· 7 dk okuma

Aşk Üzerine Yapılmış 10 Başarılı Avrupa Filmi!

Aşk Üzerine Yapılmış 10 Başarılı Avrupa Filmi!

Aşk üzerine söylenmiş söylemlerin artık etkisinin azaldığı bu günler hızlı ilerleyen yaşamda insanların elinden gelen tek şey bir şekilde hıza ayak uydurmak oluyor. Bu hız içerisinde hayatın akıp giden olaylarında ve temposunda insan sudan çıkmış balık olarak yaşamaya gayret ediyor ve bir şekilde mutlu olmak ve içinde kelebekleri hissetmek için çaba sarf ediyor. Toplumun ve teknolojinin birleştiği ve içinden çıkılamaz bir kaosu yarattığı bu modern zamanlarda insanların duyguları birer makine dişlisine dönüşüyor ve uyumlu bir şekilde kendi kendine dönmeye başlasa da insan bu makineye yabancılaşıyor. Yabancılaştığı bu makine içerisindeki uyumun da bir süre sonra sadece nesnesi olan insan, öznesi olması gereken duyguların içerisinde hem nefes almaya çabalıyor hem de nefes alırken içinde büyüyen yalnızlığı bastırmaya çabalıyor. Bu çabalarla geçen hayat süresi içerisinde insanın en aç olduğu duygu olan aşk artık aşka aşık olmaya evrilirken bir yanda da hızlı olan hayatın içerisinde bulunduğu anda kaybedilen veya sadece bulunduğu sanılan bir gölge olarak kalıyor.

Gölgenin peşinde koşan Peter Pan gibi, aşkın peşinde koşmaya başlamış olan insan sadece bir ses duymak için günler beklerken aynı zamanda her yeni saniyenin yeni bir olasılık doğurduğu bu kaotik zamanda değişmeyen bir şeylere tutunma ihtiyacı hissediyor. Bu değişim içerisinde değişmeyeni arayan insan her geçen hızlı günde değiştiği için ortaya tarifi yapılamaz bir ucu açık bilinmezli denklem ortaya çıkıyor. Böyle bir karmaşa içerisinde de insan aşk için umudunu kaybedip gerçek hayatta yaşamaktan korkmaya ve ümitsiz bir şekilde hayal kurmaya başlıyor. Bu başlangıçların beraberinde insan dışarıda, gerçek hayatta yaşamaya korktuğu her şeyi bir şekilde deneyimlemeye hırs yaptığı için beyazperde bu noktada bir kaçamak ideal çare olarak kendini ortaya atıyor. Aşkın aşksızlığındaki insan duyguları deneyimlemek için kendini, zihnini ve gözlerini sinemaya emanet ediyor ve açılan yeni evrende kendini özdeşleştirdiği bir karakterle aşkı görüyor, duyuyor, hissediyor. Biz de bu hızlı zamanlarda duyguları kovalamaktan yorulan insanlar için aşkı gördüğümüz, duyduğumuz ve kalp kırıklığı olsa da duyguları yaşadığımız ‘Aşk Üzerine Yapılmış 10 Avrupa Filmi’ listesini derledik!

Hazırlayanlar: Elif Barış, Osman Karakülah

Aşk Üzerine Yapılmış 10 Başarılı Avrupa Filmi!

L’Atalante (1934)

l-atalante-filmloverss

Jean Vigo tarafından yönetilen ve birçok eleştirmen için sinema tarihindeki en iyi yapımlar arasında yerini alan film bir aşık çiftin evlenmesiyle beraber evliliğin ve bağlılığın getirdiği değişkenlikleri ve bu değişkenlerle beraber aşkın başka bir noktaya evrilmesini konu alır. L’Atalante isimli geminin kaptanı olan Jean Daste aşık olduğu kadın Juliette ile evlenir. Bu aşkın çifti götürdüğü nokta olan evlilik çift için ilk başta büyük bir mutluluk kaynağıdır ama değişen hayat ve hayatın şartları bu mutluluğu da yanında götürür. Geriye belki de sadece mutsuz bir aşk kalır. Daste karısını da alır ve beraber artık gemiyle yolculuk yapmaya başlarlar. Yük taşımak için genç çift gemiyle beraber Paris’e bir yolculuğa başlarlar. Ancak bu yolculuk ve yolculuğun sonunda varılan nokta Daste’nin içindeki kıskançlığı ortaya çıkarır ve aşkın diğer yüzü olan duyguyla izleyici baş başa kalır.

Brief Encounter (1945)

brief-encounter-filmloverss

Noel Coward’ın tek perdelik oyunu Still Life’dan uyarlanan ve David Lean’in yönettiği film Brief Encounter, evli bir kadının bir tren istasyonunda evli bir adamla tanışmasını ve onunla yaşadığı yasak aşkı konu alır. Artık sıradanlaşmış bir hayatın kıskacında kalan Laura Lesson’ın en büyük eğlencesi alışveriş yapmak ve sinemaya gitmektir. Bu gezilerinin birinde tren istasyonunda evli ve iki çocuk babası Doktor Alec Harvey ile tanışır. Kısa süre içinde dost olan ikili, bir süre sonra kendilerini aşka yol alan bir ilişkinin içinde bulurlar. Oldukça yalın bir dilin hakim olduğu filmde, iç monologlu anlatıma çok sık başvurulur. Dönemin sinema örneklerinin aksine Brief Encounter, geniş bir alt katmana veya savaş arka planına sahip değildir. Film hikayenin derinliğinden ziyade; karakterlere ve aralarındaki ilişkiye odaklanır.

Krótki film o milosci – A Short Film About Love (1988)

a-short-film-about-love-filmloverss

Krzysztof Kieslowski’nin filmografisi içerisinde çok farklı ve bir o kadar da önemli bir yere sahip olan A Short Film About Love, yönetmenin aşk tanımını barındırıyor. Kieslowski kendi düşüncesine paralel bir şekilde filmde bir aşk tanımı yapıyor ve bunun temsilini sinemada gösterip manifestosunu yayınlıyor. Filmin ana karakteri Tomek isminde bir postahane çalışanı. Günlük hayatının ritüelleri içerisinde sakin ve düz bir hayatı olan Tomek içerisinde fırtınalar taşıyan bir birey. Bu birey komşusuna aşık olan bir adam ve aşık olduğu kadın hakkında her şeyi bilen bir adam. Yönetmenin aşk ile beraber gelmesi gereken duygulardan biri olarak cesareti öne sürmesi üzerine Tomek komşusu Magda’ya tüm duygularını sile getirir ve onunla ona karşı hissettiği aşkını paylaşır. Ancak Tomek aşkının karşılığını alamaz ve bu karşılıksız aşk, aşkın kaçınılmaz yüzlerinden biri olduğunu olduğunu izleyiciye yaşatır.

Fucking Åmål – Show Me Love (1998)

fucking-amal-filmloverss

Åmål küçük bir İsveç kasabasıdır ve Agnes ailesi ile oraya geleli neredeyse iki yıl olmuştur fakat henüz hiç arkadaşı yoktur. Agnes içine kapanık, utangaç bir kızdır ve okulun en popüler kızına aşıktır. Elin okulun en popüler kızıdır, birçok erkek arkadaşı olmaktadır fakat onu ‘tanıyan’ kimse yoktur çevresinde. Birçok olayın sonucu ve tesadüfün getirdiği yol sonucu Elin, Agnes’in doğum günü partisine gelir ve bu parti ikisinin de hayatını değiştirecek bir kırılma noktasıdır. İki genç kızın kendi tarzlarında inşa ettikleri izole hayatlarından çıkış ve birbirlerini buluş hikayesi, gençliğin o anlaşılmaz karmaşasını ve bir yandan da o durgunluğunu ve kolaylığını çok iyi yansıtıyor. Lukas Moodysson tarafından senaryosu yazılan ve yönetmenliği yapılan filmde gençlik karmaşası içerisinde birbirine bakan gözler aşkın en durgun halini yansıtırken bir yandan da tutkuyu gösterir ve aşk evrimleştiği anda izleyicinin hislerini uyandırır.

Los amantes del Círculo Polar – Lovers of the Arctic Circle (1998)

lovers-of-the-artic-circle-filmloverss

Yönetmenliğini Julio Medem’in yaptığı, çocuk yaşlarda yolları kesişen Ana ve Otto’nun, Madrid’de başlayan Finlandiya’da son bulan hikayesinin anlatıldığı Lovers of the Arctic Circle, aslında yerine getirilmesi gerektiğine inandığımız, kaçınılmaz bir kader hikayesidir. Ana ve Otto’nun kaderleri uzun bir çizgiyle bağlanmıştır birbirlerine. Madrid’de ilk defa okul çıkışında karşılaşan ikili, hayatları boyunca aralarına zaman da yol da girse hep bir şekilde birlikte olmuşlardır. Birbirlerinden habersiz yaşadıkları, başkalarıyla birlikte oldukları zamanlarda bile hep bir eksiklik hisseden ikili; farkında olmasalar da görünmez tutkulu bir bağ ile bağlanmışlardır. Filmde iki küçük çocuk arasında Madrid’de başlayan bu aşk hikayesi, kutup çizgisinin kıyısında güneşin hiç batmadığı küçük bir Finlandiya kasabasında son bulur.

Im Juli – In July (2000)

im-juli-filmloverss

Asosyal bir hayat süren, içine kapanık Daniel, bir gün Juli adında bir işportacıdan yüzük alır. O yüzüğün Daniel’a şans getireceğini söyleyen Juli haklı çıkar ve o gece Daniel, Melek adında bir Türk kızına aşık olur. Onun peşinden İstanbul’a doğru arabayla yola koyulan Daniel, şehirden bir an önce kaçmak isteyen bir otostopçuyu arabasına alır. O, Daniel’a şans getirecek yüzüğü satan ve aslında ilk gördüğü andan beri Daniel’ın kendisine aşık olacağını hayal eden Juli’den başkası değildir. Almanya’da başlayan ve İstanbul’da sonlanan bu yolculuk, hem Daniel’a hem de Juli’ye mutluluk ve aşk için savaşmanın gerekliliğini öğretir. Yönetmenliğini ve senaristliğini Fatih Akın’ın üstlendiği Im Juli, tesadüflerle harmanlanan bir aşk ve arayış hikayesi.

Le fabuleux destin d’Amélie Poulain – Amélie (2001)

amelie-filmloverss

Audrey Tautou’nun hayat verdiği, küt siyah saçlarıyla sinema tarihinin en romantik ve masalsı karakterlerinden biri olan Amelie’nin hayatı Prenses Diana’nın öldüğü gün değişmeye başlamıştır. O gün bulduğu bir kutunun sahibini aramaya başlayan Amelie için artık başkalarını mutlu etmek hayatının en önemli amacıdır. Ancak bu çabasının yanında kendisinin çok yalnız olduğunu hissetmeye başlayan Amelie’nin hayatını değiştiren bir başka olay ise fotoğraf kulübelerinden kenara atılmış fotoğrafları toplamaya çalışan Nino’yla karşılaştığında gerçekleşir. Nehirde taş sektirmekten, fotoğraf çekmekten, elini kuru baklagil dolu çuvala daldırmaktan hoşlanan; mutluluk temsili Amelie için kendi mutluluğuna ulaşması an meselesidir artık. Paris’i ve Fransız toplumunu realistik çerçeveden uzak daha çok masalsı bir dille betimleyen Amelie, küçük şeylerden mutlu olabilen Amelie Poulain’in hayal dünyasının bir yansımasıdır aslında.

Elsker dig for evigt – Open Hearts (2002)

open-hearts-filmloverss

Dogme 95 akımının örneklerinden biri olan ve yönetmenliğini Susanne Bier’in yaptığı başrollerinde Mads Mikkelsen, Sonja Richter, Nikolaj Lie Kaas ve Paprika Steen’in yer aldığı film Open Hearts, hayatın her daim değişen denklemlerden oluştuğunu ve bu denklemler içerisinde hayatın sabit bir akışının olmadığını gösteren – kanıtlayan bir aşk tutkusu filmdir. Hayatın akıp giden zamansallığında bir plan yapılmaması ve bir şeylerin umulmaması gerektiğini hiçbir acıyı yüz üstüne çıkarmadan bütün doğallık akışıyla aktaran filmde iki çiftin hayatındaki bir anlık aşk akışını izliyoruz. Evlilik hazırlıkları yapan bir çift ile yıllardır evli olan bir çiftin yollarının kesişmesiyle beraber birçok bilinmeyeni olan bir denklemin hayat tarafından yeniden yazıldığına tanık olduğumuz filmde dört kişinin bir ilişki ağı içerisinde nasıl kimlikler sahiplendiklerini ve bu yeni sıfatlar ile hayatın içerisinde nasıl yol aldıklarını izliyoruz.

Saturno contro – Saturn in Opposition (2007)

saturno-contro-filmloverss

Ferzan Özpetek imzalı Bir Ömür Yetmez – Saturno contro, bir arkadaş grubundaki eğlencenin ve beraber bir şekilde hayata karşı duruşun tasviri ile izleyiciyi karşılıyor. Bu arkadaş grubu içerisinde farklı dinamiklerin yer alıyor olması duyguların gerçekliğine etki etmezken farklı bir harmoni ortaya çıkarıyor ve bu arkadaş grubu bir ailenin beyazperdede temsili haline dönüşüyor. Bu arkadaş grubunda farklı dinamiklerin yer alması insani olan her duygunun da açığa çıkmasına sebep oluyor. Ancak tüm bu duyguların içerisinde parlayan iki erkek arasındaki aşk hayatın gaddarlığının önüne geçemiyor ve Lorenzo aşkın yoğunluğu içerisinde hayata gözlerini yumuyor. Bu ölüm sonrası aşkın yok olmadığı gösteren yönetmen aşkın farklı bir tarafını yansıtarak ailesi olmuş arkadaşların bir arada olmasıyla hayata karşı mücadele edebildiğini ve bu mücadeleyle aşkın enerjisini ortaya çıkardıklarını gösteriyor.


FilmLoverss

FilmLoverss

7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı

Yazarın diğer yazılarını gör →