5 Film Hakkında 5 İnanılmaz Teori
Öyle filmler vardır ki kimi zaman oyunculuklara kimi zaman senaryoya kimi zamansa kurguya vurulur, her bir karesini sindire sindire izler, zihnimizde yer edinmesine izin veririz. İşte böyle anlarda bazı yeni fikirler de ister istemez gün yüzüne çıkmaya başlar. Bazen kimsenin görmediği bir bakışı yakalarız, bazen de kimsenin fark etmediği detayların içinde buluruz kendimizi. Biz de bu vesileyle popüler filmlerin ardında yatan akıl almaz hayran teorilerini sizler için derledik.
5 İnanılmaz Teori
5. Grease
70’li yılları Grease ile devirmeye hazırlanırken, bir yaz günü birbirine aşık olan Danny ve Sandy’nin hikayesini fazlasıyla benimsemiştik. Filmde bahsedildiği üzere, Sandy ve ailesi bir yaz tatili için Avustralya’dan Amerika’ya geliyor, bu yolculuk bir yaz aşkı ile sonlanıyor. Ancak açıklanmayan sebeplerden dolayı, Sandy’nin ailesi bir anda geri dönmemeye karar veriyor. Bu koşullar altında Sandy de Danny ile aynı liseye kaydoluyor ve Danny’nin arkadaş zincirinin ayrılmaz bir halkası haline geliyor.
Aslına bakılırsa Sandy ve Danny’nin tanışma hikayesi, kulaklarımızda çınlayan Summer Nights şarkısının sözlerinde gizli olabilir. Danny, Sandy’nin yüzerken yaşadığı tehlikeye “Onun hayatını kurtardım, neredeyse boğuluyordu.” diyerek gönderme yaparken; Sandy’ye göre Danny yalnızca ‘etrafa su sıçratıyor’. Peki Danny gerçekten de Sandy’nin hayatını kurtarmamış olabilir mi?
Ya Sandy daha film başlamadan önce boğulmuş olsaydı ve bütün hikaye Sandy’nin zihninde canlandırdığı bir yaz aşkından ibaret olsaydı? Bu durum, belki de tuhaf şarkıların ve rutine dönen dansların mantıklı bir açıklamasıdır. Çünkü film süresince Sandy ve ailesinin eve dönmekten vazgeçmesinin altını dolduran mantıklı bir açıklama göremiyoruz. Sizce bu hayran teorisi filmin sonunda Sandy ve Danny’nin Greased Lightning’e tırmanıp, gökyüzüne doğru süzülmelerini ve herkese veda etmelerini açıklayabilir mi?
4. Toy Story

Hiç Toy Story serisinde Andy’nin babasının nerede olduğunu düşündünüz mü? İlk bakışta tuhaf gelebilir ancak filmde Andy’nin ve küçük kardeşi Molly’nin hatta annelerinin onlarca fotoğrafı evin her bir köşesinde yer alırken, Andy’nin babasının tek bir fotoğrafını göremezsiniz. Eğer ölseydi fotoğrafları hala orada, diğerlerinin yanında olmalıydı. Dahası serinin hiçbir filminde oyuncuklar dahil hiç kimse Andy’nin babasından bahsetmiyor bile.
Bu hayran teorisine göre; eğer babaları Andy ve Molly’nin hikayesinin bir parçasıysa hala, bunun mantıklı bir açıklamasının olması gerekiyor. Bu noktada akla gelen tek gerçekçi yaklaşım ise Andy’nin babasının, ailesini geri dönmemek üzere terk etmiş olması. Bu teori aynı zamanda Woody’nin, Andy için neden mükemmel oyuncak olmak istemesini de açıklıyor. Zira Woody, Andy’nin eksikliğini yaşadığı baba figürünü fazlasıyla telafi etmeye çalışıyor.
3. Ghostbusters

Ghostbusters filminde kullanılan, henüz lisansı alınmamış hayalet tuzaklarının birer oyuncaktan ibaret olmadığını biliyoruz. Zira iki partikül hızlandırıcının çarpışması hem Ghostbusters hem de evren açısından pek de iç açıcı bir haber olmazdı. Aslında filmin düğümünü çözen yegane şey de bu: Evrende başka boyutların kapılarını açmak ve Gozer, Zuul ile Vinz Clortho’yu ait oldukları yere göndermek. Elbette ki bir sonraki adımda çok büyük bir patlama olacak, kahramanlarımız gönül rahatlığıyla New York sokaklarında boy göstereceklerdir.
Diğer bir ihtimal ise, her zaman söyledikleri gibi, Ray ve Egon’ın proton tabancaları geri teper ve sevilen hayalet acılarını ölüme yollar. Fakat durum böyleyken filmin şenlik havasındaki finali gerçekleşemez. Dolayısıyla devam filminin, ilk filmin konusu etrafında dönmesi, yeni maceralara yelken açamaması kaçınılmaz olur. Büyük olasılıkla da kendilerinde bir değişiklik olana dek aynı döngüyü yaşayacaklar ve Bill Murray’nin rol aldığı Groundhog Day’i hatırlatacaklardır.
2. No Country For Old Men

Coen kardeşlerin klasik western motiflerinin modern çağa uyarlanmış son derece önemli 2007 yapımı No Country For Old Men’in üç ana karakterini -başkahraman Llewellyn Moss, Moss’un düşmanı Anton ve ikisini de arayan kanun elçisi Şerif Ed Tom Bell’i- yakın mercek altına alalım. Aslında bu üç karakter birbiriyle hiç karşılaşmıyor. Öyleyse Moss hayal kırıklığına uğratıcı bir şekilde tükenmiş iken, Bell ve Chigurh’un rastlantı eseri karşılaşmaması için tek bir sebep geliyor akla; o da kiralık katilin bir nevi uysal ve nazik şerifin bir başka kimliğe bürünmüş hali, yani Bell ve Chigurh aslında aynı kişi olması.
Bu hayran teorisine daha yakından bakınca, birkaç ipucunu daha yakalamak mümkün. Birden fazla ‘Bell’ karakteri ile karşılaşmış olmamız mümkün olabilir mi? Hatırlarsanız, karısı Bell’e kimseyi incitmemesini ve kendisine dikkat etmesi gerektiğini söylediğinde tüm cana yakınlığıyla kabul ediyor ve cevap vermeden önce ortalığı kısa bir sessizlik kaplıyordu. Daha sonra Moss’un karısı ile geçen bir diyalogda Bell bir süreliğine duygusuzlaşıyor, Chigurh’un öldürücü kimliğine bürünüyor ancak akabinde her zamanki hoş ses tonuna kavuşuyordu.
Biraz daha derinlemesine düşününce Bell ve Chigurh’un aynı kare içinde bir kere bile birlikte görünmediklerini fark etmek mümkün. Aslına bakılırsa, Bell filmin başından sonuna kadar olaylardan oldukça uzak. Bu koşullar altında, her daim karakterlerin birkaç adım gerisinden gelen, yalnızca eylem anlarında ortaya çıkıp yorumlarıyla kendini belli eden ancak olaylara dahil olmayan Bell karakteri için bu teori uygun görünüyor.
Filmin sonunda Bell’i bir motel odasında, suç mahallinde görürüz. Bu sahne aynı zamanda kapının arkasına saklanan Chigurh’un açıkça gösterildiği bir andır. En nihayetinde Bell kapıyı aralar ve ardında birinin olup olmadığını anlamak için kapıyı yavaşça duvara doğru iter. Bell odayı arar, katilin yanlış bir hareketini yakalamaya çalışmaktadır. Ancak gözlerden kaçmayan bir nokta var ki kapı dışında odadan kaçılabilecek tek yer banyo penceresidir ve banyo dışarıdan kilitlenmiştir. Yani Chigurh orada değildir. Ancak şu da bir gerçek ki, Bell odanın açık kapısının önünde beklerken, karşıdaki duvara şerifin iki ayrı gölgesi yansımaktadır. Öyleyse, Chirgurh orada mıydı, yoksa bu durum yalnızca bir ışık oyunundan mı ibaretti?
1. Titanic

Sinema tarihinin büyük başarılarından biri olarak gösterilen Titanic’in aslında göründüğünden daha fazlası olduğunu söylesek ne düşünürdünüz? Öyle bir hayran teorisi var ki bu büyülü ama trajik aşk hikayesini yerle bir ediyor. Elbette ki işçi sınıfının zeki temsilcilerinden Jack Dowson ve sosyoekonomik üstünlüğü olan bir ailenin biricik kızı Rose Dewitt Bukater’ın dev aşkı filmin temelini oluşturuyor. Ancak Rose’un araştırma gemisindeki ekibe anlattıklarının koca bir yalandan ibaret olması söz konusu. Aslına bakılırsa, ‘olayları anlatan yaşlı kadın’ Rose olmayabilir bile.
Bir hayran teorisine göre; Rose Dewitt Bukater, Titanic ile birlikte okyanusun derinliklerinde kayboluyor. Kendini araştırma ekibine Rose Dewitt Bukater olarak tanıtan kadın, tarihin tozlu sayfalarında önemli yeri olan hikayeleri kendi yaşamış gibi anlatan amatör bir aktris. Bir başka deyişle, yaşlı kadın tarihin en büyük trajedilerinden biri olarak görülen Titanic’in bir parçası olmak adına, sınıflar arası ayrımı belirgin bir şekilde gözler önüne seren bir aşk hikayesi yaratıyor.
Jack Dawson’ın varlığına, gemideki yolcular arasında olduğuna ya da dünyanın herhangi bir yerinde yaşadığına dair dair hiçbir kanıtın bulunamaması bir bakıma hiç var olmadığının göstergesi olabilir. Belki de Jack hikayelerinde kronolojik hatalar yapılmasının nedeni de budur; zira bu aşk hikayesi yaşlı kadının zihninde yarattığı bir andan ibarettir.
Peki ama o meşhur kolyeyi neden okyanusun derinliklerine bırakır? Bu teori aslında yaşlı kadının kolyeyi, mükemmel hikayesini gereksiz yere uzatana kadar sakladığına işaret ediyor. Nitekim yaşlı kadın, Rose’un soğuktan sesinin kısıldığı, kafalarda bir sürü soru işareti yaratan o gecenin sahteliğinin anlaşılacağını düşünüyor, çünkü tüm hikayeyi kendisi yaratıyor. Bu sebeple yaşlı kadın herhangi bir riski göze alamıyor ve açığı fark edilmeden önce bu yalandan kurtuluyor. Dahası bir sahnede Rose, Jack Dawson’ın yalnızca hayallerinde var olduğunu mırıldanıyor. Bu da herkesin bildiğinden daha gerçek bir sonu gösteriyor.
Damla Durmaz
166 yazı · 1989 yılında Denizli’de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Halen İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomi bölümünde yüksek lisans yapmakta. Güne müzikle başlar, günü müzikle kapatır. Gece yaşamayı, gündüz uyumayı sever. Sinema ile dünyayı unutur haliyle. Tüm bunlardan artakalan vaktinde ise küreselleşmeye inat azimle akademisyen olmaya çalışır.
Yazarın diğer yazılarını gör →
