· 4 dk okuma

5 Maddede Pablo Escobar’ın Hikâyesinin Anlatıldığı Narcos

5 Maddede Pablo Escobar’ın Hikâyesinin Anlatıldığı Narcos

80’lerin ikinci yarısı ve 90’ların başında küresel uyuşturucu ticaretini tekeline almış, bu krallığını oluşturabilmek için binlerce kişinin ölümüne sebep olmuş, tarihin gördüğü en büyük suçlulardan biri Pablo Escobar… 1993 yılında Medellín’de saklandığı yerin çatısında öldürülen Escobar’ın hikâyesi, kaç kez anlatılırsa anlatsın ilgi çekiciliğini kaybetmeyen yapısından dolayı beyazperde ve siyah ekrana onlarca kez uyarlandı. Netflix’in yeni dizisi Narcos ise bu bilindik hikâyeyi Escobar (Dolayısı ile Medellín Karteli) – DEA (Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi) – Kolombiya devleti üçgeninde anlatıyor. Biz de bu vesile ile bilinen hikâyeye farklı bir bakış atan Narcos’u 5 maddede değerlendirdik.

5 Maddede Pablo Escobar’ın Hikâyesinin Anlatıldığı Narcos

1 – Narcos’da Ele Alınan Pablo Escobar Hikâyesi Gerçeğine Ne Kadar Uygun?

escobar-baskanlik-afisi-filmloverss

Genelde, gerçek bir hikâyeden esinlenen bir filmin ya da dizinin birinci önceliğinin gerçeklere tamamen uygunluk olması beklenmez. Hikâyeler her ne kadar gerçeklerden esinlense de işin içine anlatıya hizmet edecek kurgusal ögelerin girmesi kaçınılmazdır. Narcos dizisi adına da Escobar’ın hayatında olup bitenlerin birebir uyarlanması beklenilemez. Fakat Narcos’un hikâye için seçtiği anlatı biçimi ve konuya yaklaşımı, izleyicide yaşanmış bir hikâyeyi çok fazla değiştirilmeden izlediği imajı yaratıyor. Zira Narcos, kurmaca hikâyeye gerçek görüntüleri montajlayarak ve Escobar’ın yakalanmasında büyük emeği olduğu belirtilen DEA ajanı Steve Murphy’yi doğa belgesellerinde gördüğümüz bir anlatıcı gibi konumlandırarak aşırı gerçekçi tavrını daha dizinin en başında belli ediyor. Öyle ki dizi, gerçek görüntülerden kurgulanmış bir jenerik ile açılıyor. Peki, gerçekçi tavrından taviz vermeyerek ilerleyen Narcos ilk sezon boyunca gerçek “Escobar” hikâyesine ne kadar bağlı kalıyor? Bu soruya “epey” cevabını verebiliriz. Dizi, gerek doğru danışmanlarla çalışmanın getirisi -ki 2. maddede değineceğiz- gerekse yaratıcılarının hummalı çalışmaları ile 80’ler ve 90’lar başında Kolombiya’da gerçekleşenleri, kendi oluşturduğu iddialı seviyedeki gerçekçi anlatısının hakkını verecek şekilde anlatmayı başarıyor. Narcos’da geçen bazı diyalogların, olayları yaşayan kişilerin direkt aktardığı biçimde dizide yer aldığını belirtmek gerek.

2 – Dizinin Danışmanları: “Gerçek” Steve Murphy ve Javier Peña

narcos-murphy-pena-filmloverss

“20 yıl öncesinde geçen, kötü kahramanın halihazırda ölü olduğu bir hikâye ile ilgili yapılacak bir dizinin bu kadar talepkâr karşılanması beni şok etmişti” diye konuşuyor emekli DEA ajanı Steve Murphy, Kolombiya’da çalıştığı yıllarda partneri olan Javier Peña ile birlikte verdikleri bir demeçte. Medellín kartelinin gözünü karartmış lideri Escobar’ın yakalanmasında emeği geçmiş isimler olarak gösterilen ikili artık emekli. Fakat, Narcos’a danışmanlık yaparak genel hatları ile bilinen bir hikâyenin detaylarının milyonlarca kişiye ulaşmasına vesile oldular. İkili, dizinin önemli detaylara kadar gerçeği yansıttığının altını çiziyor. Sadece Murphy, kendisiyle ilgili dizide gösterildiği kadar etrafa küfür savuran biri olmadığını belirtiyor.

3 – DEA’in Escobar’a Yaklaşımı ve ABD’nin Dış Politikası

dea-narcos-filmloverss

Steve Murphy ve Javier Peña’nın diziye danışmanlık yapan isimlerden olması, Narcos’un Escobar’ın hikâyesinin yanı sıra, DEA ve dolayısı ile ABD’nin bu uyuşturucu baronunun yükselişine nasıl tepki verdiğine de odaklanacağının sinyallerini vermişti. Zira dizide de belirtildiği gibi, 90’ların başında Escobar Amerika’daki kokain ticaretinin 80%’i gibi bir kısmına sahipti. Dolayısı ile bu durum Kolombiya’nın bir iç sorunu olmaktan çıkmış, uluslararası uyuşturucu ticaretine hükmeden Escobar global bir problem haline gelmeye başlamıştı. Bu nedenle dizinin anlatıcısı konumuna Steve Murphy’nin yerleştirilmesi de geniş çapta ele alınacak öykü adına tutarlı bir tercih olarak göze çarpmıştı.

DEA’in Escobar’a ve aksiyonlarına yaklaşımını, direkt olarak ABD’nin Latin Amerika üzerine dış politikasının da bir yansıması olarak ele almak mümkün. DEA içerisinde Escobar ile kişisel bir mevzusu olan -Escobar’ın öldürdüğü arkadaşları, aileleri vs. sebebiyle- ajanların dışında departmanın genel olarak bu belirli dış politikaya göre hareket ettiğini dizide de görmekteyiz. Öyle ki Reegan dönemi Soğuk Savaş psikolojisi yüzünden FBI’ın Escobar gibi küresel bir güce sahip uyuşturucu baronundan önce Kolombiya’da eylemlerini sürdüren milliyetçi sosyalist gerillalardan oluşan M-19’u önceliğine aldığına şahit oluruz. Amerika’nın adeta bir paranoyaya dönen dış politikasının yansımalarını da bu şekilde görürüz Narcos’da.

4 – Narcos’un Ekran Süresi Kısıtlı Ama Etkisi Büyük Kadın Karakterleri

tata-filmloverss

Pablo Escobar’ın öyküsünden uyarlanan yapımlara genel hatları ile baktığımızda bir bütün olarak çizilmiş kadın karakterlere pek rastlayamayız. Büyük bir eril egonun timsali olan Escobar ve çevresini düşündüğümüzde bu bizi çok şaşırtmaz belki de. Fakat Narcos, Escobar-DEA-Kolombiya devleti üçgeninde gelişen olayları geniş bir perspektiften anlattığı için dizi içerisinde, belki arka planda da olsa, kadın karakterlerin ağırlığını hissetmek mümkün. Escobar’ın zor kararları almasında katalizör görevi gören eşi Tata ve annesi Hermilda; M-19’a üye bir gerilla olan ve aldığı sorumluluk ile hikâyenin yönünü değiştiren Elisa, Escobar ile mutualist bir ilişkisi olan Valeria gibi karakterler, ataerkil güçlerin ve iktidar arayışlarının çarpıştığı bir olay örgüsü içerisinde hikâye nehrinin yönünü değiştiren isimler olurlar. Her ne kadar diğer Escobar uyarlamalarına göre daha kapsamlı bir kadın temsili görsek de, biraz da bu hikâyenin doğası gereği bunlar sadece olumlu bir nüans olarak kalır. Diziyi feminist bir okuma içerisinde olumlu adletmek tüm bunlardan ötürü çok fazla imkan dahilinde değildir.

5 – Pablo Escobar: Tek İstediği Devlet Başkanı Olmak mıydı?

Pablo Escobar daha dizinin ilk bölümünün giriş kısmında şöyle der: “Bir gün Kolombiya’nın devlet başkanı olacağım”. Yeni tanıştığımız bir karakterin bu beyanatını, ülkesinin başına geçmeye çok hevesli olmasına yorabiliriz en başta. Fakat, Narcos’un başarı ile yaptıklarından biri de bu olur. Her geçen saniye meselenin Escobar’ın devlet başkanı olmak istemesi ya da oluşturduğu yapay Robin Hood-vari yardımseverlik olmadığını anlarız. Bölümler ilerledikçe, Escobar’ın uyuşturucu krallığı büyüdükçe Pablo’nun artan bir ivme ile büyüyen egosuna da şahit oluruz. Meclise girmeye çalıştığında bir yenilgi tatmasının, onun güç ve iktidar açlığını daha da fazla körüklediğini izleriz. Yani işin özü, mesele sadece bir devlet başkanı olma arzusu değildir; tarihte sıkça örneğini gördüğümüz güç düşkünü bir egonun, etrafına zarar vererek şişmesi ve bir yerden sonra patlamasının hikâyesini izleriz.


Emre Serbes

Emre Serbes

179 yazı · İlkokul yıllarında sinemada izlediği Matrix’i tam anlamasa da filmin ve sinemanın büyüsüne kolayca kapıldı. Liseye geçtiğinde edebiyatı keşfetse de sinema hep gönlünde yatan sanat oldu. Twelve Monkeys, The Usual Suspects, Memento, Fargo filmlerini izlediğinde sinemanın anlatı konusundaki potansiyelini hayretle tecrübe etmiş oldu. Küçük bir filmin bile yüzlerce insanın hayatını değiştirebileceği düşüncesi, onun sinema heyecanını ayakta tutmaya yetti. Şimdi ise, İTÜ Gemi İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirmeye çalışıyor ve çok sevdiği sinemadan kopmamak için uğraşıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →