Arzunun ve Deliliğin Ele Geçirdiği Görmeniz Gereken 15 Beden!
Arzunun bedeninizi ele geçirmesine izin vermek! Birçoğumuz için çok zor bir eylem olsa da denemekten kaçmayanlar için hazzın ulaşılama basamaklarının yer aldığı bir boyutuna yapılan yolculuk. Bu hazsal yolculuk süresinde ise arzunun delilik ile olan o ince çizgisinde gezmek ise tamamen mastürbasyondan alınan keyif ile eş değer. İnsanın kendini tatmin etmesi ile başlayan süreçte vücudun sanki ilk kez bu zevki tadıyormuş gibi sarsılması; aynı şekilde arzunun ve deliliğin ele geçirdiği bedende gerçekleşen bir çığlık. Bu bedensel arzu ve delilik harmonisi zihinsel bir seviyeye geldiğinde ise alınan hazzın boyutunun bir anlamı kalmıyor, durum sadece o hazzı tekrar ve tekrar yakalamaya çabalamanın bir oyunu oluyor. Bu mastürbasyon artık insanı tatmin etmemeye başlıyor ve bu cinsel açlık gibi hortlayan arzu yoksunluğu bir partner aramaya şevklendiriyor aç bedeni. Bu arzu ile yanıp tutuşan ve deliliğin sınırsızlığı ile bezenmiş cesur beden ise kendi bedeninin yanına bir beden arıyor fakat artık o başta bahsetmiş olduğum ince çizgi ortadan kaybolduğu için ‘sağlıklı’ karar alamama ‘sağlıklı’ bir ilişki veya beden talebini de ortadan kaldırıyor. Böylelikle ateşi tarafından sarılan bedenin yanına koymak için bu psikopat zihin tanımı olmayan bir beden arıyor ya da bazen bedenleri bu tanım içerisine yerleştirmeye çabalıyor.
Tabuların çocuğu olan ve toplumun zihin yıkamasıyla bezenmiş olan insanlık her zaman normaller arkasında durup bir pencereden dışarı baktığı için bu zihinsel açlığa normal dışı diyerek bir köşeye itelemiştir. Fakat artık bir süre sonra tıpkı arzu ve delilik çizgisinin ortadan kaybolması gibi normallik ve anormallik çizgileri ortadan kalkıyor çünkü insanın yargılamasındaki bencillik de giderek törpüleniyor. Ve aynı zamanda her zihinde dolaşan hangi zihin sağlıklıdır düşüncesi insanı alıp başka bir konuma konumlandırabiliyor. İş böyle olunca da insanın yargılaması rafa kaldırılabiliyor ve arzunun delilik ile mükemmel bir harmoni içerisinde bedende ve zihinde kendilerini var etmeleri artık psikopatlığın bir çeşit rutin döngüsüne kadar evrilebiliyor çünkü her birey evinin dört duvarı içerisinde bu özgür alan yaratma düşüncesi içerisine girip bedenini arzuların, deliliklerin ve psikopatlıkların elinde özgür bırakıyor. Bu alanlar yatak odaları olduğu gibi, mutfaklar veya salonlar olabiliyorlar. Sadece toplumun külfeti üzerinde olduğu için insan kamusal alanda hala bir persona ile geziyor çünkü bir baba tarafından yargılanmak istemiyor. Tam da bu noktada sanat devreye giriyor ve sanatın hiç kimse tarafından doğrulmaması olgusuyla beraber baba tanımaz ruhu yargılanmanın yok sayıldığı bir yere yelken açtırtıyor.
Sanatın ve bu yazının ilerisinde ilerleyeceği yol sinemanın bu kamusal alanda yargılanma hortlağı olmadığı için de tüm psikopatlıkları, tüm bedenin arzu ve delilik ile ele geçirilmiş olma durumunu temsiller üzerinden aktarıyor. Bu aktarış içerisinde sinema kurgunun hayal dünyasında kaybolup abartının kucağına oturup bir şeyleri çizebiliyor; bununla beraber realitenin penceresini sonuna kadar açıp izleyiciye tokatlat savurup bundan tatmin oluyor ve ejakülasyon gerçekleşiyor. Fakat bir süre sonra yine insanın bedeninin ele geçirilmesiyle beraber, zihninin devreye girmesi, evinde özgür olması, kamunun yargısı, sanatın baş kaldırışı ve sinemanın yeniden temsil ile boşalmasıyla bu döngü devam edip duruyor ve insan oldukça devam edecek gibi duruyor. Ben de tüm arzumu ve deliliğimi yanıma alarak ve insanlığın bir parçası olarak görüp kendimi, sinemanın temsildeki boşalma anlarını; arzunun ve deliliğin ele geçirdiği bedenleri derlemek istedim ve sizin için sinemanın korkmadan temsil ettiği psikopatlıkların, şehvetlerin ve gözü dönmüşlüklerin birkaçını açığa çıkardım.
Arzunun ve Deliliğin Ele Geçirdiği Görmeniz Gereken 15 Beden!
What Ever Happened to Baby Jane? (1962)

Bette Davis’in unutulmaz bir oyunculuk performansı sergilediği film What Ever Happened to Baby Jane? sinema tarihinde kültler arasında yer alır. Küçüklüğündeki şöhretinin yakasını bırakmayan yaşlı bir kadın olan Jane Hudson yaşamındaki kırılma noktaları ile beraber artık bedenine hakim olamayan ve bedenine yabancılaşan bir kadındır. Aynı zamanda yine bedenine yabancı olan bir kadın ile arasındaki ilişkide kadınların beden algıları üzerinden zihinlerin ele geçirilmesin tanıklık ediyoruz. Geçmişin arzusunun ve tazeliğin inanılmaz bir oyunculuk ile çıldırma seviyesindeki performansı deliliğin çığlığını içinde taşıyor.
¿Quién puede matar a un niño? (1976)

Who Can Kill a Child? ismiyle bilinen film hepimizin zihni için karanlık tarafa hitap eden bir soruyu beraberinde hem ismiyle beraber hem de etkisinden çıkamayacağınız konusuyla beraber getiriyor. Bir çocuğun öldürebilir misiniz? Bunu kendiniz, eşiniz ve doğmamış çocuğunuz için yapabilir misiniz? İlk başlarda hiçbir şeyden haberi olmayan bir turist çiftin bir adaya tatil için gelmesiyle ve olağan bir romantizm ile başlayan film hiç tahmin edilemez bir alanda yolculuğuna devam ediyor. Konunun ötesinde film boyunca çalan şarkının içinizdeki delilik için büyük bir teşvik olacak olan film, aklınızda çıkmayacak!
Angst (1983)

Tüm bedenler aynı arzu ateşiyle yanmak zorunda mıdır? Öyle bir beden düşünün ki hayvanları öldürmek ile ve annesini katletmek ile yanıp tutuşan bir çocuk bedeni. Bu çocuk bedeni her zaman duyduğu hazzın daha fazlasını isteyecek ve artık dünya onun gözüne ilüzyon gibi gelmeye başlayacaktır. Bedeninin ateşini bile ve artık çocuk olmayan bu adam hapishaneye kapatılım kendisi ile baş başa bırakılınca neler olur? Gerçek bir hikayeden yola çıkan ve gerçekçi kurguda, hapishaneden çıkan bu arzu dolu ve tahrik edilmiş adamın hikayesi Angst. Öldürmenin ve cinselliğin bedeni, zihni tesir altına alması sizi de tahrik edecek!
The Hitcher (1986)

Bir çocuğun asiliğinin o an zihnine hükmetmesi ve annesinin asla otostopçuları arabana alma söylemine karşı gelmesiyle başlayan tarifi imkansız bir nefes darlığı yaşatan ve insalıktan korkmanızı sağlayacak bir baş yapıt. The Hitcher içerisinde zihinlerin oyunlarına çok yakından tanık olabiliyoruz. Bir adamın sadece haz duymak için birilerine işkence etmesi ve kendisinin ‘yok olması’ bu oyunun sonu iken ve bundan aldığı tarifsiz heyecanını izliyoruz ve aynı zamanda başka bir adamında zihnini geri plana atarak bedenini deliliğin sınırları içinde kaybetmesini görüyoruz. İki delilik içerisinde kimi arzuluyoruz anlamıyoruz.
Misery (1990)

Kathy Bates bu filmden sonra kendi için belki de korku duymayan bir izleyici duymamıştır. Filmde kendi ruhu ile ilişkisini kesmiş ve bir roman karakterine bağlılığı ile kendi zihnini ve bedenini dünyada tutan bir kadındır Bates. Filmde artık bedeniyle ilişkisi olmayan ve kurgu bir karakterin tesiri altına girmiş bu kadın için iki kırılma anı yaşanır. Öncelikle kendisiyle bağ kurduğu kadını yaratan yazarı evine alır ve ona bakar. Bu onu tanrıya bakan bir melek haline getirir ancak bu melek olma arzusu onu ele geçirir, adamın iyileşmesine izin vermez; veremez. Bir diğer kırılma noktası ise deliliğin iki insandaki patlağını verir.
The Silence of the Lambs (1991)

Hikayeyi kim bilmez ki? Hannibal bir katil, bir yamyamdır ama aynı zamanda muazzam bir zekadır. Zekasının sınırlarında olmayı ve insanların zekalarını test ederek hem kendini tatmin etmeyi hem de insanların kendinden olan alçaklığını görmek onun için bir keyiften öte bir stildir. Aynı zamanda da ete olan arzusu onun için artık psikopatlık sınırını görünmez kılan bir istektir. Ete duyduğu arzu onu bedenlere karşı aç kılmış ve bu açlık içerisinde kendi kaybederek tatminini bulmuştur. Aynı zamanda da filmin kadın karakterinin eti yani kendi bedenini keşfetmesi başka bir yerdeki sınır geçişidir.
The Paper Boy (1994)

Bir çocuğun en büyük arzusu bir annedir. Psikanalitik öğretici içerisinde çocuk her zaman anneyi arzular çünkü en başa dönmek anneyle bir bütün oldu o rahim güvenliliğine dönmek ister, bunun olamayacağını da bildiği için bilinçdışında her zaman anneye ulaşmanın haseti içerisinde hayatını geçirir. Fakat artık bu haset bedenin bütün arzusu ve iştahı olursa ne olur sorusuna bizim için The Paper Boy cevap arıyor. Film bir bedenin her şeyi sahiplenmesi ve her şeyin ona ait olmasını istemesinden yola çıkarak annenin aynı zamanda kadının arzulanmasının zihindeki delilik boşluğundaki şiddet yansımasını gösteriyor.
Funny Games (1997)

Evinize gelen ‘temiz’ görünümlü iki çocuk. Komşunuzun zihninizi bulandıran varlığıyla beraber bembeyaz kıyafetlerin gözlerinizdeki ışıltısı bir anda onların sizin için bir tehdit oluşturmadığına kanaat getirmenize yardımcı olur. Fakat çok kolay kandırılabilen zihniniz bedenin uyarısı ile bir anda kendine gelebilir, bir başka bedenin sizin bedeniniz üzerinden arzularını gerçekleştirmesi için ve şiddeti doğurmak ve oluşturmak adına bedeninizi ve zihninizi bir oyun alanına çevirmesi sizin için bir anda uyarı olabilir ama artık her şey için geçtir. Özellikle sizin deliliğinizin gizli kalması için çok geçtir.
American Psycho (2000)

American Psycho toplumdaki modern birey dediğimiz insanın balonunun patladığı anda ortaya saçtığı kanın ve çılgınlığın sinemadaki unutulmaz temsillerinden biri. Kariyerinde üst düzeylerde olan, kendine ait lüks bir evi olan ve hobileri, sanatı içerisinde ruhunu besleyen bir bedenin dışarıdan bakarken modernizmin getirdiği tüm iyi yönlere sahip olduğu ve bir rüyanın içerisinde yaşadığı düşüncesi aslında kendisi bir rüya olduğu için büyük bir paradoks yaratıyor. Çünkü o modern toplumun erittiği insanında arzusu ve şehveti bir yerden patlak veriyor ve bu patlak içerisinde deliliğin gözü dönmüşlüğü haykırıyor!
Ichi the Killer (2001)

Deliliğin ve öldürme arzusunun ‘normal’ olduğu bir distopya içerisinde artık sınır içerisinde kalmaya zorlanmayan ve sınırın da artık varlığından söz edilmeyen bir dünya içerisinde insanların bedenlerinin arzu ve şiddet ile dolup taşıdığı bir dünyaya hoş geldiniz deniliyor film boyunca. Bu dünyada yaşamamak elinizde olsa da sizin içinizde bir caniliğin var olduğunu inkar etmenizi de zorlaştırıyor film. İntikamın ve hırsın aynı bedende buluşmasıyla beraber soğukkanlılık denilen ‘erdemin’ zihinsel olarak boşlukta kendine yer etmesi kanın kırmızılığı ile şehvetin, arzunun kırmızılığını birbirine karıştırıyor film.
Ripley’s Game (2002)

Farklı bir yeteneği ile tanıştığımız ve hayatımıza aldığımız Bay Ripley’i hepiniz hatırlarsınız. Gördüğü ihtişamlı hayattan çıkmak istemeyen ve bu muhteşemlik içerisinde kalarak arzuladığı her şeye ulaşacağına kendini, zihnini ve bedenini kandıran bu yetenekli beyefendi sadece kendini kandırma üzerine değil öldürme üzerine de aşırı yetenekliydi. Şimdi de bu yeteneğinin devamını görmek üzere yaklaşık bir yirmi yıllık yolculuk yapıyoruz ve Ripley’i orta yaşlarında yakalıyoruz. Arzu ettiği her şeyi elde etmiş olan adamın hala arzuladığı o şiddet ve oyun içerisindeki cinayetleri canının çekmesini izliyoruz.
Cargo 200 (2007)

Bedenin duyduğu en büyük arzulardan biri de kendisinden üstün, ulu bir gücün var olduğuna inanma arzusudur. İnsan kendini tamamlanmış hissetmediği için bir bütün olmaya duyduğu isteği yarattığı tanrıda bulur ve ona inanarak kendini tama erdirir. Fakat eğer bu arzunun sadece böyle bir arzu olduğunu duyarsa o tam hisseden kendi zihninin ve bedeninin aşağılandığı hissine kapılır ve böylelikle aşağılanmaya yanıt olarak zihni ona istediği her şeyi yapabileceğini söyler. Cargo 200’de de böyle bir adamın arzusunun çok farklı bir şekilde kendini gösterebildiğini bedenler ile tanrıcılık oynayabildiğini görüyoruz.
No Country for Old Men (2007)

İnsanın davranışları her zaman anlam yüklüdür fakat bu davranışların arkasında yatan anlamı bir anda çözmek meşakkatli bir iştir. İşin içine zihnin erişemediği bir bilinçdışı girdiği anda bilinçli yapılan davranışlar aslında içeriden gelen çok farklı bir tetikleyici yüzünden gün yüzüne çıkmıştır. Tıpkı filmde olduğu gibi adamın bir çantayı sahiplenmesi onun içerisinde taşıdığı çok başka bir arzuyu uyandırabilir. Gazi olmasının getirdiği ve maceranın içerisinde önemli biri gibi hissetmesinin bilinçli yapmadığı hareketler sonucu ortaya çıkması, hayatını ortaya koyacak bir delilikteki içten taşan arzunun simgesidir.
Balada triste de trompeta (2010)

Sevilen insan tarafından kabul görme isteği içerisinde insan belki de kendinde aslı kırıntısı bile olmayan bir insan gibi davranabilir. Ya da diğer türlü sevilme arzusu ile yanıp tutuşan insan tamamen kendisi gibi davranabilir ve içindeki saf şiddeti açığa çıkarabilir. Şimdi bu saf şiddeti alın ve çoğumuz için korkutucu olan bir palyaço figürü ile birleştirin, yüzüne ütü basmış bir palyaço ile. İşte o zaman öldürme arzusunun canlı kanıtını göreceksiniz ve insanın en saf evdiği tarafından sevilme ve kabul görme isteğinin üzerine onu elde etme arzusu da eklenince deliliğin sınırlarının olmadığına tanık olacaksınız!
We Need to Talk About Kevin (2011)
Gençliğe ve özgürlüğe duyulan hasret ve o dönemden kalma bağımsız olma arzusu. Bir insanın içerisindeki tüm deliliği ve her şeyi yapma arzusunun bir anda içinde büyüyen bir ‘şey’ ile kesilip atılması hadım edilmesi. Ve tıpkı hadım edilen gibi hadım edenin de bütün arzularının yok edilmiş olarak hayata başlaması, devam etmesi. Bir anne ile oğlunun arasındaki ince çizginin yok olduğu filmde, yıkanan yüzlerde sular arası geçişin yüzler arası geçiş olması gibi yok etme, yok olma ve var olmanın dayanılmaz ağırlığının arzuda ve delilikte kendini göstermesi.
Osman Karakülah
290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →
