· 12 dk okuma

Aldatmanın Konu Edildiği 15 Başarılı Film!

Aldatmanın Konu Edildiği 15 Başarılı Film!

“Bize neler neler öğrettiler sevdalar üstüne.. Aldatıldık aldatıldık sevda böyle değil!”

Toz pembe, masalsı ilişkiler her ne kadar bir ütopya olarak filmlere, kitaplara, şarkılara konu olsa da gerçek pek de sanıldığı kadar ak veya kara ile sınırlandırılamaz. Sevgiler de ihanetler de aslında anlatıldığı gibi değildir. Aldatmak veya aldatılmak nasıl olur, bir şeyin ‘aldatma’ sayılabilmesi için neleri içermesi gerekir, peki ya Burak Kut’un dediği gibi aldatmanın tadına varınca saygısızca yaşanıp biter mi her şey?

90’lar Türkçe popunun girdabından sıyrılıp, ‘aldatma/aldatılma’ temalarıyla da fazlasıyla karşılaştığımız sinemanın uçsuz bucaksız dünyasına adım atalım o halde. İhanet ve sadakatsizlik de aşk ve tutku gibi sinemanın vazgeçemeyeceği evlatları ne de olsa…

Biz bu kez, ‘ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar…’ dilekleriyle biten masallara inat, gerçek ilişkilere göz atalım dedik ve sinema tarihinin en başarılı ‘aldatma/aldatılma’ konusunu işleyen 15 filmi sizin için hazırladık.

Aldatmanın Konu Edildiği 15 Başarılı Film

La Regle Du Jeu (1939)

la-regle-du-jeu-filmloverss

Jean Renoir’in hem yönetmenliğini yaptığı hem de Carl Koch ile birlikte senaryosunu yazdığı La Regle Du Jeu, Fransız yazar Alfred de Musset’nin ‘Les Caprices de Marienne’ adlı oyununun serbest bir uyarlaması. Renoir’i de filmin önemli karakterlerinden biri olarak gördüğümüz filmde, Nora Gregor, Roland Toutain isimlerini de görmekteyiz. II. Dünya Savaşı öncesi Fransa’nın sosyete yaşam tarzını ve çarpık ilişkilerini konu alan La Regle De Jeu, Avrupa kültürünün trajikomik bir eleştirisidir aslında. Film, Renior’in en başarılı filmlerinin başında yer almasına rağmen yayınlandığı dönemde büyük tepkileri de üzerine çekmiştir.

Atlantik’i tek başına geçerek bir rekor kıran, pilot Andre Jurieux, Paris’e havaalanına indiği sırada kalabalık bir hayran kitlesi onu karşılamaktadır. Jurieux’un kimsenin varlığını umursamadan sevgilisinin onu karşılamaya gelmemesine karşı sitemlerini dile getirir. Bu sözler radyolar aracılığıyla tüm ülkeye yayımlanır ve aristokratların evinde ise bu haber yankı bulur. Çünkü Jurieux’un aşık olduğu kadın, aristokrat Marki Robert de la Cheyniest’in karısı Christine’dir.

Brief Encounter (1945)

brief-encounter-filmloverss

Evli bir kadının tren istasyonunda evli bir adamla tanışması ve onunla yaşadığı yasak aşkın anlatıldığı, yönetmenliğini David Lean’in yaptığı Brief Encounter, üç dalda Oscar’a aday gösterilmiş ve Cannes Film Festivali Büyük Ödülü’ne layık görülmüştür. Noel Coward’ın ‘Still Life’ isimli oyunundan uyarlanan filmin başrollerinde ise Celia Johnson ile Trevor Howard’ı görürüz. Romantizm ve gerçekçiliğin şahane bir sentezinin yapıldığı Brief Encounter, Lean’in en iyi filmlerinin arasında yer alır.

Sıradanlaşmış hayatında en büyük eğlencesi alışveriş yapmak ve sinemaya gitmek olan Laura Lesson, bu gezilerinin birinde tren istasyonunda evli iki çocuk sahibi Doktor Alec Harvey ile tanışır. Laura ile Alec kendilerini, kısa süre içinde dostluğa dönüşen sonrasında ise aşka yol alan bir ilişkinin içinde bulurlar. Oldukça yalın ve bolca iç monologlu bir anlatıma sahip olan film, geniş bir alt katmana veya savaş arka planına sahip değildir. Filmde, izleyici hikayenin derinliğinden daha çok karakterlere odaklanır.

Le Femme Infidele (1969)

le-femme-infidele-filmloverss

Uzun yıllar çocuklarına ve kocasına fark ettirmeden şehirdeki aşığıyla buluşan Helene, bu sırrının kocası tarafından bilindiğinin ise farkında değildir. Ancak çok uzun zaman önce bu durumun farkında varan, ama karısına bunu bildiğini açık etmeyen Charles, aslında başka bir oyunun temellerini atmıştır. Helene kendi oyun oynadığını düşünürken, bilinçsiz bir şekilde kocasının planladığı bir oyunun içerisinde bulur kendini. Sadakatsiz eşini kaybetmemek için, farklı birçok yol deneyen bir adamın, ahlaki etiklerin dışında yer alan bir Fransız ailesinin hikayesinin anlatıldığı Le Femme Infidele, izleyiciyi ekrana kitleyen bir gerilime sahip.

Ahlak erozyonu yaşamış burjuva kesime karşı bir eleştiri olarak da görülen bu filmin yönetmen koltuğunda Cladue Chab oturuyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Stephane Audran, Michel Bouquet ve Maurice Ronet yer alıyor. Ayrıca, 2002 yapımı Adrien Lyne’ın yönettiği Unfaithful da hikayesini Le Femme Infidele’den alır.

Hannah and Her Sister (1986)

Filmde, merkezde Hannah’nın olduğu üç kız kardeşin hikayesi anlatılır. Hannah, Holly ve Lee’nin hem birbirleriyle hem de erkeklerle olan ilişkilerini Woody Allen tarzıyla, komedi ve dramın başarılı bir senteziyle izleriz. En iyi Senaryo dalında Akademi tarafından ödüle layık görülen Hannah and Her Sister, aile ve ilişkiler ekseninde yarattığı felsefik diyaloglarla hayatın anlamını sorgulamamıza sebep olur. Mia Farrow, Dianne Wiest, Michael Caine, Barbara Hershey’in başarılı performanslarıyla birlikte Mickey karakteriyle hayatı sorgulayan Woody Allen’ı gördüğümüz Hannah and Her Sister, klasik bir Allen filmidir.

Ailenin en kıskanılanı Hannah, görünürde mükemmel bir profil çizer. Harika bir eş, mükemmel bir annedir. Kardeşleri ise Hannah’nın aksine, Lee kendisinden yaşça büyük bir adamla birlikteyken, Holly de hiçbir ilişkisinde veya işinde dikiş tutturamayan bir karakterdir. Ama aslında Hannah’nın mükemmel görünen hayatı sadece görüntüden ibarettir, çünkü kocası uzun zamandır kardeşi Lee’ye aşıktır. Bunalımın eşiğinde olan Holly ise Hannah’nın eski eşi, hayatın anlamını sorgulayan Mickey ile yakınlaşır. Ve bir şükran günü yemeğinde, Hannah’nın mükemmel görünen hayatının nasıl yavaş yavaş parçalandığını görürüz.

Fatal Attraction (1987)

fatal-attraction-filmloverss

Başarılı bir avukat olan Dan Gallagher, karısı ve kızı şehir dışındayken bir hafta sonu kaçamağı yapar ve yayıncı olan Alex Forrest ile yakınlaşır. Bu yakınlaşmanın sonrasında nelere mal olacağından habersiz Dan, sonrasında ne kadar iletişimini kesmeye çalışırsa çalışsın Alex’in öyle bir niyeti hiç olmaz. Reddedilmeyi kabul edemeyen, artık bu durumu bir saplantı haline getiren Alex için ok yaydan çıkmıştır. Şiddete başvuran Alex’in hedefinde ise Dan’in ailesi vardır. Bir ihanetin insana ve ailesine ne denli zarar vereceğini korkunç bir şekilde aktaran Fatal Attraction, yayınlandığı yıl büyük beğeni toplamış ve en iyi ‘Box office’ başarısını elde etmiştir.

Yönetmenliğini Adrien Lyne’ın üstlendiği, James Dearden’in kısa öykülerinden uyarlanan Fatal Attraction, birçok dalda Oscar’a ve Altın Küre’ye aday gösterilmiştir. Filmin başrollerini de yarattıkları karakterlerle uzun süre konuşulan, başarılı isimler Michael Douglas ile Glenn Close paylaşır.

Your Friends & Neighbors (1998)

Filmin yönetmenliğini üstlenen Neil Labute, daha önceki filmlerinden de bildiğimiz gibi ilişkiler üzerine etkileyici tespitlerde bulunur ve filmlerinde sadakat ve aldatma temalarını keskin bir şekilde dile getirir. Labute, kara komedi örneği olan Your Friend & Neighbors’da diğer filmlerinde olduğu gibi bu temaları ustalıkla işler. Ben Stiller, Amy Brenneman, Aaron Eckhart, Catherine Keener, Nastassja Kinski ve Jason Patrick’in başrollerini paylaştığı film, mutsuz çiftlerin arkadaşlık, aşk, tutku ve eğlenceyle ördükleri bir ağı anlatır.

İsimlerindeki kafiyeyle dikkat çeken Jerry & Carry, Barry & Cheri, Terry & Marry çiftlerinin birbirleriyle kurdukları ilişkileri evrensel olarak her zaman dile getirilen aşk, ihanet, ihtiras gibi temaları ele alan hikaye, altı kişinin görünmeyen yanlarını da izleyiciye gösterir. Aslında çizilen karakterler hikayede beklenilenin ötesinde yüzeyseldir, ama bu hikayenin gerçekçiliğini ve tanıdık ilişkilerin resmedilmesini engellemez.

In the Mood for Love (2000)

In-the-Mood-for-Love-filmloverss

Hong Kong’lu yönetmen Kar-Wai Wong’un senaryosunu da yazdığı In the Mood for Love; aşkı, doğuşunu ve kaybedilişini anlattığı bir üçlemenin ikincisi olarak izleyiciyle buluşur ve kurduğu çapraz ilişkilerle izleyiciye bu temaları aktarır. Liu Yichang’ın ‘Duidao (Intersection)’ kitabından esinlenerek yazdığı bu film, birlikteliği mutsuz olan iki çiftin ilişkisini, aldatma ve aldatılma çatısı altında inceler. Filmin oyuncu kadrosunda ise Maggie Cheung, Tony Chiu Wai Leung, Ping Lam Siu gibi isimleri görürüz.

1960’lı yılların henüz başlarında geçen hikaye, bir apartmanda kurulan ilişkiler ekseninde gelişir. Bir gazetenin yazı işleri müdürü olan Chau, karısıyla birlikte bir apartman dairesine taşınır. Chau, bir gün komşusu Li-Chun ile karşılaşır ve bu karşılaşmanın ardından aralarında bir yakınlaşma başlayan Chau ile Li-Chun, bir süre sonra şaşırtacak bir gerçekle karşılaşırlar. Onları eşlerinin de aslında birbirleriyle ilişkileri vardır. Konusu oldukça basit görülen film, içeriğinde hapsettiği ana temalarıyla dikkatleri çeker. Kullandığı renklerle yoğun bir hava bırakan In the Mood for Love, oyuncuların başarılı performanslarıyla unutulmazlar arasına adını yazdırır.

My Life Without Me (2002)

my-life-without-me-filmloverss

“Kimse bir süpermarkette ölümü düşünmez.”

Genç yaşta evlenmiş Ann, iki kız çocuğu ve kocasıyla annesinin bahçesindeki bir karavanda yaşamaktadır. Geceleri Ann okulda temizlik yaparken, kocası da yüzme havuzu inşaatında çalışmaktadır. Ekonomik olarak rahat bir hayat sürmeseler de küçük ve mutlu bir evliliği olan Ann, bir gün hayatını değiştirecek bir haber alır. Kanserdir, ölümünün çok yakın bir zamanda gerçekleşeceğini biliyordur artık. Hayatının son anlarında yapmak istediklerini sıraladığı bir liste hazırlar. Listenin maddelerinden biri de birinin ona aşık olmasını sağlamaktır. O sırada ise karşısına Lee çıkar ve Ann de ona aşık olmuştur.

My Life Without Me, merkezine aldığı ‘Ölmek üzere olan kanser hastası’ kadından dolayı klasik aldatma hikayelerinden ayrılır. Filmde, Ann’in kocasını aldatması kötü bir şekilde hissedilmez; biz Ann’in Lee’ye olan aşkını filmin merkezine almışızdır bile. Ölmek üzere olan bir kadın olduğunda konu, yaşam sonlanacaksa eğer kocasını aldatıp aldatmamasının da bir önemi yoktur belki de… Isabel Coixet tarafından yazıp yönetilen My Life Without Me’nin başrollerinde Sarah Polley, Mark Ruffalo ve Scott Speedman’i görürüz.

La Finastra di Fronte / Karşı Pencere (2003)

la-finestra-di-fronte-filmloverss

Filmlerinde dünyaya bakış açısını açık bir şekilde dile getiren ve hikayelerinde geniş yelpaze olarak sunduğu karakterleriyle izleyicide özel bir yer bırakmayı başaran Ferzan Özpetek’in dördüncü filmi La Finastra di Fronte (Karşı Pencere), geçmişe yaptığı geri dönüşlerle ilgi çekici bir anlatım yakalar ve izleyiciye Yahudilik, eşcinsellik, işsizlik, röntgencilik gibi birbiriyle alakasız görünen bu kavramların nasıl iç içe geçtiğini gösterir. Filmin kadrosunda Özpetek sinemasında görmeye alışık olduğumuz Serra Yılmaz ile birlikte Giovanna Mezzogiorna, Raoul Bova, Massimo Girotti gibi İtalyan oyuncular yer almaktadır.

Ekonomik sebeplerden dolayı başlayan sorunlar, monotonlaşan evliliği yüzünden mutsuz olan Giovanna, karşı penceresinde gördüğü yabancı adamdan etkilenmesiyle hayatını farklı bir yola sokmuştur. Hayatının sıkıcılığından şikayetçi olan Giovanna için karşı pencereyi sürekli gözetlemek aradığı heyecana kavuşmak demektir. Merakla başlayan hikaye aşkla gelişir ve boyut değiştirir. Film paralelde ele aldığı, Giovanna’nın sokakta tesadüfen tanıştığı hafızasını kaybeden yaşlı adamın yıllar öncesine dayanan hikayesiyle de hem Giovanna’yı hem de izleyiciyi hayatı sorgulamaya iter.

Closer (2004)

Closer-filmloverss

Birçok Oscar adaylığı olan ve akademi tarafından 1968 yapımı The Graduate filmiyle En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen Mike Nichols imzalı, aşkı ve genel anlamda tüm ilişkileri sert diyaloglarla ele alan Closer, Londra’da kesişen aşkları, yıllar içerinde değişen ilişkileri gerçekçi bir bakış açısıyla işler. Oyuncu kadrosunda yer alan Jude Law, Julia Roberts, Natalie Portman, Clive Owen gibi ünlü isimlerle ve her zaman merak uyandıran ‘aşk’ konusunu merkez alan hikayesiyle kendisinden söz ettiren Closer, Patrick Marber’in tiyatro oyunundan uyarlanmış ve yine Marber tarafından senaryosu kaleme alınmıştır.

Bir gün önemli bir yazar olma hayali kuran gazeteci Dan, tesadüfen bir kaza nedeniyle Amerikalı Alice ile karşılaşır. Farklı bir karakter olan Alice, Dan’in aradığı ilham perisidir. Alice’in hayatını konu alan bir kitap yazan Dan, kapak fotoğrafı için Anna’nın stüdyosuna gider. Ancak işlerin dengesinin bozulacağı o gelişme gerçekleşir ve Dan, Anna’ya aşık olur. Bu ilgiye karşılık vermeyen Anna, Dan sayesinde tanıştığı Larry ile evlenir. Ama daha sonra Dan ile Anna arasında oluşan kuvvetli çekim etkisini yeniden gösterir ve her ikisinin de sevdiklerini aldatmasına yol açar.

We Don’t Live Here Anymore (2004)

we-dont-live-here-anymore-filmloverss

İki kadın, iki erkek, iki aile ve çocuklar… İki yakın arkadaş Hank ile Jack aynı okulda çalışıyorlardır ve evleri birbirine yakındır. Her ikisi de görünürde düzenli bir aile yapısına sahiptir. Kitabını tamamlamak üzerinde olan Hank, bu süreçte karısı Edith’ten uzaklaşmaya başlar ve aslında ilişki sarmalı bu şekilde meydana gelir. Edith ise Jack ile bir ilişki içine girmiştir bile. Aldatıldığından şüphe eden Jack’in karısı Terry ise kocasına aynı şekilde karşılık verecektir.

Neden hep sahip olmadığımızı isteriz ?’, ‘Sevmek bir ihtiyaç mı ?’ gibi sorulara cevap arayan, bu soruları iki ailenin dahil olduğu bir denklemle çözmeye çalışan We Don’t Live Here Anymore’un yönetmen koltuğunda The Painted Veil, Stone, Tracks filmlerinin yönetmeni John Curran oturuyor. Andre Dubus’un kısa öykülerinden uyarlanan, senaryosunu Larry Gross’un yazdığı filmde, Mark Ruffalo, Naomi Watts, Laura Dern, Peter Krause yer alıyor.

Eğer seni sevmeseydim başka birini sevmek zorunda kalırdım.

Match Point (2005)

match-point-filmloverss

Woody Allen’ın klasikleşmiş tarzının dışına çıktığı ve alışagelmişin dışında bir seyir sunduğu Match Point, Allen’ın vazgeçilmezlerinden biri olan Scarlett Johansson’ın yanı sıra Emily Mortimer, Jonathan Rhys Meyers ve Matthew Goode gibi yetenekli oyuncuların kadrosunda yer aldığı; tutku, romantizm ve gerilimi bir arada bulunduran başarılı filmlerden biri.

Gözü yüksekte olan, sürekli zengin olma hayalleri kuran Chris, tenis hocalığı yaptığı bir kulüp sayesinde zengin bir aileye mensup olan Tom ile arkadaş olur. Kısa süre içinde de Tom’un kardeşi Chloe ile bir ilişkiye başlar. İstediği gibi bir hayata kavuşmak için önemli bir adım atan Chris’in tüm planlarını alt üst edecek şey ise, evlilik aşamasında Tom’un kız arkadaşı Nola’nın eve gelmesidir. Chris, tanışır tanışmaz Nola’ya aşık olmuştur. İlk başta Chris’in ilgisine karşılık vermeyen Nola, yıllar sonra tekrardan karşılaştığı Chris’le ilişkiye başlayacaktır. Saplantı, aşk, hırs üçgeni içinde gelişecek hikaye ise tam olarak böyle başlar.

Last Night (2010)

last-night-filmloverss

Aldatma ve aldatılma sürecini çok doğal bir şekilde, yalın bir dille anlatan Last Night, iki gecede yaşanılan olaylar ekseninde kadınla erkeğin ilişkiye bakış açısını ayrı ayrı yansıtır. Yönetmenliğini ve senaristliğini üstlenen, Tahran doğumlu Massy Tadjedin, ‘aldatma’nın tanımını iki uçlu yapar. Keira Knightley, Sam Worthington, Eva Mendes ve Guillaume Canet gibi dört başarılı oyuncuyu bir araya getiren film, dört karakter arasında var olan güven, tutku, ihanet, aşk kavramlarını tartışır.

Filmde, evli bir çift olan Joanna ile Michael’in iki gecesini izliyoruz. Joanna, Michael’in kıskandığı ve kocasıyla arasında bir şey olduğunu düşündüğü Laura ile iş seyahatine çıkar. Joanna bu ithamdan hoşlanmasa da iş seyahatinde geçirdiği süre boyunca, bu şüphenin çok da boş olmadığını anlarız. O sırada, Michael’de yıllar önce ilişki yaşadığı yazar Alex ile karşılaşır. Ciddi ve sıkıcı kocasının karşısında, eğlenceli, sempatik ve rahat tavırlarıyla dikkat çeken Alex’in varlığı, Michael’i de bir ikilemde bırakacaktır.

Take This Waltz (2011)

take-this-waltz-filmloverss

Anlık melankolilere kendini kaptıran, hayali bir kitap yazmak olan ama onu ne zaman yapacağını bilemeyen, ‘korkmak’tan korkan Margot ile kalabalık bir aileye sahip, tavuk pişirme teknikleri üzerine yemek kitabı yazan Lou, beş yıldır evlidir ve dışarıdan bakıldığında sorunsuz mutlu bir ilişki tablosu çizer. Ancak işin aslı öyle değildir, Margot’un karşı konulmaz bir çekim hissettiği Daniel ile karşılaşmasının ardından çizilen o mutlu tablo silinmeye çoktan başlamıştır.

Margot’nun tercihi, bu konudaki kararsızlıkları, yer yer pişmalıkları ile günümüz evliliklerine bir bakış sunan Take This Waltz; ilk uzun metraj filmi Away from Her ile dikkatleri çeken Sarah Porey’in gözünden izleyiciye aktarılıyor. Michelle Williams, Seth Rogen, Luke Kirby ve Sarah Silverman’ın oyuncu kadrosunda yer aldığı Take This Waltz, uzun ilişkilerin neden olduğu sorunları ve ilişki çıkmazlarını ele alan başarılı filmlerden biri.

Gone Girl (2014)

gone-girl-filmloverss

İşte yine aldatma/aldatılma durumunun hayal bile edemeyeceğimiz sonuçlar doğurduğunu izlediğimiz bir film daha. David Fincher’ın kurduğu bir bulmacanın parçalarını aradığımız Gone Girl, Gillian Flynn’ın çok satan romanından uyarlanarak beyazperdeye aktarılmıştı. Başarılı kitap uyarlamalarıyla dikkatleri çeken David Fincher’ın yönetmenliğini yaptığı Goen Girl, ipuçları ve bilmeceler ekseninde izleyiciye bir gerilim hissettirirken, evlilik ve kadın erkek ilişkileri üzerine kurduğu senaryosuyla göz dolduruyor. Ben Affleck, Rosamund Pike ve Neil Patrick Harris’in rol aldığı Gone Girl’de, kocası tarafından aldatılan, kötü giden bir evliliği olan bir kadının yapabileceklerinin sınırlarını izliyoruz.

Evlilik yıldönümlerinin sabahı Amy, aniden ortadan kaybolur. Bu yok oluşunun nedeni olarak da gözler kocası Nick’e çevrilir. Amy’nin hayatta olup olmadığı konusu bir muammayken, Nick masum olduğunu ispatlamaya çalışmaktadır. Film, ikinci yarısında ise izleyiciye bir sürpriz yapar ve klasik bir polisiye/ gerilim filminden kendini sıyırarak, izleyenleri Amy tarafından kurulan bir oyunun ortasına bırakıverir.


Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →