· 11 dk okuma

Anne-Kız İlişkisini Konu Alan 15 Başarılı Film

Anne-Kız İlişkisini Konu Alan 15 Başarılı Film

“Anne iyidir. Dünya ise kötü. İnsan, annesinin dünyaya bıraktığı yerden çizer iyi ve kötüsünün sınırını.”

Size ‘cennet annelerin ayağının altındadır’ gibi dillere pelesenk olan ama hayatta karşılığını bulamayan bir söz öbeğinden bahsetmeyeceğim. Hele ki, yaşadığımız dünyada en çok anneler ağlarken… Bu ülkede ‘cumartesi anneleri’ gerçeği varken… basit bir atasözüyle anneyi tanımlamak ne kadar gerçek, ne kadar inandırıcı?  Barış Bıçakçı, Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra romanında Başak’ın annesini şöyle anlatır; “Annem eski bir cehennemi içinde taşıyor, babamın inandığı bir Tanrı’nın önünden düşe kalka, ama korkmadan kaçıyordu.”  

Birbirimizi anlayamadığımız, empati yoksunluğu yaşadığımız bu dünyada, belki de ben sadece kendi annemi anlatmayı denerim size. Anne benim için can yoldaşıdır. Dosttur, dışarıdaki hayattan bunaldığımda sığındığım kucak, bazen ise en şiddetli kavgayı yaptığım taraftır. Onu hiç anlamadığım anlarda ‘anne olunca anlarsın’ klişesiyle buluştuğumdur.Bir yerde okuduğum ama zamanını hatırlamadığım bir hikayede şöyle der yazar, “Annemin elini bıraktığım için Salı pazarında kayboldum. Oysaki günlerden cumaydı.” Sanırım bir kız çocuğu için anne tam olarak da budur işte, yaşı kaç olursa olsun bu hayatta kaybolmamak için elini bırakmak istemediği en özel insan.

Daha önce size baba-oğul ilişkisini anlatan filmlerin listesini sunmuştuk. Şimdi de en az onun kadar çatışmalı, duygusal ve eğlenceli başka bir ilişkiden, anne kız ilişkisinden beslenen filmleri hazırladık.

Anne-Kız İlişkisini Konu Alan 15 Başarılı Film

La Ciociara (Two Woman), 1960

Two-Woman-FilmLoverss

İtalyan yönetmen Vittoria De Sica’nın ‘en iyi yabancı film’ dalında altın küre kazanan filmi Two Woman, İkinci Dünya Savaşı zamanında geçen hikayesinde bir anne kızın savaş esnasındaki hayat mücadelesine yer veriyor. Filmin başrollerinde, sinemanın en önemli yıldızlarından biri olan ve bu filmdeki rolüyle oscarı kucaklayan Sophia Loren, birçok başarılı yapımda izlediğimiz Fransız aktör Jean Paul Belmonda ve sinema kariyerine bu filmdeki karakteriyle merhaba diyen Eleonora Brown yer alıyor.

İkinci Dünya Savaşı sırasında ergenlik çağındaki kızı Rosetta’yı savaşın kötülüklerinden korumak için Roma’yı terk edip köyüne giden Cesira’nın kızın korumak için yapamayacağı hiçbir şey yoktur, ancak başaramaz.  İtalyan gerçekçi akımın bir örneği olan filmde savaşı tüm gerçekçiliğiyle izleriz, hikayenin merkezinde olan anne kız ilişkisi ve yaşadıkları olaylar ekseninde savaşın yıkıcılığını ve insanların üzerinde nasıl derin bir etki bıraktığına tanık oluruz.

 Freaky Friday, 1976

Freaky-Friday-FilmLoverss

Mary Rodger’ın aynı adlı romanından uyarlanan Freaky Friday, sürekli anlaşmazlıkların yaşandığı bir anne kız ilişkisinin bir Cuma günü aniden birbirinin bedenlerine girerek çok farklı bir ilişkiye dönüşmesiyle anlatıyor. Filmde anneyi Barbara Harris kızı ise Jodie Foster canlandırıyor. Filmin 2003 yılında, başrollerinde Jamie Lee Curtis ile Lindsey Lohan’ın yer aldığı bir uyarlaması daha var.

Bir Perşembe gecesi anne kız arasındaki anlaşmazlık şiddetlenir, zaten ortak zevklerden pek bahsedemediğimiz klasik bir anne kız ilişkisidir bu. Müzik zevkinden, saç stiline varıncaya kadar hiçbir konuda anlaşamayan bu anne kız birbirlerinin bedenlerine girerek, kendilerini hiç alışık olmadıkları bir hayatın içinde bulurlar. Artık onların bu hayata alışması ve birbirlerinin zevklerine saygı duymalarının vaktidir. Her anne kız arasında yaşanan, farklı zevkler konusu bu filmde eğlenceli bir şekilde ele alınıyor.

Carrie, 1976

Carrie-FilmLoverss

Stephen King’in aynı adlı ilk romanından uyarlanan, daha sonra King uyarlamalarında adıyla sık karşılaşacağımız Lawrence D. Cohen’in senaryosunu yazdığı, gerilim filmlerinin usta yönetmeni Brian de Palma’nın imzasını taşıyan Carrie’nin başrollerinde, performanslarıyla hem oscar hem de altın küre için yarışan iki başarılı oyuncu Sissy Spacek ile Piper Laurie yer alıyor. De Palma’nın pek çok yeniliği kullandığı, sinemada bir çığır açtığı düşünülen filmi Carrie, sinema tarihinin en iyi 20 korku filminden biri olarak kabul ediliyor.

Görmeye alışık olduğumuz klasik anne kız ilişkisinin duygusal veya eğlenceli yanını değil, oldukça korku dolu bir hikayesine tanık olduğumuz, dönemin başarılı filmlerinden biri olan Carrie’de bağnaz dini düşüncelere sahip annesi tarafından baskıya maruz kalan, katıldığı baloda da sınıf arkadaşları tarafından aşağılanan 17 yaşındaki Carrie’nin telekinetik güçlerinin önüne geçememesi sonucu etrafındaki insanlara ve yaşadığı şehre zarar vermesi anlatılıyor.

Höstsonaten, 1978

Hostsonaten-FilmLoverss

İsveç sinemasının dünyaca ünlü yönetmeni Ingmar Bergman’ın hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlendiği filmi Höstsonate, dünyaca ünlü bir konser piyanistinin uzun zaman sonra ihmal ettiği kızının ziyaretine gitmesi konu alınır. İki dalda oscara aday olan, en iyi yabancı film dalında altın küre kazanan filmin oyuncuları arasında ise Ingrid Bergman, Liv Ullman ve Lena Nyman gibi başarılı isimleri görüyoruz.

Bencil ve hırslı bir yaşam süren, ünlü bir piyanist olan Charlotte ile annesinin duyarsızlığı yüzünden mutsuz bir çocukluk geçiren Eva’nın hesaplaşmasını anlatan film, yalın ve etkileyici diyaloglarıyla izleyeni derinden etkileyecek bir yapım. Film, anne kız yabancılaşmasını, gösterişli bir hayat süren Charlotte ile bir rahiple evlenerek mütevazi bir hayat süren Eva üzerinden anlatır.

“Bazen geceleri uyanıkken gerçekten yaşayıp yaşamadığımı merak ederdim. Bu herkes için böyle midir? Yoksa bazı insanlar sevme konusunda daha mı yetenekli oluyorlar? Ya da bazı insanlar yaşamak yerine sadece var mı oluyorlar?”

Terms of Endearment, 1983

Terms-Of-Endearment-FilmLoverss

Larry McMurty’nin aynı adlı romanından uyarlanan, James L. Brooks tarafından senaryolaştırılan Terms of Endearment’in yönetmen koltuğunda yine Brooks oturuyor. 5 dalda Oscar kazanan filmde anne kızı The Apartment, The Turning Point, Some Came Running ve daha birçok filmde rol alan ve yarattığı karakterle izleyeni büyüleyen ünü oyuncu Shirley MacLaine ile The Sheltering Sky, A Dangerous Woman, Shadowlands filmleriyle tandığımız Debra Winger canlandırıyor. Onların yanı sıra filmin oyuncu kadrosunda Jack Nicholson, Danny DeVito, Jeff Daniels gibi birbirinden başarılı oyuncular yer alıyor.

Bir anne kızın ilişkisinin 30 yıllık dönemini ele alan film, hayata tutulan bir ayna gibidir aslında. İzlerken, tıpkı hayatta olduğu gibi hem eğlenir hem hüzünlenirsin. Bir aile trajedisini anlatan hikaye, sevgi ve sadakat kavramlarını dile getiriş tarzıyla, müzikleriyle adeta izleyeni mest eder. Aurora ile Emma farklı hayatlar süren bir anne kızdır. Filmde her ikisinin de hayatlarını, bu yolda yaptıkları tercihleri samimi bir dille izleriz.

Postcards from the Edge, 1990

Postcards-From-The-Edge-FilmLoverss.

The Graduate, Closer, Charlie Wilson’s War filmleriyle hafızalara kazınan ünlü yönetmen Mike Nichols’un yönetmenliğini üstlendiği, Star Wars serisinde ve birçok başarılı filmde gördüğümüz,  oyuncu kimliğiyle tanıdığımız Carrie Fisher’ın aynı adlı yarı otobiyografik romanından uyarlanan ve yine Fisher tarafından senaryolaştırılan Postcards from the Edge, uyuşturucu bağımlılığı yüzünden sorunlar yaşayan ünlü bir oyuncunun, hayatını düzene sokmaya karar verdiği anda uzun süredir görmediği annesinin gelmesini ve ardından gelişen olayları konu alıyor. Filmde anne kızı başarılı oyuncular, Meryl Streep ile Shirley MacLaine canlandırıyor.

Hollywood’un tanınmış aktrislerinden biri olan Suzanne Vale, uyuşturucu bağımlılığı yüzünden hayatını bir türlü düzene sokamayan, sorunlarla boğuşan bir kadındır. Son filminin çekimlerinde kendini berbat hisseden Suzanne, kulise doğru ilerlerken karşısına bir uyuşturucu satıcının çıkmasıyla kendini saatler sonra bir hastane odasında bulacaktır. Hastanede kaldığı sürede hayatına yeni bir sayfa açma planları yapan Suzanne için beklenmedik bir sürpriz gerçekleşir ve uzun zamandır görüşmediği annesi gelir.

 How to Make an American Quilt, 1995

How-To-Make-An-American-Quilt-FilmLoverss

Whitney Otto’nun aynı adlı romanından uyarlanan, son olarak Dressmaker filmiyle gördüğümüz yönetmen Jocelyn Moorhouse’ın imzasını taşıyan How to Make an American Quilt’in oyuncu kadrosunda Winona Ryder, Ellen Burstyn, Anne Bancroft gibi isimler yer alıyor.

İzleyenin içinde tatlı bir huzur dalgası bırakan film, bir türlü tezini bitiremeyen ve özel hayatında sorunlar yaşayan Finn’in anneannesinin evine gitmesiyle başlar. Kız kardeşiyle yaşayan anneannesi ve arkadaşları yaşadıkları kasabada gelenek olan, patchwork işi yorgan işlemektedirler. Planlı bir şekilde çalışan bu kadınlar, aslında yorgana kendi hikayelerinden parçalar işlerler. Evlenmek üzere olduğunu düşündükleri Finn’e kendi hayatlarındaki ‘aşk’ kavramını parçalara döktükleri yorganı hazırlamaya koyulurlar. Ancak, Finn tezinin konusundan da evlenmek istediğinden de emin değildir. Belirsizlik içinde kalan Finn, kendini evdeki kadınlara, geçmişlerine ve onların aşk hikayelerine kaptırmış bir şekilde bulur. Bize kadın hikayelerinden örnekler sunan bu film, aslında Finn’in kendiyle ve annesiyle, anneannesinin de kız kardeşiyle yüzleşme hikayesini anlatır.

 Stepmom, 1998

Stepmom-FilmLoverss

Evde Tek Başına, Harry Potter ve Felsefe Taşı filmlerinde yönetmen koltuğunda gördüğümüz Chris Columbus’un yönettiği, Gigi Levangie’nin aynı adlı öyküsünden uyarlanan ve yine kendisi tarafından senaryolaştırılan Stepmom’ın oyuncu kadrosunda Julia Roberts, Susan Sarandon, Ed Harris gibi önemli isimlerle karşılaşıyoruz.

Jackie ve Luke Harrison iki çocuğu olan boşanmış bir çifttir. Çocuklarının mutluluğu için ellerinden gelen her şeyi yapsalar da, çocuklar bu durumdan hiç hoşnut değillerdir. Üstelik hayatını yeniden kurmanın derdinde olan Luke bir de sevgilisi Isabel’le birlikte yaşamaya başlamıştır. Luke ne yaparsa yapsın çocukları Anna ile Ben bir türlü Isabel’den hoşlanmazlar. Öte yandan Isabel de bu iki çocuğu pek sevmemektedir. Komediyle beraber duygusal ögeleri de içinde barındıran filmde, her üvey annenin pamuk prensesteki cadı gibi olmadığını, aile ilişkilerini, annelik kavramını insan ilişkilerini anlatma konusunda usta bir isim olan Columbus’un gözünden izleriz.

Anywhere But Here, 1999

Anywhere-But-Here-FilmLoverss

Fazlasıyla samimi görünen ama temelde sorunlu bir ilişkiye sahip bir anne kızın yeni bir hayata başlama hikayesinin anlatıldığı Mona Simpson’un aynı adlı romanından uyarlanan Anywhere But Here’ın yönetmen koltuğunda Wanye Wang oturuyor. Filmin başrollerini ise Thelma and Louise’da güçlü bir kadın profili çizen Louise olarak izlediğimiz oscarlı oyuncu Susan Sarandon ile Mathilda olarak sinema dünyasına merhaba diyen başarılı oyuncu Natalie Portman paylaşıyor.

Ann ile annesi Adele, hayatlarına yeni bir başlangıç yapma hayaliyle, bunaltıcı bir yer olan küçük bir Wisconsin şehrinden hayaller kasabası olarak adlandırılan Beverly Hills’e taşınmışlardır. Hayata karşı farklı duruşları olan, farklı hayaller kuran bu anne kız, eski bir mercedesle yaptıkları bu yolculuğun ardından, anne kızın arasındaki temelinde çatışmalı olan ilişki su yüzüne çıkar. Genç kız üniversiteye gidip, tek başına bir hayat kurma hayalleri kurarken, annesi onun film yıldızı olmasını istiyordur.

 Panic Room, 2002

Panic-Room-FilmLoverss

Fight Club, Seven, Game gibi başarılı filmlere imza atmış olan ünlü yönetmen David Fincher’ın yönetmenliğini yaptığı, başrollerinde Jodie Foster, Kristen Stewart ve Forest Whitaker’ın yer aldığı Panic Room, eve soyguna gelen insanlardan korunmak için ev için özel yapılmış ‘panik odası’na sığınan bir anne kızın gerilim dolu saatlerini anlatır.

Kocasından boşandıktan sonra yüklü bir nafaka alan Meg, kızı Sarah’la yaşamak için Manhattan’da dört katlı büyük bir ev satın alır. Evde sığınak olarak yapılan, dışarıdan içerine ulaşmanın mümkün olmadığı ve içerisinden tüm evin kameralarla izlenebildiği bir panik odası vardır. Eve soygun için gelen kişilerden korunmak için bu odaya kapanan Meg ile Sarah’ı korku dolu uzun saatler bekleyecektir. Çünkü soyguncuların aradığı, evin bir önceki sahibinin sakladığı 22milyon dolar panik odasının içine gizlenmiştir.

 Volver, 2006

Volver-FilmLoverss

İspanya sinemasının en önemli isimlerinden biri olan, kullandığı güçlü renklerle ve müziklerle beğeni toplayan yönetmen Pedro Almadovar’ın izleyiciye yer yer eğlenceyi, yer yer ise dramı sunduğu filmi Volver, ölümü, anne-kız ilişkisini ve komşuluk gibi temaları işler. Cannes Film Festivali’nde altı kadın oyuncusuna da ‘en iyi kadın oyuncu’ ödülünü kazandıran ve aynı zamanda da Cannes’tan ‘en iyi senaryo’ ödülüyle ayrılan Volver’in oyuncu kadrosunda, Penelope Cruz, Carmen Maura, Lola Duenas, Blanca Portilla gibi isimlerle karşılaşıyoruz.

Hayatını zor şartlar altında bile bir şekilde kazanabilen, kızı Paula’nın yıllardır babası bildiği Paco’yu bıçaklayarak öldürmesinin bile üstesinden gelen Raimunda ile kuaförlük yapan ve Raimunda’ya göre daha soğuk bir yapıya sahip kardeşi Sole hem annelerinin mezarını ziyaret etmek için hem de teyzelerini görmek için köylerine giderler. Bu ziyaretle birlikte, kocasının cesedini bir buzdolabında saklayan Raimunda için zaten karmaşık olan hikayesi iyice karışır. Çünkü ölen anneleri geri dönmüştür.

 Mamma Mia!, 2008

Mamma-Mia-FilmLoverss

Aynı adlı Broadway Müzikali’nden beyazperdeye uyarlanan, başrollerinde Meryl Streep, Colin Firth, Stellan Skarsgard, Pierce Brosnan ve Amanda Seyfried gibi birbirinden başarılı isimlerin yer aldığı oldukça eğlenceli bir müzikal film olan Mamma Mia!’nın yönetmen koltuğunda Phyllida Llyoyd oturuyor. Ünlü İsveçli müzik grubu ABBA’nın 1975 yılında listeleri alt üst eden şarkısı Mamma Mia!’dan ismini alan film, yine aynı grubun şarkılarının eşliğinde babasını tanımayan Sophie’nin babasını arayışının hikayesini anlatır.

Evlenmek üzere olan Sophie, bir gün annesinin günlüğünü bulur. Günlükte yazılanları okuyan Sophie, annesinin hayatına giren üç adamı, yani üç olası babasını bulur ve düğünden bir gün önce annesiyle birlikte bir otel işlettikleri Yunanistan adasına üçünü birden çağırır. Çapkın bir kadın olan Donna, aslında kızının gerçek babasının kim olduğunu bilmemektedir. Düğün telaşına bir de  üç farklı karakter, Amerikalı mimar Sam, İngiliz Bankacı Harry ve İsveçli denizci Bill eklenmiştir.

 My Sister’s Keeper, 2009

My-Sisters-Keeper-FilmLoverss

Jodi Picoult’un aynı adlı romanından uyarlanan, yönetmenliğini The Notebook, Face/Off filmlerinden tanıdığımız Nick Cassavetes’in üstlendiği My Sister’s Keeper’ın oyuncu kadrosunda Cameron Diaz, Abigail Breslin, Alec Baldwin yer alıyor.

Sara ve Brian Fitzgerald çifti bir gün kızları Kate’in lösemi olduğu gerçeğiyle yüzleşirler. Çocuklarının sadece birkaç yıl ömrü kaldığını öğrenen çift, Kate’e donör olması için bir bebek sahibi olmaya karar verirler. Anna adındaki bebek, büyüyünce ablasına donör olacak ve Kate’e ilik kemiği nakli yapılacaktır. Ancak sonrasında Kate’in böbrek nakline de ihtiyacı olur, ama bu bütün hayatını ablasına donör olarak yaşamaya devam edip etmeyeceğini sorgulayan Anna için planlandığı kadar kolay değildir. Anna, ebevynlerinin kendisi üzerindeki tıbbi haklarının sınırlanması amacıyla alanında çok başarılı bir avukatla anlaşır. Bu durum, tüm iş hayatlarını Kate’in tedavisi için bırakan, adeta hayatlarını hasta kızları etrafına kuran Fitzgerald çiftini fazlasıyla şaşırtır.

De Vrais Mensonges, 2010

De-Vrais-Mensonges-FilmLoverss

Pierre Salvadori’nin yönetmenliğini üstlendiği, başrollerinde yine Salvadori’nin daha önce de çalıştığı Amelie olarak ünlenen Fransız oyuncu Audrey Tautou’nun yanı sıra Fransa sinemasının önemli oyuncularından olan Sami Bouajila ile Nathalie Baye yer alıyor.

Bir kuaför olan Emilie, yanında çalışan ve Emilie’ye kör kütük aşık olan Jean’den isimsiz mektuplar alır. Umursamadan mektupları okuyan ve çöpe atan Emilie için bu mektuplar aklına gelen parlak fikirden önce hiçbir şey ifade etmeyen kağıt parçasıdır. Emilie’nin annesi ise babası tarafından aldatılmış, özgüvenini yitirmiş, akıl sağlığı pek yerinde olmayan bir kadındır. Emilie’nin muhteşem fikri ise şudur, kendisine gelen o mektupları isimsiz bir şekilde annesine postalamak, bu sayede annesi beğenilmenin etkisiyle kocasını ve kendine yapılanları unutacak, kaybolan özgüvenine yeniden kavuşacaktır. Ancak Emilie’nin annesini mutlu etmek için yaptığı bu plan bize yanlış anlaşılmalardan, aşkın insanı dönüştürdüğü duruma kadar birçok konuda güzel bir seyirlik sunar, çünkü ne de olsa her plan istenildiği gibi işlemez.

 The Kids Are All Right, 2010

The-Kids-Are-All-Right-FilmLoverss

Başarılı kadın yönetmenlerden biri olan Lisa Cholodenko’nun hem yönettiği hem de Stuart Blumberg’le birlikte senaryosunu yazdığı film The Kids Are All Right, yapay döllenme yoluyla iki çocuk sahibi olan lezbiyen bir çiftin çocuklarının biyolojik babalarını bulmasıyla değişen hayatlarını ele alıyor. Annette Bening, Julianne Moore, Mark Ruffalo, Mia Wasikowska ve Josh Hutcherson’dan oluşan filmin oyuncu kadrosu da oldukça etkileyici.

Nic ile Jules’un ergenliğe adım atan çocukları Joni ile Laser, biyolojik babalarının izini sürerler. Bu durumdan pek hoşnut olmayan Nic ile Jules’a rağmen babaları Paul’u bulan çocuklar, çoktan hayatlarına onu dahil etmişlerdir bile. Özellikle üniversiteye yeni başlayacak olan Joni’nin anneleriyle ve babasıyla olan ilişkisine odaklandığımız film, gelenekselmiş aile yapısını bozarak farklı bir aile yapısı inşa eder. Aile kavramını, çocukların ebevynleriyle olan ilişkilerini sorgulayan film, ‘en iyi film’ olmak üzere dört dalda oscara aday gösterildi.


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →