35. İstanbul Film Festivali’nden 50 Film Önerisi!
İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 1982 yılında, bir sinema haftası olarak başlayan ve bu yıl 35. yaşını kutlayan İstanbul Film Festivali bu yıl muazzam bir seçki ile izleyici karşısına çıkmaya hazırlanıyor! Tam tamına 221 filmin gösterileceği festivalde, herkesin kendinden bir parça bulacağı filmler seçkisi yer alıyor. Ben de bu seçki içerisinden küçük bir küme yaratmaya ve festival ruhunu bir mikro kozmos alanında 50 film önerisi ile burada yaratmak istedim. Bu 50 film ve daha fazlası sizi 35. İstanbul Film Festivali’nin beyazperdelerinde bekliyor olacak, kaçırmayın!
İstanbul Film Festivali, 35. yılında da dünya sinemasının en yeni örneklerinden kült yapıtlara, Türkiye sinemasının en yenilerinden klasiklere, yeni keşiflerden başyapıtlara, gizli hazinelerden iz bırakan filmlere, zengin programını izleyicilere sunmaya devam ediyor. Festival programında 187 uzun metrajlı, 10 kısa ve 24 deneysel film yer alıyor. Tüm filmlere bakmak biraz zamanınızı alıyor doğruyu söylemek gerekirse fakat asla nasıl geçtiğini anlamadığınız bir zaman geçişi oluyor bu. Programın içerisinde kaybolmak sizi bir filmde kendinizi bulmanızı sağlıyor ve bir film içerisinde kendinizle karşılaştığınızda tarifi imkansız bir sessizlik kaplıyor içinizi ve karşılaştığınız filmi beyazperdede görmek için can atmaya başlıyorsunuz ve bu çığlıklarınız diğer filmlerin heyecanı ile birbirine karışıyor. Fakat bazen durum sadece kendinizi bulmak olmuyor filmlerde. Aynı zamanda bir soyutlama içerisine de girdiğiniz oluyor. Wilhelm Worringer’in bahsettiği gibi insan bir sanat yapıtının karşısına geldiği an yapıtla gözleri bir ilişki içerisine giriyor. İnsan sanat yapıtı karşısında ya gördükleri ile empati yapıp bir haz ve beğeni hatta etkilenme içerisine giriyor bazen de tamamen bir ululuk söz konusu oluyor. Mona Lisa karşısına gelen gözler kendisiyle ve hayatındaki biriyle Mona Lisa’yı empati yoluyla, benzetme yoluyla bir ilişkiye soktuğu anda Mona Lisa’dan etkileniyor. Fakat bununla beraber bir piramidin karşısına çıktığı anda insan hayretler denizine sürükleniyor. Burada onun etkilenmesi empatiden değil tamamen soyutlamadan geliyor. Piramidin ululuğu karşısında insan karşısındaki yapıttan kendini ve çevresini düşünmeden etkileniyor, somut dünya düzleminden çıkıyor. İşte İstanbul Film Festivali’nin bu yılki programına bakarsanız siz de tam bunları hissedeceksiniz. Dediğim gibi bazı filmlerde kendinizi ve çevrenizi bulup heyecana kapılacak ve sessiz çığlıklarınızın sesi olması için beyazperdeye koşacaksınız ya da filmin altında kendinizi ufacık hissedip o ululuğu daha yakından hissetmek için sinemaların yollarını arşınlayacaksınız. İşte tüm bu kendimizden bir parça görüp merak ettiğimiz ya da kendimizden bir şeyler yakalamasak da içerisine girdiğimizde etkilenmekten başka hiçbir şey yapamadığımız o ulu filmler bu sene 35. kez karşımıza gelmeye hazırlanıyor. 7 Nisan’da başlayacak olan ve 11 gün sürecek festivalle henüz günler varken ben burada bir festival ruhunu yaratmak istedim ve aramızda oluşturacağımız bu ruhu festival salonlarına kadar sıcak tutmak istedim. O yüzden de burada sizinle yaratacağımız mikro kozmosumuzda küçük bir heyecan kırıntısı manifestosu yapmak için festival programından 50 film önerisi seçtim ve derledim. Belki bu filmlerin birinde karşılaşır ve beyazperdede bazen kendimizi görüp hayretler içine düşer bazen de sadece sessizce oturur büyüleniriz. Şimdiden herkese iyi seyirler ve iyi festivaller!
35. İstanbul Film Festivali’nden 50 Film Önerisi!
11 Minut

Polonya sinemasının usta ismi, İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi Jerzy Skolimowski’den yenilikçi, taze ve dinamik bir film. Varşova’da geçen filmin öyküsü, bir sosisli sandviç satıcısından Hollywood yapımcısıyla görüşen bir oyuncuya dek birçok karakterin hayatlarında yaklaşan bir kıyametin hissedildiği aynı 11 dakikaya odaklanıyor. Kara mizahın da ihmal edilmediği film, çağımızın felaket kapıda hissini, iç içe geçen kurgularla veren bir gerilim. Polonya’nın Oscar adayı olan 11 Dakika, Skolimowski’nin sinemadaki dil arayışının hiç bitmediğinin bir göstergesi.
Neden İzlenmeli? Şu an içerisinde bulunduğumuz kaotik düzenden ve her an bir ölüm kapıdaymış hissi yaratan havadan kaçmak yerine onunla yüzleşmek için izlenmeli belki de.
La Calle de la Amargura

Meksika sinemasının 1960’lardan bu yana üretken bir şekilde film yapan, en büyük yönetmenlerinden Arturo Ripstein yeni siyah-beyaz filmi Acı Sokağı’ndan bahsederken “Gerçeklik fani bir durumdur” diyor, “Hakikate mahkûm olmaktansa bir şeyler uydurmayı tercih ederim”. Yönetmenin bu seferki kahramanları, yaşlıca iki seks işçisi. Hiç hesapta yokken ağır bir suça bulaşıyor ve tutuklanıyorlar. Ripstein’ın dünyası ve görüntü yönetmeni Alejandro Cantu’nun kamerası, hayal kırıklıklarıyla dolu bu hayatların hikâyesinde buruk bir büyülenme hissini beraberinde getiriyor.
Neden İzlenmeli? Seks işçisi iki kadının hayatına bir pencereden bakmak belki de içimizde var olduğundan bile haberimiz olmayan tabularımıza iyi gelebilir ve köklerini sallamamızı sağlayabilir.
Songs My Brothers Taught Me

Yapımcıları arasında Amerikalı ünlü oyuncu Forest Whitaker’ın da yer aldığı Chloé Zhao’nun bu ilk filmi, Amerika bağımsız sinemasına kaybettiği ruhu getirdiği için alkış topladı. Güney Dakota’daki Amerika yerlilerine tahsis edilen yerleşim bölgesinde geçen film, 17 yaşında bir ağabey ile 13 yaşındaki kız kardeşi arasındaki bağı işlerken, yuvayı terk edip edememek sorusu üzerinde duruyor. Filmin geçtiği bölgede dört yıl yaşayan yönetmen Zhao, melankolik bir aile hikâyesini güzel görüntüler eşliğinde şiirsel bir dille anlatıyor. Film, ayrıca bu özel bölgedeki Amerika yerlileri topluluğunun dinamikleri ve sosyal ilişkilerini de gözler önüne seriyor.
Neden İzlenmeli? Bilinmeyen bir yere şiirsel bir görsel ve yetenekli bir rehber ile gitmekten öte bir aile dediğimiz kurumun başka bir yüzünü görmek bazı taşları yerine oturtabilir.
Mediterranea

Ayiva ve Abas… Memleketleri Burkina Faso’yu geride bırakmışlar ve kendilerini Libya’da bir limandan yola çıkıp İtalya’ya varacak bir bota atmanın derdindeler. İzini sürdükleri bu kaçış tüneline dair çok az şey biliyorlar, yol üzerinde ne denli nefret dolu düşmanlarla ve nasıl bir şiddetle karşılaşabileceklerine dair ise hiçbir fikirleri yok. Jonas Carpignano’nun belgesel yapar gibi sağlam gözlemlere dayandırdığı ilk uzun metrajlı filmi Akdeniz, geçtiğimiz yıl Cannes Eleştirmenler Haftası’nda adından söz ettiren, can yakıcı bir dram.
Neden İzlenmeli? Denizden boğulmak. Hem de özgür olmak için yapılan bir yolculuk sırasında yersiz yurtsuz kalmışken denizin sizi alması ya da karada sizi alacakların beklemesi, korkuyu hissetmek için izlenmeli belki de.
Un etaj mai jos

Patrascu hayatına normal seyrinde devam etmekten başka hiçbir şey istemiyor; hayattan tek beklentisi bu: Kimselere göz açtırmayan bir istikrar. Ancak bir gün oturduğu apartmandaki bir daireden yükselen kavga gürültüye tanık oluyor, bu kavga bir süre sonra sadece onun farkında olduğu bir cinayetle taçlanıyor. Şimdi Patrascu ne yapmalı? Ya sessiz kalarak sürekli kapısını aşındıran katil şüphelisinin gönlünü hoş tutacak ya da başına “vicdanına yenik düşmek” gibi fena bir dert alacak… Usta Romen yönetmen Radu Muntean’ın Cannes Belirli Bir Bakış’ta övgüye boğulan filmi, insan ruhunu anlayan birçok film gibi, Suç ve Ceza’yla dirsek temasında.
Neden İzlenmeli? Dış dünyadan kaçmak bazen kolaydır fakat kapılar ne kadar sıkı kapatılırsa kapatılsın kapının içinden geçebilen düşünceler ve duygular nasıl dışarıda bırakılır ve kayıtsız kalınır?
Anadolu Masalları

“Kahraman olmak için yola çıkmak, evi terk etmek gerekir” der Gökdemir İhsan. Masal, bir kahramanın yolculuğunu, bu yolculukta karşılaşılan dostları ve düşmanları, aşılan engelleri, zorlu, korkutucu mücadeleleri ve elde edilen hikmeti anlatır. Belki de Joseph Campbell’ın işaret ettiği gibi aslında bu, tüm insanlığın yolculuğudur. Anadolu Masalları, yüzlerce yıldır anlatılan anonim masallardan ortaya çıkan kolaj bir masal üzerinden hareketle, masal anlatıcılarının, uzmanların ve akademisyenlerin rehberliğinde, bir kadim anlatım olan masalların ve bu formun hikmetinin peşindeki bir arayışın hikâyesini anlatıyor.
Neden İzlenmeli? Toprağın sessiz olduğunu düşünmek gözleri ve kulakları kapatmaktan başka bir şey değildir. Görmeyi iyi bilirseniz toprak size hikayesini anlatır tıpkı masallarda olduğu gibi. Masalların vücut bulmasına tanık olmak için izlenmeli.
Interruption

Antik Yunan tragedyası Orestes’in postmodern bir adaptasyonu, sahneye çıkan genç bir adamın mikrofonu devralmasıyla kesilir. Genç adam, kendini koronun bir üyesi olarak tanıtır ve sahnelemekte olan oyunu interaktif bir deneyime çevirir. Sahneye davet edilen bir grup seyirci çabucak oyuna dahil edilir. Sahne ise “Orestes bugün yaşasa ne yapardı?” sorusunun cevabının arandığı bir foruma dönüşür. Ancak eğlenceli başlayan bu oyun giderek kontrolden çıkmaya başlar ve korkutucu bir hal alır. Ara’nın gerçek bir “rehinelerin rehin alındıklarını fark etmedikleri bir adam kaçırma olayı”ndan esinlendiğini söyleyen yönetmen Yorgos Zois, tek mekânda geçen gerçek zamanlı bu gerilimi, baştan sona ilginçliğini koruyan bir metin ve etkileyici bir görüntü yönetiminin etkisiyle soluksuz izletiyor.
Neden İzlenmeli? Eğer bir yerde iradenizle kaldığınızı size düşündüren bir kişi veya kurum varsa siz orada esir olduğunuzu düşünmezsini fakat özgürlük nerede başlar, düşünce nerede biter sorusu ince bir çizgidir.
Zjednoczone Stany Milosci

90’lar Polonya’sında dört kadının mutsuzluklarından kaçmaya çalışma ve hayatlarında tutku ve sevgi arama hikâyesi. Polonya sinemasının yeni neslinin öne çıkan yönetmenlerinden Tomasz Wasilewski, üçüncü uzun metrajlı filmi Aşk Birleşik Devletleri’nde eski yerel güzellik kraliçesi, bir okul müdürü, uzun bir evliliğin sıkıntılarını yaşayan bir kadın ve yaşlı bir okul öğretmeni üzerinden güçlü kadın portreleri sunuyor. Melankolik, renklerin solduğu atmosferi içinde hem mesafeli hem dokunaklı olan öykü, dönemin Polonya’sının siyasal ve toplumsal değişimini arka plana alıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini ise 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün; Tepelerin Ardında, Sislerin İçinde gibi başarılı filmlerle tanınan Romanyalı Oleg Mutu üstleniyor.
Neden İzlenmeli? Zamansızlık içeren bir dönem hikayesi her zaman en gerçekleri hissettirebilenler olmuştur. 4 kadından yola çıkarak bir kadına indirebileceğimiz bir hikayede zamansız bir yerlerde, sorunlarda ve arzularda duruyoruz gibi gözüküyor.
I Am Belfast

Ünlü Sinemanın Hikâyesi belgeselinde 15 saat boyunca anlatan Mark Cousins bu kez anlatmaktan ziyade “dinleyen” belgeselinde, Kuzey İrlanda’nın başkentine, Belfast’a kulak kabartıyor. Akıldan ziyade duyulara hitap eden Ben Belfast’ım, turun rehberliğini yol boyunca pek ilginç şeyler göstermeye namzet bir kadına bahşediyor, sıradan bir turistin göz ardı edeceği yollardan yürüyen bir kadına… Fakat bir süre sonra bu kadının hikâyesi derinleşiyor, geçmiş bir anda yolda beliriveriyor, kadın şehre dair her şeyi hatırlamaya başlıyor… Ben Belfast’ım, bir hatırlayışın postmodern belgeseli.
Neden İzlenmeli? Şehrin sokaklarında yürümek veya bir manzaranın karşısında durmak sadece bakmak ile alakalı değildir aynı zamanda görmenin ötesindeki bir tesir alanıdır ve bunun için orada olmak gerekmez.
Ich und Kaminski

On iki yıl önce çektiği son kurmacası Elveda Lenin! dünya çapında bir hite dönüşen Wolfgang Becker’in uzun zamandır yolu gözlenen yeni filmi Ben ve Kaminski, Almanya’nın en parlak genç yazarlarından Daniel Kehlmann’ın romanından beyazperdeye uyarlandı. Filmin başkarakteri Sebastian Zöllner, ressam Manuel Kaminski hakkında bir makale yazmakta olan genç bir gazetecidir. Bir yandan işini tamamlamaya çalışırken, diğer yandan makalesini doğrudan paraya çevirebilmek için Kaminski’nin bir an önce ölmesini dilemektedir. Daniel Brühl ile Jesper Christensen’in karşılıklı döktürdükleri Ben ve Kaminski, alabildiğine oyuncaklı bir dram.
Neden İzlenmeli? Wolfgang Becker’ın dönüşünü kutlamak yeterli bir sebepken işin içine usta oyuncular girince merak edilmemesi zor bir film.
Benim Kendi Hayatım

Ağabeyinin ani ölümünden sonra babasına bakmak üzere köye gitmek zorunda kalan Adnan, çok sevdiği sinema çalışmalarını yarıda kesmemek için kendi yaşadığı hayatı filmleştirme fikrini de yanına alıp bu uzun yola çıkar; fakat bu o kadar da kolay olmaz. Filminde kendi hayatından kurguladığı olayları anlatmaya çalışan Adnan gerçekte hiç beklemediği ve istemediği olaylarla karşılaşır. Kurgulanan dünya ile gerçek olan arasında bir bulanıklık hasıl olur. Her bir insanın birbiriyle olan ilişkileri birer birer gün yüzüne çıkmaya başlar.
Neden İzlenmeli? Realite ve kurgu arasındaki ince çizginin bazen hepimiz için flu aldığı bir zamanda özellikle realiteden kaçma isteği ve kurguda kaybolma korkusu filmi izlemek için sizi kamçılayabilir.
Peace to Us in Our Dreams

Bir yaz günü. Bir baba, annesinin ölümünden sonra yalnızlaşan kızı ve şu anki eşi hafta sonunu geçirmek üzere bir köy evine seyahat ederler. Uzaktan bakınca mutlu bir aile tablosu için gereken her şey vardır; ancak gerçekler her zamanki gibi beklentilerin çok ötesindedir. İki insan birbirini ne kadar severse sevsin, hayat, dizginlerini tuttuğu kahramanlarını bambaşka kaderlerin içerisine hapsedecektir. Litvanyalı usta yönetmen Sharunas Bartas’ın uzun zamandır beklenen, prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes’da yapan Bize Rüyalarımızda Huzur Ver’i yılın en yürek parçalayıcı filmlerinden biri. Üstelik filmin oyuncu kadrosunda yönetmen ve kızı da yer alıyor.
Neden İzlenmeli? Yolların ne zaman, nerede ve niye kesiştiği sorusu her zaman ya kader ya da tesadüf üzerine atılır fakat insanın sonuçlara katlanması ve yüzüne tokat çarpması yaşanması gereken durumlardır. Bu film de belki sizin için bir tokat olabilir.
Ejdeha Vared Mishavad!

İran, 1965. İran başbakanı parlamentonun önünde öldürülür, politik bir tutuklu intihar eder, üç tuhaf adam turuncu bir Chevrolet ile bir mezarlığa varır. Bir Ejderha Uyanıyor!’da polisiyeyle dram, bugün ve geçmiş, mit ile hakikat, kurmaca ile gerçek birbirine evriliyor. İran sinemasının dikkat çeken yönetmenlerinden Mani Haghighi’nin beşinci uzun metrajlı filmi, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarıştı. Görkemli görsellikle, stil ve karizmayı ve çok katmanlı bir hikâyeyi birleştiren Bir Ejderha Uyanıyor! son dönem İran sinemasının en özgün örneklerinden.
Neden İzlenmeli? Son yıllarda inkar edilemez gerçekler arasında yer alan İran Sinemasının muazzamlığı bu sene de bizi etkisi altına alacak gibi duruyor. Haghighi ve işleri her zaman gözün görmesi gerekenlerdendir.
Rodinny film

Yıl boyunca gösterildiği festivallerde övgülere boğulan bu Çek filmi, aile krizi hikâyelerine yeni bir soluk getiriyor. Biri lise diğeri üniversite öğrencisi çocuklarını evde bırakarak tatile çıkan Irena ve Igor, işlerin sarpa saracağını hiç tahmin etmemektedir. Ne de olsa teknoloji yardımıyla video görüşmeler yapmak ve evde olan biteni takip etmek artık mümkündür. Ancak hem kendi seyahatleri hem de evde yaşananlar tatsız gelişmelere gebedir. Genç yönetmen Olmo Omerzu, bu ikinci uzun metraj filminde, hem biçim hem de içerik açısından seyircinin beklentileriyle ustalıkla oynuyor. Baştan sona sürprizlerle dolu olan Bir Aile Filmi’nin oyuncu kadrosundaki köpeği de kolay kolay unutamayacağınızı ekleyelim.
Neden İzlenmeli? Konusunun sizi alıp götürdüğü ve içinizdeki merak ateşini yakan filmlerden biri! Mutlaka spoiler duymadan ve heyecanı kaçmadan izlenmesi gereken yapıtlardan.
Closet Monster

Dolaptaki Canavar, bizleri genç bir eşcinsel erkeğin hayal dünyasına davet ediyor. Çocuk yaşta anne ve babasının ayrılmasıyla içine kapanan Oscar, kendisini fantastik kıyafetler ve maketler tasarlamaya verir. Yıllar sonra, sinema okuma hayaliyle üniversiteye girmeye hazırlanırken, en yakın arkadaşı ve tek sırdaşı çocukluğundan beri yanında olan hemstırı Buffy’dir. Bir gün işte tanıştığı Wilder dengeleri değiştirir; Oscar ilk kez âşık olur. Stilize bir görselliğe ve dinamik bir soundtrack’e sahip olan bu gençlik filmi, umut vaat eden bir yönetmeni müjdeliyor. Hamster Buffy’yi ünlü oyuncu Isabella Rossellini seslendiriyor.
Neden İzlenmeli? Koltuklarda oturmaya zorlanarak izlenecek filmlerden biri! İçinizi kıpır kıpır eden ve hem gözünüze hem de kulağınıza ilaç olacak bir film ve aynı zamanda büyüme ve kabullenme filmi!
Born to Be Blue

Doğuştan Kederli, merkeze aldığı efsane trompetçi Chet Baker’ın müziğine yakışan yaratıcı bir yapım. Kanadalı sinemacı Robert Budreau, caz müziğin James Dean’i olarak tanımlanan Baker’ı biyografik öğeler içeren kurmaca bir öykünün içine yerleştiriyor. Baker, uyuşturucu bağımlılığıyla geçen yılların ardından kendiyle ilgili bir filmde rol alır. İşler beklendiği gibi gitmese de pes etmez. Onu caz dünyasında hak ettiği yere taşıyacak bir dönüş planlar. Baker rolünde ünlü aktör Ethan Hawke’ı izlediğimiz film 1950 ve 1960’ların caz dünyasına da yer veriyor.
Neden İzlenmeli? Baker’ın ruhu içerisinde bir Hawke görmek yeter de artar bir neden.
Ji-geum-eun-mat- go-geu-ddae-neun -teul-li-da

Bir soruya verilen dürüst bir yanıt veya samimi bir jest, iki insanın ilişkisini tamamen değiştirebilir. Martin Scorsese’nin Güney Kore’nin Woody Allen’ı olarak tanımladığı Hong Sang-soo, Doğru Zaman’da bunu gösteriyor. Film, bir yönetmen ve tanıştığı ressam bir genç kadının geçirdikleri birkaç saatin iki farklı versiyonunu izleyiciye sunuyor. İki karakterin iletişiminin nüanslarla birbirinden ayrıldığı bu iki versiyonda, işlerin nasıl yolunda gidebileceği veya gitmeyeceği, müthiş oyuncu performansları eşliğinde gözler önüne seriliyor. Hong Sang-soo bu dokunaklı, mizah dolu filminde inceliklere zaman ayırıyor.
Neden İzlenmeli? İnsan doğası gereği hafızası tarafından hep yol üstü bırakılan bir canlıdır. Hep hatırlanmak istenen hatırlanır ya da bilinç her zaman oyunlar peşindedir, bu karmaşayı üçüncü bir göz olarak izlemek ise ilişkilerimiz için bir ilaç olabilir.
The Mighty of Her

“Dişiliğin Muktedirliği” adlı seçki, dönemin önde gelen kadın yönetmenlerinin, feminist ve kuir dünya görüşlerini ortaya koyduğu çalışmaları içeriyor. Seçkideki üç film, aynı zamanda sinemayı eril bakışın egemenliğinden çekip çıkarmayı da hedeflemekte. Chick Strand’ın Hafif Kurgu adlı filmi kadın şehveti üzerine kişisel bir belgesel denemesiyken, diğer tarafta Barbara Hammer, Çifte Kuvvet’te lezbiyen bir ilişkiye ve onun dinamiklerine odaklanıyor. Anne Severson’ın radikal filmi Büyük Çakranın Yakınında ise çeşitli yaş gruplarından kadınların vajinalarının yakın plan görüntülerinden oluşmakta.
Neden İzlenmeli? Sinemadaki eril düşünceye ve erkek bakış açısına karşı yapılan işlerin öncülerinin işlerini beyazperdede tekrar izleyebilme şansı duymak ve eril hegemonyaya karşı ses çıkarmak için kesinlikle izlenmesi gereken bir seçki!
Bei xi mo shou

Moğolistan’ın göz alıcı doğasını yok eden, kül ve kömürden oluşan siyah dağlar; madencilerin ifadesiz yüzleri ve ömürlerini tüketen akciğer hastalıkları… Bu üretimin sonucu ise kimsenin yaşamadığı, 1 milyon kişi kapasiteli bir hayalet şehir. Çin sinemasının yükselen bağımsız yönetmeni Zhao Liang, adını Eski Ahit’teki bir canavardan alan belgeseli Dev Canavar’da ülkesinin aşırı üretiminin insan ve doğa üzerindeki yıkıcı etkisini nefes kesen bir estetikle gösteriyor. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan adayı Dev Canavar’da, sadece Çin’i değil dünyanın halini resmediyor.
Neden İzlenmeli? Tek tanrılı dinler ile beraber kendini doğanın efendisi sanan daha doğrusu kendisine verilen bu güç insanı çıldırtmış durumda. Bu gücün yok edici etkisini duyurmak için mükemmel bir şans.
Ha’har

Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünde yapan Dağ, Kudüs’te çok eski bir Yahudi mezarlığının yer aldığı Zeytin Dağı’nda geçiyor. Ortodoks Yahudisi dindar bir kadın olan Tzvia’nın dört çocuğu, kocası ve ev işleri arasına sıkışmış bir hayatı vardır. Tzvia, çocuklar okulda, kocası işteyken mezarlıkta yürüyüşe çıkar. Bir gece, bir kadınla bir erkeğin mezarlıkta sevişmesine tanık olur. Bu rahatsız edici manzara karşısında şok olsa da daha çok keşfetme arzusuyla günlük rutinin yanında yürüyüşlerine devam eder. Böylece Dağ’ın öteki yüzünü keşfeden kadının değişimi de başlamış olur. Dağ, mekânın ruhunu yakalayışı ve odaklandığı kadın karakteri işlemedeki başarısıyla övgü toplayan bir ilk film.
Neden İzlenmeli? Çok ince bir sınırda gezen bir film olduğu için iyi mi kötü mü kıstası yapılması için izlenmeli. Kadın cinselliğine olan yaklaşımın bağnazlığı ve yobazlığının yanında bir özgürlükçü yaklaşım da filmden çıkabilir, bu da tüm merakı üzerine çekmesine bir neden niteliğinde.
Çırak

Alim, terzilik yapan Yakup Usta’nın yanında on beş yıldır çıraklık yapmaktadır. Takıntılı ve ölmekten aşırı derecede korkan bir insan olan Alim, hayatını monoton bir çizgiye hapsetmiştir. Sabah dükkânı açar, ustası gelene kadar ya uyuklar ya da televizyon izler. Akşam ise Kahveci Kemal’le birlikte, onun arabasında evinin yolunu tutar. Televizyonda izlediği bir haberde LPG’li araçların güvenli olmadığını, durup dururken patlayabileceklerini öğrenen Alim, Kemal’in arabasını ve bindiği taksileri kontrol etmeye başlar. Her defasında LPG’li araçlarla karşılaşır. Bu yüzden dükkâna daha yakın bir yere taşınmaya karar verir. Yaşamındaki bu küçük değişiklik Alim için bir dönüm noktası olacaktır.
Neden İzlenmeli? Artık toplu taşıma araçlarını kullanırken veya kalabalık olan bir yerden yürürken hissettiğimiz paranoya ve korkunun bir bireyde bir mikro yaşamda aktarılmasını görmek yalnız olmadığımızı hissettirebilir.
Eva Doesn’t Sleep

1952 yılında, Arjantin’in sevilen First Lady’si Eva Peron kanserden öldüğünde bedeni sergilenmek için mumyalanır. Üç yıl sonra askeri darbeyle devrilen Juan Peron ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Artık Eva’nın cansız bedenini askeri cunta kontrol etmektedir, hem de bu bedenin sahip olduğu yıkıcı politik kuvvetin farkındalığıyla… Arjantin sinemasının yeni nesil en heyecan verici yönetmenlerinden biri olan Pablo Agüero, cansız bir beden üzerinden ülkesinin acılarla ve hayal kırıklıklarıyla yoğrulmuş yakın tarihine ışık tutuyor. Görsel tercihleriyle bazen bir kâbusa bazen ise bir rüyaya çalan Eva’ya Huzur Yok, Gael García Bernal’e de kariyerinin en ilginç rollerinden birini bahşediyor.
Neden İzlenmeli? Beden ve ölüm üzerine olan ilişkinin ve kralın iki bedeni üzerinden yapılan bir kurgunun görsel şöleni güç, iktidar, beden ve tanrısallık olgularını içimizde çarpıştıracak güçte olabilir.
Evolution

Lucile Hadzihalilovic’in yeni filmi büyüleyici bir rüya ile kan donduran bir kâbus arasında gidip geliyor. Aynı yaştaki erkek çocuklar ve onlara bakan genç kadınlarla dolu bir sahil kasabasındayız. Küçük Nicolas sahilde yüzerken bir cesetle karşılaşıyor ve hayatının gerçekliğini sorgulamaya başlıyor. Hadzihalilovic, 10 yıl önce festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde FIPRESCI Ödülü’nü kazanan filmi Innocence / Masumiyet’in ardından Evrim’le nihayet geri dönüyor. İlk gösterimi Toronto’da yapılan film, zamanında Masumiyet’in çarpıcı görselliğine hayran kalanların beklentilerini boşa çıkartmayacak.
Neden İzlenmeli? Yetenekli bir yönetmenin uzun yıllardır beklenen yeni işi özellikle ilginç bir konu ve karmaşa ile beraber gelirse kaçırılmaması gerekenler arasında elbette yerini alır.
Kanashimi no Beradonna

Sinema tarihinin en sıradışı, cüretkâr ve psikedelik animasyonlarından biri. Fransız tarihçi Jules Michelet’in La Sorcière isimli kitabından uyarlanan film, köyün baronu tarafından tecavüze uğradıktan sonra şeytanla anlaşma yapan Jeanne’ın hikâyesini anlatıyor. 14. yüzyılda geçen bu Japon animasyonu, cinsellik üzerine adeta bir metafor bombardımanı, tabu yıkıcı ve kafası dumanlı bir film; tarot kartlarının imge dünyası ile Gustav Klimt ilhamlı bir görsel şölen. Son yılların en önemli keşiflerinden biri olarak gösterilen Hüzünlü Belladonna, ilk çıktığı yıllardan bu yana uzun süre ulaşılamayan bir filmdi. 2015’te restore edildi ve Amerika dahil dünyanın pek çok ülkesinde ilk kez 2016’da gösteriliyor.
Neden İzlenmeli? Böylesine cesur ve dinamiği yüksek hem aktivist hem de yaratıcı bir işin karşısında duyulacak hayranlık göz ardı edilmemeli ve böyle bir şans geri döndürülmemelidir!
Demon

Geçtiğimiz yıl filminin yarıştığı Gdynia Film Festivali sırasında kaldığı otel odasında intihar eden Polonyalı yönetmen Marcin Wrona’nın vasiyet filmi, Piotr isimli genç bir adamın, bir arkadaşının kız kardeşiyle evlenmek üzere İngiltere’den memleketi Polonya’ya dönmesiyle başlıyor. Müstakbel eşinin ailesine ait terk edilmiş bir eve yerleşen Piotr, daha ilk günden garip sesler duyuyor ve gelinlikli bir kadının hayalini görüyor. Ertesi gün evin bahçesinde gerçekleşen düğün ise peşpeşe gelişen tekinsiz olaylarla bir kâbusa dönüşüyor. Son yılların en özgün ve en çarpıcı korku filmlerinden biri olan İblis, Polonyalı usta besteci Krzysztof Penderecki’nin müzikleriyle daha da ürkütücü bir hal alıyor.
Neden İzlenmeli? Korku filmlerinin hiçbir zaman büyük bir kitle tarafından beğenilmemesi gibi bir özelliğinin olması korku filmlerine ilgiyi arttırıyor çünkü bireysellik de artıyor. O yüzden yılın en merakla beklenenlerinden biri için herkes şansını denemeli!
As Mil e Uma Noites: Volume 1, Volume 2, Volume 3

İki efsane sinema dergisi, hem Sight&Sound hem de Cahiers du Cinéma, geçtiğimiz yılın en iyi 10 filmi arasında Miguel Gomes’in üç bölümden oluşan bu büyüleyici ve epik filmini andı. Daha önce festivalde kısa filmlerini izlediğimiz Gomes, bu iddialı projesinde Binbir Gece Masalları’nın bir öyküden diğerine geçen serbest anlatı yapısını ödünç alıyor ve ülkesi Portekiz’deki ekonomik krizin etkilerini araştırmaya koyuluyor. Üçlemenin ilk bölümü Huzursuz Adam belgesel ile kurmacayı, geçmiş ile bugünü, gerçek ile fanteziyi birleştiren tarzı ve hınzır hikâyeleriyle hem Portekiz’e çok ilginç bir noktadan bakmayı başarıyor hem de takipçisi filmlere bizi hazırlıyor.
Miguel Gomes’in ilk gösterimi Cannes’da gerçekleşen üçlemesinin ikinci halkası, aynı zamanda bu yıl Oscar yarışında Portekiz’i temsil etmişti. Yönetmen ikinci filmdeki öykülerle mizahın dozunu artırarak bu benzersiz deneyime biraz daha ısınmamızı sağlıyor. Bu filmdeki öykülerin konuları, kanundan kaçan ve halk tarafından kahramanlaştırılan bir katil, kimin suçlu kimin suçsuz olduğunun giderek bulanıklaştığı bir açık mahkeme ve farklı insanları birbirine bağlayan bir köpek. Kasvetli Adam, üçlemenin sadece en eğlenceli filmi değil, aynı zamanda biçimsel olarak da en şaşırtıcı ve yaratıcı olanı.
Üçlemenin son halkası Büyülenmiş Adam ile Miguel Gomes’in anlattığı hikâyeler belirgin bir istikamete doğru ilerliyor. Bu kez bir öyküde Şehrazat’ın saraydan kaçışını, bir diğerinde ise Portekiz’de 2013 yılında gerçekleşen hükümet karşıtı protestoları izliyoruz. Gomes, filminin final bölümüyle ekonomik kriz karşısında alınan önlemlerin Portekizliler için yol açtığı sorunlara dikkat çekiyor ve huzursuz bir toplumun fotoğrafını çekiyor. Binbir Gece üçlemesi geçtiğimiz yıl boyunca pek çok festivali dolaştı ve yönetmenin yaratıcı anlatımı kadar, ses ve görüntü yönetimi başta olmak üzere teknik özellikleriyle de övgü topladı.
Neden İzlenmeli? Pembe sonlu masallar ile büyümüş olan neslin büyüdükten sonra karşılaştığı realite dünyasını ele almak için bir masal ile kapitalist yıkımı ve yıkıcı gücü harmanlamak hem muhteşem bir deha örnekliği hem de şiirsel bir yetenek!
Sanatorium pod klepsydra

Hayranları arasında David Lynch, Francis Ford Coppola ve Quay kardeşler gibi isimler bulunan Polonyalı yönetmen Wojciech Has, hâlâ şiddetle keşfedilmeyi bekleyen usta bir yönetmen. 1965 tarihli kült klasiği Zaragoza’da Bulunmuş Elyazması dışındaki filmleri izleyici karşısına nadiren çıkabilmişti. Zamanında Polonya tarafından yurtdışına çıkarılması yasaklanan Kum Saati Sanatoryumu, gizlice gönderilen kopyasıyla Cannes’da gösterilmiş ve Jüri Özel Ödülü kazanmıştı. 2000’lerde, kopyası Martin Scorsese sayesinde restore edilen film, hikâyeden çok biçim ve atmosferle ilgilenen, görüntü yönetimiyle büyüleyen fantastik, sürreel bir düş. Ya da Derek Elley’nin deyişiyle “Akıllara durgunluk veren bir çalışma, Mahler’in bütün senfonilerinin bir araya toplanmasının sinematografik muadili.”
Neden İzlenmeli? Sinefiller için gömülü bir hazineyi bulmanın yarattığı paha biçilmez bir tatmin olmuş korsan çığlığı niteliğinde olacaktır bu film ile karşılaşmak!
Cosmos
Polonyalı usta Andrzej Zulawski’yi, hayata veda etmeden önce yaptığı son filmi Kosmos’la anıyoruz… Ünlü yazar Witold Gombrowicz’in aynı adlı romanının uyarlaması, yazarla aynı ismi taşıyan genç bir erkeğin rehberliğinde bizi paranoya, delilik ve şiddet dolu bir dünyaya sokuyor. Hukuk öğrencisi Witold ile bir modaevinde çalışan Fuchs’un yolları bir pansiyonda kesişiyor ve birlikte garip olaylara tanıklık ediyorlar: öldürülen hayvanlar, duvarlarda oluşan garip lekeler ve benzerleri. Sadece Zulawski’nin elinden çıkacak tarzda, gerçek anlamda “çılgın” bir filme hazır olun.
Neden İzlenmeli? Hayatın içerisindeki delilikleri görmek için bir miktar kanda farklılık olması gerektiğinin gözlerden okunduğunu bildiğimiz için bu deliliğe sahip yönetmenlerin filmine açlık ile bakıyoruz çünkü bize bilmediğimiz ama burnumuzun dibinde olan bir dünya göstereceklerini biliyoruz!
El Virus de la Por

Yüzme öğretmeni Jordi, meslektaşı Hèctor ve çalıştıkları havuzun müdürü Anna için sıradan başlayan bir gün giderek bir kâbusa dönüşür. Havuzdaki çocuklardan biri, Jordi’nin ağlamakta olan bir diğer çocuğa sarıldığını ve çocuğu öptüğünü görür ve bunu ailesine anlatır. Veliler arasında hızla yayılan bu bilgi, havuza şikâyetlerin yağmasına sebep olur. Anna, Jordi ve Hèctor arasında etik bir tartışma başlar. Jordi kendini savunmaya çalışırken, mesai arkadaşları ona güvenip güvenmemekte kararsız kalır. Ventura Pons bu hikâyeyi sürekli geri dönüşlerle ve farklı açılardan tekrar izlediğimiz sahnelerle anlatırken, “korku hastalığının” ne kadar kolay bulaştığından dem vuruyor.
Neden İzlenmeli? Bir değere karşı fazla korumacı olmak toplumda sizi ahlakçı veya düşünceli yapar mı? Bir düşünceye karşı tarafın perspektifinden yaklaşarak bakmadan sadece kendi tabuları arasında ev kuranlar aslında korkunun ev arkadaşları mıdır? Bu soruları suyun içinde harmanlamak güzel bir şans olacak.
La vanité

David Miller hastadır ve ecelini beklemeden bir otel odasında hayatına son vermek niyetindedir. İşi şansa bırakmamak için, insanlara intihar etmeleri konusunda yardım eden bir şirketle bağlantı kurar; ancak ona yardıma gelen Espe bu işle başa çıkabilecek gibi görünmemektedir. David, yan odada müşterilerini kabül eden genç jigolo Tréplev’i de son anlarına tanıklık etmesi için ikna etmeye çalışır. Birlikte geçirecekleri gece boyunca bu üç kişi, ölümden çok başka konular üzerinden de birbiriyle iletişim kuracaktır. Lionel Baier’in gücünü hayatın ironisinden alan filmi Kibir, ölüm hakkında Woody Allen’vari bir zihin egzersizi.
Neden İzlenmeli? Ölümün aslında insanları birbirinden ayırdığını ve araya geçilmesi imkansız bariyerler kurduğunu bize öğreten bir gelenek bir başka düşünce ile çarpışınca ne olur bunu sinema salonunda deneyimlemek için mükemmel bir fırsat. Ölüm her zaman insanları ayırmaz!
Kıyıdakiler

Kıyıdakiler, İnsan Hakları temasını birbirinden farklı öykülerle buluşturan, uluslararası platformda başarı kazanmış farklı yönetmenler tarafından çekilen beş kısa filmden oluşuyor. Birbirinden farklı bu beş kısa filmde sahile vuran mülteci eşyalarının yarattığı oyuna; şiddete maruz kalmış bir gencin tuhaf hikâyesine; Suriye sınırındaki, bomba sesleriyle yankılanan bir eve sığınan anne-kızın öyküsüne, İstanbul keşmekeşinde engelleri aşarak yol almaya çalışan bir kahramana ve sürüldüğü köye dönmeye çalışan hamile bir kadının ruhsal yolculuğuna eşlik ediyoruz.
Neden İzlenmeli? Bir konuya farklı gözlerin nasıl çevrildiğini ve belki de aynı şeyi anlatmak isterken çıktıkları yolculukta nerelerde durduklarını görmek ve insan nedir sorusunu sormak için izlenmeli!
Chant d’hiver

Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi Gürcü yönetmen Otar Iosseliani’nin Locarno’da Altın Leopar için yarışan, beş yıldır beklenen yeni filmi Kış Şarkısı, Jacques Tati’den Charlie Chaplin’e, Buster Keaton’dan Samuel Beckett’e referanslar taşıyan bir sosyopolitik taşlama. Iosseliani bu filminde kamerasını geçmişe, şimdiki zamana ve geleceğe tutuyor; Paris’teki bir apartmanda gezintiye çıkarıyor. Bu esnada da filmini şiirsel bir hisle donatmayı ve absürt mizahın en modern örneklerinden birini sergilemeyi ihmal etmiyor. Kış Şarkısı, giyotinden geçirilmiş Fransız bir aristokrat ve iki eski dostun başından geçenleri izlediğimiz bir şehir komedisi.
Neden İzlenmeli? Otar Iosselianni ve tarifi zor zekası yeterli bir sebep.
Sangue del mio sangue

Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi usta İtalyan yönetmen Marco Bellocchio’nun yeni filmi, iki farklı zaman diliminde, iki farklı hikâye anlatan bir senfoni. Ortaçağ’da geçen ilk öyküde bir asker, iyi bir Katolik olarak ölen kardeşinin neden kutsal yöntemlerle defnedilmediğini sorgulamak üzere bir rahibi ziyaret ediyor. Aynı manastırda ve bu kez günümüzde geçen ikinci öykü ise Rus bir milyonerin yapacağı otel yatırımına yardım etmekle görevlendirilen bir devlet memurunun hikâyesini anlatıyor. Bellocchio’nun tavizsiz bir harmoniyle tasarladığı filminde şeytan ayrıntılarda gizli.
Neden İzlenmeli? Modernite içerisinde dinin toplumdaki yerini sorgulamak ve aslında amacın bu olmadığı bir yerde bizi bunun yakalaması ve dünyanın elzemlerinin hep birileri tarafından yaratılıyor olduğunu görmek için izlenmesi gereken bir eser.
Out 1: Spectre

Yeni Dalga’nın fikir babalarından Jacques Rivette, Paris’teki bir grup tiyatrocu üzerinden 1968 ruhuna, sanata ve siyasete dair bir meditasyon olarak nitelendirilebilecek Out 1’i tamamladığında son kurgusu 750 dakikanın üzerindeydi. Fransa’da bu episodik film yayınlanamadı ve bir özel gösterimin ardından kayıplara karıştı. Rivette, bir yıl sonra Out 1: Spectre adı altında 250 dakikalık yeni bir kurgu yarattı. Bu film de birkaç festival gösteriminin ardından yok oldu. Yıllar içinde filmi tek kopyasından veya 16mm’den aktarma kötü kaliteli VHS kopyasından izleme şansına erişenler benzersiz bir film, katıksız bir başyapıt olduğunu doğruladı. Çok değil daha düne kadar bir türlü ulaşılamayan bu kayıp hazine, şimdi restore edilmiş kopyasıyla sinemaseverlerin karşısına ilk kez çıkıyor!
Neden İzlenmeli? Kaçırılmayacak bir fırsat, bir daha bulunmaz bir hazine olduğu için görülmeli!
Midnight Special

Sığınak ile tanıdığımız Jeff Nichols’ın Berlin’de Altın Ayı için yarışan yeni filmi Midnight Special, 80’li yılların fantastik filmlerine bir saygı duruşu adeta. Roy, oğlu Alton’ı bir zamanlar üyesi olduğu dini tarikata kaptırmıştır. Özel güçlere sahip olan Alton’ın sadece bu tarikat değil, devlet de peşindedir. Bunun üzerine Roy arkadaşı Lucas’ın yardımıyla oğlunu kaçırır. Bir süre sonra onlara eşi Sarah da katılır. Böylece devlet ajanlarından kaçarken, Alton’ın güçlerinin de keşfedileceği bir yolculuk başlar. Baştan sona nefes nefese izlenen bu fantastik gerilimle Nichols, Spielberg, Carpenter veya Shyamalan gibi yönetmenlere göndermeler yapıyor ama kendi tarzını korumayı da başarıyor.
Neden İzlenmeli? Sığınak filmi ile bağımsız bir filmin kalbimizi ne kadar kazanabileceğini gösteren bir yönetmenin elinden çıkmış olan ikinci bir film ve bir olağanüstülük içerisinde en olağan baba-oğul ilişkisini görmek için kesinlikle kaçırılmamalı!
Det vita folket

İlk uzun metrajlı filmi Maymun Kızlar ile Berlinale dahil pek çok önemli uluslararası festivalden ödüllerle dönen Lisa Aschan, yeni filmi Beyaz İnsanlar ile günümüz Avrupa’sı üzerine bir alegoriye imza atıyor. Alex isimli genç ve beyaz bir kadın, bir grup insanla beraber bir hapishaneye kapatılır ve sınır dışı edileceği günü beklemeye başlar. Neden burada olduğunu ve nereye gönderileceğini bilmediği, korku dolu bir bekleyiştir bu… Her ne kadar anlatılan hikâye günümüzde ve İsveç’te geçiyor olsa da, Aschan’ın neden-sonuç ilişkilerini muğlak bırakmayı seçen senaryosu Beyaz İnsanlar’ı distopik bir korku filmine çeviriyor.
Neden İzlenmeli? Zamansız bir distopyanın izleyicisi olmak, izlenilen kurgunun her an realiteye dönüşebileceği ve distopyadan çıkıp hayatın kendisi olabileceğini hissettirmesi deneyimlenmesi gereken bir korku ve yönetmenin başarısıyla kaçırılmaması gereken bir film.
Meurtrière

Hipnotik, müstehcen, histerik ve korkutucu… Bu kelimeler deneysel sinemanın zirvesindeki yönetmenlerden Philippe Grandrieux’nun yeni filmindeki dört dansçının dansını anlatıyor. Grandrieux, 2012’de White Epilepsy / Beyaz Nöbet ile başladığı ve kaygıyı merkeze alan üçlemesinin ikinci halkasında algıda yeni kapılar açmaya devam ediyor. Filmdeki dans, yönetmenin diğer filmleri ve videoları gibi sınırları zorlayan bir estetiğe sahip ve izleyicisine transı andıran bir deneyim sunuyor.
Neden İzlenmeli? Her zaman duyguların ve düşüncelerin dil ile aktarılması şart değildir. Dilin ötesinde bir yerde sözsüz anlatımın olduğu yerde duyguların ifşa edilmesi ve bunu izlemek karamsar bir atmosfer içerisinde olsa da ruha iyi gelecek bir cevherdir.
Ötekiler

“Kürtlerin, Türklerin ve Ermenilerin kültürel simgelerinden kedileriyle meşhur bir Kürt ili olan Van, 1915’e, yani tehcir ve öldürülmelerine kadar Ermenilerin tarihi vatanıydı. Bugün ise geriye kalan, yalnızca harap kiliseler ve çoğu itiraf etmekten çekinse de Ermeni kökenli olan az sayıdaki Vanlı. Ötekiler, Ermeni trajedisinin ağızdan ağza aktarılan feci öykülerini konu alıyor. Ali, ölüm döşeğindeki son dileği imamlar tarafından yerine getirilmeyen büyükannesi Piroze’yi açık açık anlatıyor. Amcası, yanında vesikalık bir fotoğrafını taşısa da kendi annesinden bahsederken, ‘ötekiler’ diyor. Film, tarihin zulmünün izlerini sürerken Faulkner’ın dediği gibi, ‘geçmişin asla ölmediğini, artık geçmiş bile olmadığını’ gösteriyor.” Ayşe Polat.
Neden İzlenmeli? Yaşanılan yerin söylediklerini duymak ve ötekileştirmenin aslında hiçbir zaman bitmeyen bir sirkülasyondan ibaret olduğunu anlama hatta yüzünüze çarpmasını sağlamak için izlenmesi gereken sorgulayıcı ve yeri kazıcı bir iş.
Théo et Hugo sont dans le même bateau

Gülünç Félix’in yönetmenleri Olivier Ducastel ve Jacques Martineau’nun yeni filmleri, aşkın en beklenmedik anlarda kapımızı çalabileceği hakkında… Bu seksi ve romantik filmin başkarakterleri Théo ile Hugo, sabahın ilk saatleri yaklaşırken bir gey seks kulübünde sevişerek tanışıyorlar. Birbirlerinin bedenlerini keşfettikten sonra kulüpten beraber çıkıyor ve bir yandan sokakları arşınlarken diğer yandan konuşmaya dalıyorlar. Her geçen saniye birbirlerine daha çok bağlanırlarken, ortaya dökülen gerçekler sayesinde ikisinin de hayatı değişmeye başlıyor. Başrol oyuncularının doğal performansları ile seyirciyi kendine bağlayan bu gerçek zamanlı film, âdeta Richard Linklater’in Gün Doğmadan’ının (Before Sunrise) akıllı telefonlar çağında ve iki eşcinsel erkek arasında geçen versiyonu.
Neden İzlenmeli? Bedeni tanıdıktan sonra gelen doğal bir rahatlama ile dilin açığa çıkmasını konu olarak merkeze alan filmde iki bedenin paylaştıklarını iki dil ve iki beyin paylaşabilir mi sorusunu akıllara getiriyor, bu cevap için de izlenmesi gerekenler arasında yerini alıyor.
Bunny Lake Is Missing

Otto Preminger’in Londra’da çektiği, filmografisinde hak ettiği yeri bulamamış bu psikolojik gerilim, zamana direnişiyle yönetmenin önemli yapımları arasında sayılmaya başlandı. Londra’ya ağabeyiyle birlikte yeni taşınan ABD’li Ann’in, yuvaya bıraktığı kızı Bunny’nin kaybolduğunu iddia etmesiyle başlayan film, Bunny var mı yok mu sorusu üzerinden esrarengiz bir öyküye evriliyor. Başrollerden birinde İngiliz oyunculuk devi Laurence Olivier’in bulunduğu Küçük Kız Kayboldu, döneminin en başarılı psikolojik gerilimlerinden biri olarak keşfedilmeyi bekliyor.
Neden İzlenmeli? Önceden izlemiş olsanız bile eski bir klasiği ve hatta tarihin hunharca tozlu raflara atarak unutturduğu bir klasiği bir sinema salonunda izlemek her zaman farklı bir haz taşır.
Schneider vs. Bax

Hollanda sinemasının en muzip yönetmenlerinden Alex van Warmerdam, toplumsal satir Borgman’dan sonra çektiği yeni filminde doğum gününde izin kullanmak isteyen ancak ısrar üzerine gelen iş teklifini geri çeviremeyen bir tetikçinin hikâyesini anlatıyor. Göreve göre, Schneider, Ramon Bax isimli bir yazarı öldürmeli. Yalnız başına yaşayan bir yazarı öbür dünyaya yollamak ne kadar zor olabilir ki? Tabii Schneider’ın, yazarın geceden kalma halinden, sevgilisiyle kavga ettiğinden, depresyondaki kızıyla uğraştığından haberi yoktur. Bir tür düelloya evrilen çatışmasıyla, Schneider Bax’a Karşı, heyecanlı ve absürt bir komedi-gerilim.
Neden İzlenmeli? Borgman’ın yarattığı olan üstü etki ve alt metninin muazzamlığı yönetmenin ister istemez sonraki filmine olan merakı arttırıyor ve filmi mercek altına alınmasına neden oluyor.
Symptoma

Günümüz Yunan sinemasının en özgün yönetmenlerinden Angelos Frantzis, bir önceki filmi Ormanda’dan sonra tekrar Mayınlı Bölge’de… Yönetmen bu kez ıssız bir adaya musallat olan bir canlının yol açtığı korkuyu ele alıyor. Dev tavşan kafası ve asi bir rock yıldızını hatırlatan deri ceketiyle adeta korkunç bir kâbustan fırlamış bu canlıya karşı durabilen tek ada sakini ise genç bir kadın. Frantzis, çok az diyalog içeren Semptom’un fantastik ve melodram türlerinin bir melezi olduğunu söylüyor ve filminin “bir kadının bilinçaltına dalarak, içgüdülerimiz ve kişisel ahlak arasındaki daimi savaşın emarelerini ortaya çıkartmaya çalıştığını” belirtiyor.
Neden İzlenmeli? Öncelikler Yunan Sineması’nın parlaklığına kapılan izleyiciler olarak kaçırılmaması gereken işler yapan bir yönetmenin yeni işi olduğu için izlenemeli ama bununla beraber bir kadın özneli içerisinde toplum kavgası yapmasında gerçek çizgiyi görmek için izlenmeli!
Les démons

10 yaşındaki Félix’in yaşadığı banliyö kasabasında görünürde her şey yolundadır; fakat küçük çocuğun dünyası, ergenliğe geçmeye başladığı bu günlerde şiddetle sarsılmaya başlar. Kendinden yaşça büyük eğitmeni Rebecca’ya âşık olan Félix, diğer yandan evde anne ve babasının kavgalarına tanık olur. Tesadüfen babası ile en yakın arkadaşının annesi arasında bir ilişki olduğunu keşfedince, hissettiği tüm korku ve öfkeyi acımasızlık ve şiddetle dışavurmaya karar verir. Fakat karşılaştıkları şeyler hem onun kafasını hem de etrafta yaşanan olayları daha da karıştırır. Daha önce belgesel filmler yönetmiş Philippe Lesage, bu ikinci kurmaca uzun metraj filminde çocukların dünyasına hayranlık uyandırıcı bir soğukkanlılık ve mesafeyle bakıyor.
Neden İzlenmeli? Cinsellikle beraber gelen büyümenin korkusu ve dehşeti bir çocuğun tüm vücudunu ele geçirebilir ve bu ele geçirme tatmin edilmesi zor bir kaosa sebebiyet verebilir. Filmin ahlakçı olmadan belgesel niteliğinde üçüncü göz olabilecek olması bu konuda heyecan yaratıyor.
Toz Bezi

İki gündelikçi kadın, temizliğe gittikleri evlerdeki insanlarla kurdukları ilişki, gündelik çatışmalar, kendi arkadaşlık-kardeşlikleri ve bu yakın arkadaşlığın hiyerarşisi, hayata tutunma çabası, kadınlık, annelik, temizlik ve yoksulluk… Nesrin ve Hatun şehrin yoksulluğu ve zenginliği arasındaki bir vagonda gelip giderken, hayatı anlamaya ve kendilerine gidecek yollar bulmaya çalışırlar. Hatun temizliğe gittiği mahallede bir ev almak için para biriktirmeye çalışırken, Nesrin önce onu terk eden kocasının yokluğuyla, kendi yalnızlığıyla yüzleşir, ardından da 5 yaşındaki kızıyla hayata tutunmanın yollarını arar. Yolları birbirine benzemez ama yoldaşlık bakidir. İki kadın birbirine benzemez hayallerle tutunmaya çalışır.
Neden İzlenmeli? Toplumun kadına biçtiği roller içerisinde kadının bir yer bulması gerektiğine inanan bir toplumda kadının dile gelmesi ve bu dile gelmede eylem veya düşünce içerisinde kaybolmasına tanıklık etmek için izlenmesi gereken bir film.
La tierra y la sombra

César Augusto Acevedo’nun Cannes’da en iyi ilk filme verilen Altın Kamera dahil dört ödül alan filmi Toprağın Gölgesinde, ciddi bir hastalığa yakalanan oğluna bakmak üzere evine dönen bir adamı merkezine alıyor. Alfonso, 17 yıllık yokluğunun ardından eskiden yaşadığı yere döndüğünde eski hayatına dair her şey parçalanmıştır. Bu topraklarda tekrar kök salmak isteyen Alfonso ailesini içinde yaşadığı yokluğun pençesinden kurtarmaya çabalayacaktır. Acevedo’nun bir ressam gibi sınırlarını çizdiği görsel kompozisyonuyla gösterildiği festivallerde seyircinin içine işleyen filmi Toprağın Gölgesinde, dingin bir Latin Amerika alegorisi.
Neden İzlenmeli? Bir adamın bir ağaç gibi köklenmek için beklemesi gerektiğini hiçbir zaman öğretmeyen eril toplum içerisinde bunu gösteren bir yapıt olduğu için ve erkeklik üzerinden bir güç değil bir anaçlık gösterisi yaptığı için kaçırılmaması gereken bir film.
Tikkun

Haim-Aaron dört elle sarıldığı kurallar kitabına aykırı ne yapmıştı ki ölüm onunla hiç hesapta olmayan bir oyun oynamıştı? Neden artık hiç sormaması gereken sorular soruyor ve kendine engel olamıyordu? Avishai Sivan´ın muazzam bir tekinsizlik duygusuyla donattığı filmi, güvenli sandığı dünyası yerle yeksan olan radikal bir dindarın çaresizliği üzerine; seyircisini yoğun bir hasret duygusuna hapseden bir film. Eşsiz gerilimi, sorduğu epeyce zor sorulardan ve mezkûr çıkışsızlık hissinden doğuyor.
Neden İzlenmeli? İnanmak bütün dertleri ve tasaları alıp götüren bir şey midir? İnsan bir bütünken mi bir şeylere inanma ihtiyacı hisseder yoksa eksikken mi kendinden ulu bir şeyin kanatları altına girer? Peki eksik olup inanmak ve inancın çatlaması nasıl bir patlama gerçekleştirir? Cevabı haz dolu duruyor.
Kater

Yıllardır aynı evi ve yatağı paylaştığınız kişiyi iyi tanıdığınıza emin olabilir misiniz? Andreas ve Stefan bu soruya evet cevabını vermeye hazır, üst orta sınıftan eşcinsel bir çifttir. Mutlu ve huzurlu yaşamları, kedileri Moses ile tamamlanmaktadır. Ancak bir gün, bir anda gelişiveren şiddet içerikli bir olay evlerine huzursuzluk tohumunu eker. İlişkilerindeki güven duygusu kaybolduktan sonra, birbirlerinden giderek uzaklaşmaya hatta korkmaya başlarlar. Rahatsız edici filmler söz konusu olduğunda Avusturya sinemasının alametifarikası Haneke veya Seidl gibi ustaların yapıtlarının yanına konabilecek bu minimal gerilim filmini izlerken gerçekten çelik gibi sağlam sinirlere sahip olmak gerekiyor.
Neden İzlenmeli? Ev denilen yer her zaman tarihsellik içerisinde güvenli alan olarak belirlenmiştir çünkü dışarıdan sizi ayıran bir içeride olma hali vardır. Peki bu içeride siz tehdit altındaysanız o zaman güvenli alan neresi olur? Peki tehdit eden kimdir? Belki de sizsinizdir? Gelin bu filmle sorular soralım.
Wild

Gerek müzikleri gerekse stilize sahneleriyle özgün ve etkileyici bir atmosfere sahip olan Vahşi, risk almayı seven izleyiciler için biçilmiş kaftan. Ania’nın rutin hayatı bir gün işe giderken karşısına çıkan bir kurtla değişir. Genç kadın şehrin ortasında bir parkta karşılaştığı bu yırtıcı hayvanı giderek takıntı haline getirir. Önce kurtla iletişim kurmaya çalışır, daha sonraysa onu yakalayıp evine hapseder. Ania evini kurtla paylaşmaya başladıktan sonra giderek vahşileşir ve sosyal çevresinden uzaklaşmaya başlar. Nicolette Krebitz üçüncü uzun metrajlı filminde, modern toplum hayatının bizi özümüzden uzaklaştırdığına dair söyleme kışkırtıcı bir yorum getiriyor.
Neden İzlenmeli? Konusunda söylendiği gibi risk almak için! Cevaplar aramak için izlenmesi gereken bir film değil Vahşi, tam tersine cevapsız kalmak isteyenlerin izlemesi gereken bir film!
El Abrazo de la Serpiente

Karamakate… Amazonlu bir şaman ve ait olduğu topluluğun hayatta kalan son üyesi… Kolombiya’nın ilk Oscar adayı Yılanın Kucağında, Karamakate’nin ve kırk yılı aşkın bir süre onun topraklarında yetişen kutsal bir şifa bitkisini arayan iki bilim insanının hikâyesini anlatıyor. Sömürgeciliğin insanlığın karanlık tarihi üzerinde yarattığı derin tahribat üzerine siyah-beyaz görselliğiyle ve şiirsel sinema diliyle ağıt yakan film, bilimin tuttuğu günlüklerle bir tür “anlam” arayışına çıkıyor, yerel kültürleri yerle yeksan eden beyaz adamın günahlarını tavizsiz bir sinemayla çapraz ateşte bırakıyor.
Neden İzlenmeli? Dışarıdan gelen biri olarak bir kültürü yok saymanın vermiş olduğu ego ile günden güne kendini unutan ve insalık denilen pisliğin altında kendini mutlu sanan bireylerin yüzlerine aynaları çevirmesine neden olacak çok yakından bir uzak hikayesi. Öz eleştiri için kesinlikle görülmeli!
High-Rise

İngiliz sinemasının harika çocuğu Ben Wheatley’nin yeni filmi Gökdelen, kült yazar J.G. Ballard’ın aynı adlı romanından uyarlama. Başrollerinde Tom Hiddleston, Jeremy Irons ve Sienna Miller’ın bulunduğu film, hikâyenin geçtiği 70’lerin distopya havasını yansıtan bir bilimkurgu; dünyadan soyutlanmış bir gökdelende lüks bir yaşam süren genç bir doktor hakkında. Doktorun başta memnuniyetle uyum sağladığı bu düzen, eşitsizliği göstermeye çalışan bir belgeselci tarafından bozulur. Film, yapım tasarımı, oyunculukları, Wheatley’in kontrollü yönetmenliği ve Ballard’ın uyarlanması zor dünyasını yansıtma başarısıyla övgü topladı.
Neden İzlenmeli? Öncelikle usta oyunculuklar ve usta bir yönetmen iş birliği ile oluşturulmuş film olduğu için izlenmesi gereken bir yapıt ancak bununla beraber bir dehanın bir toplum ile girdiği ilişkide üçüncü göz ile yıkılan bir yükseltinin sesini duymak için de kaçırılmaması gerekilen bir film!
Filmlerin konuları http://film.iksv.org/tr adresinden alınmıştır.
Osman Karakülah
290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →
