Alternatif Tarih Filmleri
Sosyal bilimlerden biri olan tarih, neden-sonuç ilişkisine dayanması, yer-zaman belirtmesi ve çeşitli belgelerle desteklenebilir olması bakımından bir bilim olarak kabul görür; ancak herhangi bir tarihi olayı anlamak, bileşenlerini inceleyebilmek adına aynı şartlar oluşturularak bir deneye tabi tutulamaz. Tarih geçmişi aydınlatmaya yardımcı olduğu gibi, bu aydınlanmanın getirmesi muhtemel öngörülerle de geleceğe ışık tutulabilir. Ancak Türkiye sınırları içerisinde büyümüş, ilk ve ortaokulda tarih içerikli dersler görmüş her genç bireyin bugün I. Dünya Savaşı’na dair aynı cümle aklını kurcalıyor olabilir : “Almanlar yenildiği için biz de yenilmiş sayıldık.”
Zaman geçtikçe ve farklı kaynaklar da okundukça bu “Almanlar yüzünden” suçlamasının yerini “yenilgiyi kabullenişin” almaya başlaması çok doğal görülebilir. Fakat benim gibi birçok çocuğa daha ilkokuldayken aşılanan bu pragmatik tarih algısı, yıllar sonra bende okuduğum tarihe karşı bir güvensizlik duygusu yarattı ve farklı kaynaklara yöneldikçe –ki bu farklı kaynakların da mutlak doğru olduğu savunulamaz- nesnel bir tarihin var olabileceğine dair şüphelerim katlandıkça katlandı. Bu noktada sinemanın da devreye girdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Geriye dönüp izlediğiniz filmleri gözden geçirdiğinizde Amerika’nın Vietnam Savaşı’na dair kahramanlıklarını hatırlayıp (Rambo 2) Amerika’nın savaşı kazandığını dahi düşünebilirsiniz.
Alternatif tarih filmleri de sinemanın etkileyiciliğinden dolayı bir bakıma bu öznel tarih yaklaşımını izleyiciye aşılayabilse de genel anlamda bakıldığında tarihi bir olay üzerinde deney yapmak gibidir. Filmler bileşenlerden biri değiştirilip “ya böyle olsaydı?” sorusu üzerinden ilerleyen bir senaryoyla izleyici karşısına çıkar. Bu dosyada sizler için farklı yaklaşımları da göz önünde bulundurarak (birçok II. Dünya Savaşı filmine yer vermemek gibi) bir liste hazırladım.
Inglourious Basterds (2009)
Taratino’nun 2009 yılında çektiği filmi Inglourious Basterds yani Soysuzlar Çetesi, arka planında II. Dünya Savaşı’nı ve Yahudi zulmünü anlatırken, izleyiciyi Hitler’in öldürüldüğü alternatif bir tarihe doğru yolculuğa çıkarıyor. Fransa’da geçen film, tam da Tarantino’nun tarzını yansıtacak şekilde içinde birçok farklı karakteri ve hikayeyi barındırıyor. Yönetmen tüm bu hikayeleri oldukça başarılı bir şekilde harmanlıyor. Tarantino tarzında şiddetin, kırmızıların ve sarıların bol bol göze çarptığı filmin birçok karesi adeta yönetmenin imzası niteliğini taşıyor.
Ailesi öldürüldüğünde kaçmayı başaran Shosanna’nın Naziler’den aldığı intikamın konu edildiği filmde, Soysuzlar Çetesi de Amerikalı ve Yahudi askerlerden oluşan adeta bir “ölüm timi” işlevi görür. Shosanna ve Soysuzlar Çetesi birbirinden habersiz olarak Naziler’e özel düzenlenecek film gösterimi gecesine saldırı düzenleme planları yapmaktadırlar. Nazi zorbalığını ve güç dengelerini gözler önüne seren film, tatmin edici sonuyla izleyicisine keyifli bir seyir vadediyor.
Watchmen (2009)
Alan Moore’un Hugo ödüllü çizgi romanı Watchmen’in bir sinema uyarlaması olan filmin yönetmenliğini 300 Spartalı filminden de tanıdığımız Zack Snyder üstlenmiş. 2009 yapımı bir film olan Watchmen, hikayesinin -tabi ki Alan Moore’dan kaynaklı- iç içeliğinin yanı sıra bu hikayeyi yakalamakla kalmayıp daha da etkinleştiren çekim teknikleriyle göz dolduruyor. Özellikle filmin
İzleyiciye alternatif bir 1980’ler dönemi sunan film, süper kahramanların devletle yaptığı iş birliği sonucu ülkede güvenliği sağlama görevi yapmalarının konu edildiği ana hikayesinin dışında, arka planda da 1980’lerin soğuk savaş döneminde ortaya çıkan nükleer silah korkusunu işliyor. Özellikle süper kahramanlar aracılığıyla Vietnam Savaşı’nın kazanılmsı üzerinden bir alternatif tarih yaratmasıyla dikkat çekiyor. Birçok ünlü isme de atıfta bulunan film, politik bir süper kahraman filmi olarak değerlendirilebilir.
The Invention of Lying (2009)
Tür olarak romantik komedi kategorisine girebilecek bir film olan The Invention of Lying, alternatif tarih filmi etiketini farklı konusundan alıyor. Yalanın ne olduğunun hiçbir şekilde bilinmediği bir dünyada Ricky Gervais’in canlandırdığı Mark karakterinin doğru olmayan bir şeyi söyleyebildiğini keşfetmesiyle değişmeye başlayan dünyada edebiyatın, sinemanın hatta dinlerin doğuşuna dair yapılan tespitlerle izleyiciye keyifli bir alternatif geçmiş sunuyor.
Ricky Gervais’in Matthew Robinson ile birlikte yazıp yönettiği film, klasik bir aşk hikayesinin etrafında şekillenmesine karşın yalansız bir dünyayı iyisiyle kötüsüyle ortaya koyarken objektif davranmasıyla da keyifle izlenebilecek bir romantik komedi olarak değerlendirilebilir.
Red Dawn (2012)
Kuzey Kore’nin Amerika’yı işgale başladığı alternatif bir tarihte kasabalarını Kuzey Kore’den korumaya çalışan bir grup gencin oluşturdukları çeteyle kazandıkları başarıları konu eden film, bir sosyalizm kötülemesi ve Amerika’nın komünizme karşı duyduğu derin paranoyanın dışa vurumu olarak değerlendirilebilir. Kadın-erkek karışık bir şekilde örgütlenen ve savaşmaya başlayan Amerikan gençlerinin iki konserveye ateş edip savaşa nasıl hazır hale gelebildikleri filmin akıllarda yaratabileceği soru işaretlerinden yalnızca biri.
Yine de aksiyon dolu ve izleyiciyi sıkmayan bir film olan Red Dawn, Amerika’nın korkularına ve bu korkulu gözlerden yansıyan sosyalizm tanımlamasına tanıklık etmek amacıyla izlenebilir.
Back to the Future II (1989)
Serinin genellikle en çok beğeni toplayan ve yönetmen Robert Zemeckis’in de favori filmi olan Back to the Future 2, alternatif bir 2015 sunmasıyla bu yılın da sık sık değerlendirilen filmleri arasında yer alıyor. 1989 yılından 2015’e bakıldığında sinemanın sunduğu imkanlarla da hayaller kolaylıkla şekillendirilebilse de, Back to the Future II filminin sunduğu gelecek tasvirinden hala oldukça uzak olduğumuzu söylemek mümkün. Havada giden araçlara, bedenini üzerinize göre ayarlayan kıyafetlere, otomatik bağlanan ayakkabılara ve iki saat içinde sonuçlanabilen davalara epey mesafeli olduğumuz ortada. Buna rağmen kadınların sokakta hala rahat dolaşamadığı ayrıntısı da gelişenin yalnızca teknoloji olduğu eril tavırların ise bir hak olarak görüldüğünün kanıtı olarak alternatif bir 2015 yılında da karşımıza çıkmaya devam ediyor.
Groundhog Day (1993)
Zaman ve tarihin ayrı kavramlar olduğunun oldukça net bir şekilde ayırt edilebildiği bir film olan Groundhog Day, bulunduğu durumdan, hayatından memnun olmayan, pesimist bir muhabirin yine memnun olmadığı bir durumun içine sıkışıp kalmasını konu ediyor. Güneş doğup batıyor ve zaman sürekli ilerliyor olsa da tarih olarak her doğan gün karakterimizi aynı tarihe uyandırmaktadır. Bu tarih 2 Şubat Groundhog günüdür, yani bir kunduzun baharın gelip gelmeyeceğini ilan ettiği gün.
Sistem içerisinde sıkışıp kalmış, her gün işine okuluna giden bir bireyin yaşadığı hayat deneyiminden çok da farklı görünmeyen bu “sürekli aynı güne uyanma” durumu bir bakıma modern insanın laneti gibidir. Eğlenceli vakit geçirmek ve modern insanın laneti sayılabilecek monotonluktan kurtulma yolunun yine bireyin kendisinden geçtiğini keşfetmek adına izlenebilir.
District 9 (2009)
Neill Blomkamp’in yönettiği ve Teeri Tatchell ile birlikte senaryosunu yazdığı filmi District 9 kısaca, bir grup uzaylının araçlarını hareket ettirememeleri sonucu dünyada yaşamak durumunda kalmaları ve dünyaya yerleşmeleri sürecini konu ediniyor. Amerika’nın uzaylılara 9. Bölgede yaşama izni vermesiyle birlikte burada bir yaşam alanı oluşturuluyor. Ancak dünyalılar uzaylıların varlığından rahatsız olmaya başlıyor ve tüm uzaylıların başka bir yere taşınmasına karar veriliyor.
Filmin konusu yukarıda bahsedilen şekliyle ilerliyor ancak filmi yalnızca bir uzaylı filmi olarak izlemenin dışında, uzaylı-dünyalı ayrımını en tanıdık gelen şekilleriyle yeniden düşünmek faydalı olacaktır. Bu ayrımlar kadın/erkek olabilir, göçmen/Amerikan ya da Avrupalı olabilir, beyaz ırk/siyah ırk hatta en tanıdık haliyle Türk/Kürt de olabilir. Filmde dünyalılar toprağın ve hakkın sahibi muktedir kişilerken, uzaylılar istenmeyen, dışlanan ya da dışlamanın en önemli adımlarından biri olarak da görülebilecek “isim takılan” konumdadır. Yönetmenin bilinçli tercihleriyle de uzaylıların filmin ilk bölümünde yüzlerinin gösterilmemesi ya da izleyicinin göz teması kurmasını engellemesi yoluyla izleyici, önce uzaylıları istemeyen dünyalılarla özdeşleştirilir ancak filmin ilerleyen dakikalarında uzaylılara yapılan yakın çekimler ve uzaylıların kendi aralarındaki iletişime tanık olunduktan sonra izleyici uzaylılarla özdeşim kurmaya başlar. Günümüzde de durum çok farklı değildir. İnsan yok saydığı ve görmek istemediği topluluklara yalnızca uzaktan eleştirmek adına bakmaktadır ancak dışlanan ezilen her bir varoluşun gözlerine bir kez bakmak ve hayatlarına tanık olmak insana artık yok sayamayacağı bir dünyanın kapılarını aralar.
Abraham Lincoln Vampire Hunter (2012)
Alternatif tarih anlayışının adeta yeni bir boyut kazandığı politik vampir filmi Abraham Lincoln Vampire Hunter’da Abraham Lincoln, Amerika’nın kuzey–güney iç savaşında birliği sağlayarak Amerikan halkını kurtarmakla kalmıyor; her Amerikalı’nın yapacağı gibi tüm insanlığı da vampirlerden kurtarıyor. Köleliğe karşı savaşan Amerika Birleşik Devletleri’nin 16. Başkanı olan Abraham Lincoln’un hayatının vampir fantazyasıyla açıklandığı film, Tim Burton’ın da yapımcı olarak filme dahil olmasıyla ilgi çekiciliğini arttırmıştı. Her ne kadar ortaya çıkan sonucun bir fiyasko olduğu görüşü yaygınsa da, filmin konusu hala şaşırtıcı ve izleyiciye alternatif tarih filmleri listesinde yer alabilecek ölçüde farklı bir alternatif sunuyor.Timur Bekmambetov’un yönettiği Benjamin Walker’ın Abraham Lincoln’ü canlandırdığı filmde kan emici vampirleri, köle tüccarlığından para kazanan güneyli kesim olarak okumak da mümkün.
Fatherland (1994)
Robert Harris’in Fatherland kitabından Christopher Menaul tarafından sinemaya uyarlanan film, Hitler’in II. Dünya Savaşı’nı kazandığı alternatif bir tarihte savaş suçlarının normal görüldüğü ve hiçbir yargılamaya tabi tutulmadığı bir düzende geçer. Savaş kazanılsaydı yapılanlar normalleşecek ve haklı görülecekti görüşü üzerine izleyicisini düşünmeye sevk eden filmde, Yahudi halkının da kendilerine ait topraklarda yaşadığına inanılmaktadır. Bir cinayetin çözülmeye çalışılmasıyla aydınlanan gerçek savaşın anlatıldığı kadar haklı olmadığını ve bir Yahudi soykırımının varlığını gözler önüne sermeye başlar.
Les Aventures Extraordinaires d’Adele Blanc-Sec (2010)
Leon, Taken, Lucy gibi filmlerin ünlü yönetmeni Luc Besson’un elinden çıkmış bir film olan Les Aventures Extraordinaires d’Adele Blanc-Sec, 1910’larda alternatif bir Paris’te geçmektedir. Adele tenis oynadıkları sırada yaşanan bir kaza sonucu felç geçiren kız kardeşini yeniden hayata döndürmek için her türlü olasılığı değerlendirir. Bulabileceği en iyi doktorun ünlü Mısır firavunu Ramses’in doktoru olduğuna kanaat getirmesinin üzerine Mısır’a gider. Bu sırada ölülere hayat vermenin bir yolunu bulan profesör binlerce yıl öncesinden kalma bir yumurtayı canlandırmayı başarmıştır. Beceriksiz anti kahramanların Fransız bürokrasisini temsil ettiği filmde karakterler kendi işlerini kendileri halletmek zorunda kalır. Keyifli bir seyir vadeden film Adele karakterinin güçlü kadın imajıyla da göz dolduruyor.
Ecem Şen
675 yazı
Yazarın diğer yazılarını gör →