir yapıma imza atan ve En İyi Yönetmen dalında Gümüş Ayı kazanan Polonyalı yönetmen Małgorzata Szumowska’nın bu yıl düzenlenen 68. Berlin Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde gösterilen ve Büyük Jüri Ödülü’nü kazanan son filmi Mug; disfonksiyonel toplum ve estetik algılar üzerinden inanç ve toplum eleştirisine soyunan son derece etkileyici bir yapım olarak dikkat çekiyor. Filmin başlarında oldukça yakışıklı ve Hz. İsa’ya olan benzerliğiyle yaşadığı yerdeki insanların ilgi odağında biri olarak sunulan Jacek, yaşadığı korkunç iş kazasından sonra herkesin hayran olduğu o dış görünüş imajını kaybeder. Bu elim kazadan kıl payı kurtulmayı başaran Jacek, Polonya tarihinin ilk yüz nakli ameliyatını geçirir ama o artık ‘bildiğimiz’ Jacek değildir. Tüm bu olaylardan sonra yeniden hayata tutunmaya çalışan Jacek’e ilk darbeyi evlenmek üzere olduğu kız arkadaşı vuracaktır. Filmin başlarında birbirlerine deliler gibi aşık olduklarını gördüğümüz çiftin ilişkisi kazadan sonra tepetaklak olurken Szumowska, aşk olgusunu da sorguya açıp büyük bir eleştiri süzgecinden geçirir.


Gizem Çalışır

Gizem Çalışır

333 yazı · İlk sinema deneyimini 6 yaşındayken babasıyla birlikte gittiği Aslan Kral filmiyle yaşayınca büyülü fenerin etkisinden hiç çıkamadı; pek çıkacak gibi de durmuyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →