2014’ün En Çok Okunan Yazıları
2014’ün son gününde, yıl boyunca en çok ziyaret ettiğiniz, “Bizi sizler var ettiniz” dedirttiğiniz; kısaca sizin seçtiğiniz, dosya, haber veya yazılarımızı sizlerle paylaşalım istedik.
Şimdiden keyifli okumalar ve iyi seneler dileriz…
Dilediğiniz içeriği ziyaret etmek yazı başlığına tıklamanız yeterli olacaktır.
Son 10 Yılın En İyi 10 Türk Filmi

Bu yıl sinemamızın 100. yaşını kutlarken, uluslararası arenada kendimizi göstermenin, en tepeye oynayıp, ödüllerle dönebilmenin haklı gururunu da yaşıyoruz. Olumlu-olumsuz pek çok gelişmenin birlikte yaşandığı son dönemde ürettiğimiz filmlere bakarak “Türk Sineması”nın önüne “Yeni” sıfatını eklememiz gerektiğini düşünüyorum. Peki, bu günlere nasıl geldik ve yeni derken ne kast ediyoruz? Seks filmleri furyası ve Yeşilçam döneminin sona ermesiyle yapımcısından yönetmenine ve hatta oyuncusuna kadar ülkemizde korkuyla yaklaşılan bir sektör haline gelen sinema; her batışın bir çıkışı olması misali çağını yakından takip eden, tabu yıkan, algılarla oynayan, çevresine geniş açıyla bakan bir sinemaya evrilerek küllerinde doğdu diyebiliriz bir yerde. 90’lı yıllarda Yavuz Turgul ve Ömer Kavur gibi eski tüfeklerin özentiden uzak özgün eserlerinin yanında yeni bir kuşağın (Zeki Demirkubuz, Mustafa Altıoklar, Derviş Zaim, Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem Ferzan Özpetek, Serdar Akar…) sinemaya adım atması ve yeni kuşak yönetmenlerimizin kendi hikayelerinin peşine düşmeleri değişimin en önemli ayağıydı. Şüphesiz ki, “Yeni Türk Sineması”nın öncü olarak adlandırabileceğimiz isimleri 90’lar gençliğini derinden etkiledi ve 2000’li yıllarda bir şekilde kendi filmlerini çekmeye başladıklarında birebir yaşadıkları dönemin sinemasını örnek aldılar.
90’lı yıllarda seyircinin güveninin geri kazanılması, 2000’li yıllarla birlikte ticari sinemanın şahlanmasına, ona paralel olarak da her telden filmin üretildiği bir döneme giriş anlamı taşıyordu. Yakın dönem siyası olaylarıyla yüzleşmek, Kurtuluş Savaşına, Osmanlı tarihine bakabilmek, zamansız ve mekansız hikayeler anlatabilmek, kendi kültürümüzden korku filmleri üretebilmek, gişe kaygısı gütmeden bireyin iç dünyasına dalabilmek, bıçak sırtı konulardan cesur filmler çekebilmek mantalitenin değiştiğinin açık bir göstergesi. Her ne kadar sansür ve yasaklarla sinemamızın önünü tıkansa da “Yeni Türk Sineması”nın yolu açık…
Yazının tamamı için tıklayınız…
Nuri Bilge Ceylan’ın Altın Palmiye Konuşması
Ülkemizde hiçbir televizyon kanalının canlı yayınlamadığı Nuri Bilge Ceylan’ın “Altın Palmiye”yi alırken yaptığı ödül konuşması ayakta alkışlandı.
Yazının tamamı için tıklayınız…
Son 10 Yılın En İyi 10 Bilimkurgu Filmi

Bilimkurgu sinemasının 60’lı yılların sonundan başlayıp, 2000’li yıllara kadar sürecek altın çağını esasen farklı denemelerin yapıldığı, eğilimlerin değiştiği üç ayrı 10 yıllık dönem olarak değerlendirmek gerekir. 1968’de 2001: A Space Odyssey’le başlayan felsefi bilimkurgu çağını, 1977’de Star Wars’un aksiyonu ve eğlenceyi ön plana çıkararak bilimkurgunun gerçek gişe potansiyelini göstermesini ve bu şekilde açtığı yolu, bugünün bilimkurgularına bakarken ince bir süzgeçten geçirerek değerlendirmek gerekiyor. 80’li yılların sonlarında yaşanan teknolojik atılım ve Blade Runner’ın tür üzerindeki geciken etkisinin -görselliği ve atmosferiyle- 90’lı yıllardan itibaren kendini göstermesi gibi gelişmelerle, bu dönemde içinde felsefe, aksiyon ve korku gibi unsurları barındıran filmlerle türün yeni bir döneme doğru evrilmesine şahit olduk. Altın Çağın 1999’da The Matrix ile kendi içinde zirvelerden birini görerek noktalanacağını ise o günlerde kestirmek pek mümkün değildi.
2000’li yıllarda ne oldu peki? Altın çağın sonunu sadece bu dönemde üretilen bilimkurgu filmlerine bakarak değerlendiremeyiz. 2000’ler sinemasına genel bir bakış atmak, diğer türlerin durumuna ve eğilimlerine göz atmak gerekiyor. 2000’lerin hemen başında inanılmaz gişe başarılarıyla Yüzüklerin Efendisi’nin epik fanteziyi, Harry Potter’ın çocuk ve ergenlere yönelik fanteziyi, Spider-Man’in ise fantastik sinemanın diğer kolu çizgi-roman uyarlamalarını ayağa kaldırmasıyla Hollywood’un odak noktası değişti. Türleri kontrol eden Hollywood, 10-12 yıldır altın çağını yaşayan fantastik sinemadaki ısrarını sürdürürken, ortalarda görünmeyen James Cameron’ın bir anda Avatar’la dönerek tüm zamanların en çok izlenen filmine imza atması, hemen ardından Christopher Nolan’ın onun izinden giden bir başarı yakalaması, taşları yerinden oynatarak yeni bir döneme girmemizi sağladı. Bu döneme de bilimkurgu sinemasının gümüş çağı diyebiliyoruz. Üretilen filmlerin niteliğini ve niceliğini hesaba kattığımızda bu tanımı yapmak zorundayız. Ve artık Gravity sonrası, Interstellar öncesi döneme bilimkurgu sinemasının yeni bir altın çağa yürüdüğü kritik bir süreç olarak bakabiliriz.
Yazının tamamı için tıklayınız…
En İyi 32 Doğaçlama Film Sahnesi

Sinemaseverler olarak hepimizin bir filmin yapım süreci ile ilgili az çok fikri vardır. Çok kişi bu konuya benzer varsayımlarla yaklaşır ki bu çoğunlukla doğrudur: Bu kadar bütçenin döndüğü, insanın çalıştığı, teknolojinin kullanıldığı projeler inanılmaz derecede planlanmış ve her türlü hazırlığı yapılmış olmalıdır. Bazı yönetmenler ve oyuncular ise kuralsızlıktan güç alır, sete kadar planlamayı minimumda tutarlar. Bunun yaratıcılığı arttırdığını düşünürler. Kimi zaman da siz ne kadar plan yaparsanız yapın, sette istenmeyen durumlar ortaya çıkar. Ya da bir sahne tekrar tekrar çekilir ama sahnede işlemeyen bir şeyler vardır. Nedeni ne olursa olsun bu gibi durumlarda usta oyuncular bir adım öne çıkar ve verdikleri doğaçlama performanslarla sinema tarihine geçen sahneler yaratırlar. Bu fevkalade sahneler içerisinden Screenrant’ın seçtiği 32 sahneye göz atalım.
Yazının tamamı için tıklayınız…

350 civarı filmin vizyonda dolaşıma girdiği 12 ayı geride bıraktık. Şüphesiz bu senenin başında olduğumuz kişiyle şu anki arasında dağlar kadar fark var. Görsel ve işitsel imgelere kendimizi bıraktığımız karanlık salonlardan çıktığımızda; Yusuf Atılgan’ın deyimiyle “sinemadan çıkmış insan” haline geldiğimizde kalabalıklar bizi eritiyor. Belki de bu nedenle, bahsi geçen tecrübeyi tekrar tekrar yaşamak için yeniden bir bilet alıyoruz.
Yılın en iyilerini seçmek iddialı bir görev. Çünkü filmler aklımızda her zaman aynı kalmıyor. Bazen zaman acımasız davranıp o imgeleri siliyor, bazense bizim sildiğimiz o imgeler bir anda su yüzüne çıkıyor. Öyle ya da böyle aklımızda kalanlarla “en iyi”ler işine giriyoruz. Bir de toplu liste çıkarmak var ki o farklı akılların ve düşünce, algılama biçimlerinin bir araya gelmesi; çok farklı sonuçlara yol açıyor. Bireysel listelerin bir araya gelmesi sonucu oluşan bu listemiz, kesin ve doğru olanın peşinden koşmak amacında değil; kaldı ki sinemanın böyle bir misyonu yok. Ama dedik ya aklımızda kalan o imgelerin bazıları daha baskın ve geleceğe miras kalıyor. Bizimkisi de öyle bir miras bırakmak işte.
Yazının tamamı için tıklayınız…
Filmloverss Okurları 2014’ün En İyi Filmlerini Seçti

Unutma; sinema seninle güzel!
Her sene olduğu gibi bu sene de kendi seçkimizi açıklamadan hemen önce sizlerin, oylarınızla belirlediğiniz “2014’ün En İyi 10 Filmi”ni açıklıyoruz
Toplamda 3474 okurun oy kullandığı anketin sonuçları için geri sayıma başlayalım;
Yazının tamamı için tıklayınız…
En İyi 10 Sinema Tekniği Kullanımı

Yazının tamamı için tıklayınız…
Sinematografisiyle Tarihe Geçen 10 Film

Yazının tamamı için tıklayınız…

Yazının tamamı için tıklayınız…
İran sinemasının 1900’lerde ülkeye girişine ve bugüne kadar ki gelişimine etki eden faktörlere baktığımızda Cihan Aktaş’ın Şarkın Şiiri İran Sineması isimli kitabında, İran sinemasını “Müslümanların modernizme yönelik kuşkularının ve sorularının açıklık kazandığı bir tartışma ve yeniden kurma zeminidir.” olarak tarifi çok daha anlam kazanıyor. İran tarih boyu gerek Batı’nın etkisiyle gerekse ülke içindeki yönetim değişiklikleriyle kendini bulmaya çalışırken İran sineması da tüm bu sürece paralel olarak kendini aradı ve bugünkü çizgisine ulaştı. Bugün gelinen noktada dünya festivallerinden en fazla davet alan ve ödüllerle dönen bir ülke sineması sonucu bu kadar badireler atlatmış bir sinema için oldukça anlamlı.
İran sineması dosyasının bu son bölümünde 1990’ların sonları ve 2000’li yıllarda çekilmiş ses getirmiş, birçok kişi tarafından bilinen ve izlememiş olanların bile isimlerine aşina olduğunu düşündüğüm filmlere bakmak İran sineması dosyasına hakkını vermek açısından önem taşıyor. Filmlerde sömürmeden işledikleri insani ilişkiler, savaşın olumsuz etkileri, insan olmanın erdemleri gibi konularla fark yaratmakla kalmayıp bunu filmlerde biçim olarak da en doğal haliyle ortaya koymaları bakımından İran filmlerinin dünya sinemasında ayrı bir yeri var. Bu bağlamda da hem konuları, anlatı dilleri hem de bazılarının kazandıkları ödüller ile İran sinemasının dünya sinemasındaki yerini iyice güçlendirmeleri açısından önemli bir yeri olan ve herkesin izlemesi gerektiğine inandığım İran sinemasının en iyi örneklerini paylaşacağım.
Yazının tamamı için tıklayınız…
Bonus: Bonus:
Adile Naşit’i Adela Olarak Anmak
Adile Naşit’i, herkesten gizlediği adı, herkesten sakladığı acılarıyla analım dedik.
Türkiye olmayan sorunların ülkesi. 80’lerde toplumsal sınıflar, 90’larda Kürtler, 2000’lerde de ekonomik kriz yoktu bildiğiniz üzere. Eh, Ermeniler neden olsun ki? “Hepimiz Ermeniyiz” diye bağırmak için Hrant Dink’in vurulması gerekti, ama hala Adile Naşit’i Adela Naşit (gerçek soyadı da Özcan), Ayhan Işık’ı Ayhan Işıyan olarak anamıyoruz. Tanınırlık da önemli tabii, ama bu isimlerin bu şekilde muhafaza edilmesinin sadece birer sahne isminden, mahlastan ibaret olmadığını da anlamak lazım.
Yazının tamamı için tıklayınız…
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →


