· 7 dk okuma

Alzheimer Hakkında 9 Film

Alzheimer Hakkında 9 Film

Sinema hayatın her yüzünü perdeye aktarıyor, bunlardan biri de yaşlılık, demans ve Alzheimer kaçınılmaz olarak.

 2011 yılında yer aldığı Terry Pratchett Choosing To Die belgeselini anımsayınca da artık sinema ve alzheimer hastalığı üzerine konuşmanın vaktinin geldiğini fark ettik. Zaten Oscar’larla Still Alice ve Glen Campbell’ın veda belgeseli Glen Campbell: I’ll Be Me ile film dünyasında alzheimer hastalığına dair yoğun bir farkındalık oluşmaya başlamıştı.

Demans 65 yaş üzerindeki insanların %5’inin başına gelebilen bir şey, yaş ilerledikçe risk artıyor. Alzheimer da bir demans biçimi. Yaş önemli bir etmen olsa da, yalnızca büyük bir travma bile buna sebebiyet verebilir. En beteri da bu hastalık uzaktan bize yalnızca “her şeyi unutmak” gibi gelse de, aslında demans hastaları sık sık içinde bulunduğu kondisyonu anlayıp, o durumda olmaktan nefret ediyor ve bu acizliği fark etmektense kalan zihinsel kapasitelerini yeniden unutmak için kullanıyorlar. Başka zamanlarda sizin kim olduğunuzu anımsamamaları, sizi hatırlayabildikleri zamanlardaysa hayata küstüklerinden susuyorlar. Geri kalan kimi zamanlarda kendilerine zarar verdikleri veya tuvaletini kendi başına yapamaz hale geldikleri için önlemler alıyorsunuz ve bu önlemlerden dolayı onu oraya mahkum ettiğinizi zannediyorlar.

Ama itiraf etmek gerekirse en beteri bunlar değil. Karşınızda güzel bir hayat geçirmiş, artık hayatının sonuna gelmiş, ve en iyi şekilde baktığınızdan emin olabildiğiniz biri varsa, ona bir bebek gibi bakmaya, altını değiştirmeye, yemek vermeye alışmışsanız, kalan zamanını güzelleştirmek için elinizden geleni yapıyorsanız, bunları çok sıkıntı etmiyorsunuz. Bu bir veda etme şekli ve veda etmek için vaktiniz var zaten. En beteri aslında iç dünyanızda yaşanıyor: bu kalıtsal bir rahatsızlık biçimi ve ailede bir defa bile çıkması halinde sizin de kendinizi orada bulma ihtimaliniz var. Ya da bunun durup dururken de başınıza gelebilen bir şey olduğunu biliyorsunuz. Ve sevdiğiniz insanları anımsayamamak, basit zevkleri geçin, nasıl çişinizi yapacağınızı unutmuş bir biçimde son zamanlarınızı geçirme ihtimali sizi deli gibi korkutuyor.

Tam olarak bu noktada alzheimer hakkında birkaç filmden bahsetmek istedik. Evet başımıza bu hastalık gelebilir ama asla sadece bizim başımıza gelmeyecek. İnsanlar alzheimer üzerine konuşmaya başladı. Göreceksiniz ki tanı ilk konulduğu zaman hayatında neler yapacağına karar verebiliyor insanlar. Kime dönüşeceklerini neleri unutacaklarını öğrenip, geriye insanların onları hasta halleriyle değil, bu hastalıkla savaşan halleriyle hatırlamalarını sağlayacak şeyler bırakıyorlar veya alzheimer teşhisi size yada çevrenizdeki birine konulduğunda, hastalığı uzaylı gibi karşılamanız gerekmiyor. Çok insancıl bir durumla karşı karşıya olduğumuzu ve her şeyin çok kötü sonlanmak zorunda olmadığını bize filmler anımsatıyor.

Ben ne desem mevzuya uzak duracağım için, bu dosyaya ilham veren Terry Prachett kendisi bunu deklare etsin size:

terry prachett dementia-filmloverss

Demans’la güzel bir hayat yaşayıp da çok satan kitaplar yazmak mümkün “Tıpkı binim yaptığım gibi”

Away From Her (2006)

Başrol oyuncusu Julie Christie’ye Altın Küre kazandırmış olan film, Alzheimer’a yakalanan Fiona’nın hikayesini anlatıyor. Kırk dört yıldır evli olan Fiona ve Grant’in hayatı hastalıkla beraber baştan sona değişiyor ve Fiona bir bakımevine yerleşiyor. Bakımevinin en önemli kurallarından biri ilk otuz gün ziyaretçi kabul etmeyerek hastanın adaptasyon sürecini hızlandırmak ve bu sırada Fiona kocasını unutmakla kalmayıp, çok eskiden tanıdığı bir adamla karşılaşıp ona gönlünü kaptırıyor.

Film ne kadar Grant’in açısından baktığımız zaman moralimizi bozacak bir perspektife sahip olsa da, hikaye Fiona’nın hikayesi ve bu hikaye bize aslında insanın hafızasındaki bir sıkıntının, onun sevme yetisiyle çok da alakası olmadığını anlatıyor. Herkesi unutmaya başlamış, ve bu durumu durduramazken bile, sevdiğiniz yıllarınızı geçirdiğiniz şeyler ve insanlar kaybolmaya başlamışken bile, hala insan olduğunuza dair şeyler yerinde duruyor. Hayatın geri kalanından daha acımasız değil Alzheimer

away from her - filmloverss

Iris (2001)

Jim Broadbent’e En İyi Yardımcı Erkek dalında akademi ödülü kazandırmış bir film Iris. İngiliz yazar Iris Murdoch’un gerçek hayat hikayesini anlatan film, Iris’i iki farklı çerçeveden tanıtıyor: bir yandan Kate Winslet’in hayat verdiği genç, umarsız Iris var, diğer yandan da Judi Dench tarafından canlandırılan yaşlı Iris, yavaş yavaş hayatı üzerindeki kontrolü yitirmeye başlamış bir karakter. Iris’in bugünü ve dünü arasında gidip gelirken, sürekli aslında ikisinin aynı hatıralara sığan aynı kadın olduğunu anımsamamız gerekiyor. Ve yolun sonunu bugün bilmediğimiz gibi, yolun sonuna geldiğimizde de hep yolun başını anımsayacağımızı fark ediyoruz.

Iris -filmloverss

Glen Campbell: I’ll Be Me (2014)

Amerika’lı ünlü country şarkıcısı Glen Campbell’a 2011 yılında Alzheimer teşhisi konuldu ve o da bunu köşesine çekilmek için değil, savaşmak ve farkındalığı arttırmak için bir neden olarak gördü. Campbell hastalığını bütün ailesinin de desteğini alarak bütün dünyayla paylaşmaya karar verdi. Ailesiyle birlikte bir veda turnesi düzenlediler ve 3 haftaya 151 ayrı performansı ve hastalıkla yüzleşme macerasını sığdırıp, bu süreci belgeselleştirdiler.

Bu senenin En İyi Özgün Şarkı Oscar’ına aday şarkılarından biri Glen Campbell’in I’m Not Gonna Miss You isimli şarkısıydı. Şarkının sözlerinin türkçesi ise şöyle:

Hala buradayım, ama gittim bile
Gitar çalmıyorum, şarkılarımı söyleyemiyorum
Kim olduğumu asla tanımlayamadılar
Seni yolun sonuna kadar seven o adamı…

Sen seveceğim son insansın
Sen hatırlayacağım son suratsın
Ve en güzeli de seni özlemeyeceğim
Sizi özlemeyeceğim

Sana asla eskisi gibi sarılmayacağım
Veya çocuklara seni seviyorum demeyeceğim
Bunu gözlerimde de göremeyeceksiniz
Ve ağladığınız zaman canım yanmayacak

Neler yaşıyor olduğunuzu asla bilmeyeceğim
Tüm söylediğim ve yaptığım şeyleri de
Tüm kırgınlıklar ve tüm acı
Geriye kalan yegane şey bencillik olacak

Seni özlemeyeceğim
Sizi özlemeyeceğim.

I'll Be Me-filmloverss

The Savages (2007)

The Savages En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Özgün Senaryo Dalında Jon ve Wendy Savage isimli, travmalı bir gençlik yaşamış ve babalarının açtığı yaraları yetişkin hayatları boyunca kapamaya çabalamış iki kardeşi anlatıyor. Aldıkları bir telefonla babalarının kız arkadaşının öldüğünü ve Lenny Savage’ın demans sebebiyle kendisine bakabilecek durumda olmadığını öğreniyorlar. Ve babalarıyla yirmi senedir konuşmamış olmalarına karşın, ona bakmak zorunda hissediyorlar kendilerini.

savages-filmloverss

Alive Inside (2014)

 Alive Inside, bir sosyal hizmet çalışanının Music & Memory (Müzik ve Hafıza) isimli bir çalışma yürütüşünü kendine konu edinen bir belgesel. 2014 yılında Sundance Film Festivali’nde belgesel yarışmasına katılmış, ve Seyirci Özel Ödülü almışlığı da var. Aslında projenin hikayesi 2012’deki bir Kickstarter kampanyasıyla başlıyor. Yeterli fona ulaştıktan sonra, proje hayata geçiyor ve Michael Rosatto-Bennett yönetmenliğinde de belgeselleştiriliyor. Belgesel, müziğin hafızalarımızda nasıl bir yer edindiği ve bu yer sayesinde demans hastalarının anılarına ve sevdikleri insanlarla iletişim kurabilme yetisine kavuşabildiklerini izleyiciye aktarıyor. Bunu yalnızca hastalara bir şeyler dinletip onları çekerek değil, çeşitli uzmanlarla yapılan röportajlar sayesinde, izlediğimiz şeyi daha sağlam temellere oturtarak yapıyor. Ve artık gittiğimizi sandığımız birine doğru şarkıyla ulaşabileceğimizi fark ettirip, umut veriyor.

AliveInside-filmloverss

Age-Old Friends (1989)

Age-Old Friends bir televizyon filmi, John Cooper (Hume Cronyn) ve Michael Aylott (Vincent Gardenia) isminde iki arkadaşın hikayesini izleyiciyle paylaşıyor. Hayatları boyunca birbirini tanıyan bu iki adam yaşlılıklarında da ayrılamıyorlar. İkisi birlikte olsa da, birinin bedeni, diğerinin ise aklı artık yaşlılığın etkisine yenik düşer vaziyette. Michael’ın hafızası alzheimer yüzünden hepten gitmeye başlayınca, dostluklarıyla birbirini tamamlayan ikilinin arasındaki bağ kuvvetlense de, dünyaya karşı dirençleri düşüyor.

age old friens-filmloverss

Still Alice (2014)

Still Alice zaten Julianne Moore’a kazandırdığı En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ı sayesinde bu yılın en çok konuşulanlardan biri haline geldi. Kısaca özetlemek gerekirse film dilbillimi profesörü Alice’i anlatıyor. Ufak tefek şeyleri unutmasıyla başlayan hikaye, alzheimer yüzünden bir şeyleri unuttuğunun anlaşılmasıyla, Alice’in kendisi olarak kalma mücadelesine dönüşüyor. Hala izlememiş olma ihtimalinize karşı daha çok detay vermeyelim, malum film hala taze sayılır. Film hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak isterseniz eğer, Still Alice’in sitemizde yer alan eleştirisine göz atabilirsiniz.

Still Alice-filmloverss4

The Iron Lady (2011)

Meryl Streep Oscar’la taçlandırılmış bir performansıyla daha karşımıza çıkıyor. İsmi The Iron Lady, yani Demir Leydi’den anlayabileceğimiz üzere film, Margaret Thatcher’ı konu ediniyor. Bütün dünyanın sert politikalarıyla tanıdığı, İngiltere’nin en meşhur başbakanlarından Margaret Thatcher’ı başka bir haliyle, artık bunamaya başlayıp, hayalle gerçek arasındaki ince çizgide yalpalarken izliyoruz filmde. Filmin çok sert eleştiriler almış olduğunu da belirtmek lazım, Metyl Streep’in oyunculuğunu bu durumdan men ederiz tabii, ama bu dosya sınırlarında baktığımız yerden, The Iron Lady demansın neye benzediğini, kim olursanız olun sizi etkileyebileceğini güzel aktaran bir film.

iron lady-filmloverss

Terry Prachett: Choosing To Die (2011)

Zaten belirttik bu dosyanın ilhamını Terry Prachett’dan aldığını. Ama ismini de vermiş olduğu belgeselden de biraz bahsetmek lazım. Aslında bu belgesel sadece Alzheimer üzerine değil, alzheimer teşhisi konulan bir adamın bir seçeneğinin daha olduğunu fark etmesini konu alıyor. Bu seçeneği türkçeye ötenazi diye çevirmemiz gerekiyor ama ingilizcesi “assisted suicide” yani kişinin belli nedenlerle kendi ölümüne karar vermesi ve bu konuda doktor desteği alması hali.

Belgesel Terry Prachett’in şu sözleriyle başlıyor: “Benim adım Terry Prachett ve ben hayatımı fantastik romanlar yazarak sürdürüyorum. 62 yaşındayım ve 3 yıl önce bana Alzheimer teşhisi konuldu. Bazen, bilhassa depresif olduğumda, önümde bekleyen geleceği düşünüyor ve irkiliyorum. Ve farkettim ki, içinde bulunduğumuz modern zamanlarda, kimse böyle şeylerden korkmamalı. Kastettiğim şey refakatli intihar, ki bu ülkede [İngiltere] şu an yasal değil. İzlemek üzere olduğunuz şey pek de kolay olmayabilir, ama bunun çok mühim olduğu kanısındayım. Bu filmde buluşacağım insanların hepsi, tıpkı benim gibi, nasıl öleceklerini düşünüyorlar. Acaba benim gibi birinin, veya sizin gibi birinin, kendilerine kendi istedikleri gibi bir ölüm hazırlamaları mümkün mü?”

Terry Pratchett kendi kendine refakat ederek vedalaştı gerçekten de dünyaya. Pek çok ülkede bir yakınınızın kendisini öldürmesi halinde yanında bulunmanız, birinci dereceden cinayetle suçlanmanız manasına geldiği için yalnız yüzleşmiş Pratchett ölümle. Giderken de, Sandman sevenlere göz kırpar bir biçimde, Twitter’a şunları yazdı: “Terry Ölüm’ün kolundan tuttu ve sonsuz gecenin altındaki siyah çöle doğru kapıdan geçerken onu takip etti.”

Choosing To Die - Filmloverss


Hazan Özturan

Hazan Özturan

231 yazı · Galatasaray Üniversitesi'nde 7 yıl boyunca felsefe okudu. Şu sıralar toplumsal cinsiyet alanındaki yüksek lisansı gereği sinemanın doğduğu şehirde, Paris'te yaşıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →