· 2 dk okuma

Adieu au Langage – Dile Veda

Adieu au Langage – Dile Veda

Yaşayan efsane Jean Luc Godard’ın Cannes Film Festivali’nde Xavier dolan ile paylaştığı Jüri Özel ödülü sahibi son filmi Dile Veda, seyircinin kobay olarak kullanıldığı bir deney niteliğinde.

Türkiye prömiyerini 21. Altın Koza Film Festivali’nde yapan filmin konusunu festival kitapçığında belirtildiği şekliyle yazmanın daha doğru olduğuna inanıyorum: Fikir basit; evli bir kadın ve bekar bir adam karşılaşır, aşık olur, kavga eder, yumruklar havada uçuşur, bir köpek şehir ve köy arasında gidip gelir, mevsimler geçer adam ve kadın tekrar buluşur, köpek kendisini ikisinin arasında kalmış olarak bulur biri diğerinde ve diğeri birindedir ve üç olurlar, eski koca her şeyi paramparça eder, ikinci film başlar, ilkiyle hem aynıdır hem ondan farklı, insan ırkından metafora geçeriz, bir havlamayla son bulur ve bir bebeğin ağlayışıyla.

Yeni Dalga günlerinden beri deneyerek sinemaya çok yoğun katkılar sağlamış olan usta yönetmen konusunun yazılış şeklinde bir filme imza atıyor. Son dönemde çektiği filmlerle seyircilerin zihnini allak bullak etmeye çalışırken Dile Veda ile bu isteğini gerçekleştirmeyi başarıyor. Bir rahatsızlık senfonisi olarak niteliyebileceğimiz film, gerek ses gerekse görüntü kullanımıyla alışılagelen sinema kalıplarını kırıp yerine takibi oldukça zorlaştırıcı teknikler yerleştiriyor. 3D teknolojisiyle film çektiği haberi ilk duyulduğunda hepimiz haklı bir merak içine girmiştik. Godard bu tekniği de genel olarak sıfırdan ele alıyor ve yeni bir form veriyor. Özellikle iki sahnede kullandığı görüntüleri üst üste bindirerek devam eden anda yakaladığı teknik, başka sinemacılara da ilham verecek gibi duruyor. İlerleyen yaş ile birlikte söylemek istediklerini içinde tutmak istemeyen yönetmen, gerek hayata, gerek politikaya ve tarihe dair kesik kesik cümleler sarf ederek de anlatımda bir yeniliğe giriyor. Kameralı Adam’daki gibi çeşitli seri görüntülerle bölünen film, Jarmusch’un Stranger Than Paradise’da kullandığı uzun karartmalarla da geçişlerini ayırıyor.

Usta yönetmen Godard’a ve sinema külliyatına yaptığı katkılara saygımız sonsuz fakat deneyselleşeceğim derken sinemadan uzaklaşması pek de kabul edilebilir bir durum gibi gelmiyor bana. Cannes’da verilen ödülün ayıp olmasın diye verildiğini düşünüyor, ustanın bundan sonraki işlerini merakla beklemiyorum. Yaşasın Serseri Aşıklar, Yaşasın Nouvelle Vague.


Nuri Şimşek

Nuri Şimşek

138 yazı · 1990 yılında İstanbul’da doğdum. 13 yaşına kadar yaşadığım bu büyük şehrin ne kadar büyük olduğunu tam kavrayamadan Çorlu’ya taşındık. 4 sene sonra da Milas’a. Yaşadığım şehirlerin küçülen coğrafyaları, beni daha büyük dünyalar aramaya yönlendirdi. Benim büyük dünyam sinema oldu. 80′lerde nasıl VHS’ler uçuşuyorsa ortalıkta, benim gençliğimin başları da önce VCD ardından da DVD’lerle geçti. Her fırsatta film izliyor, farklı dünyalara yolculuk ediyordum.Bir gazetenin haftasonu verdiği DVD’ler ile başlayan koleksiyonum ilerleyen yıllarda büyük bir arşive dönüştü.

Yazarın diğer yazılarını gör →