2014’te En Sevdiğimiz Diziler
Hazırlayanlar: Hazan Özturan, Emre Serbes
Diziler bakımından 2014 hiç de fena bir sene sayılmazdı. Bu sene izleyip, en çok beğendiğimiz dizileri sizler için bir liste haline getirdik.
Öncelikle belirtelim ki bu bir “en iyiler” listesi değil, keza öyle yapımlar var ki, aralarında herhangi bir hiyerarşi kurmak çok zor olurdu. Bir yandan da “en iyi”yi seçebilmek için her şeye fazlaca vakıf olmak gerekiyor, ki diziler o kadar çeşitli ve fazlalar ki, en iyileri sıralamak illa başka dizilere haksızlık yapacağımız anlamına gelirdi. O nedenle hatırımızda kalan, hoşumuza giden, kayda değer bulduğumuz, izleyip de sevdiğimiz dizileri sıraladık sizler için.
True Detective

İnsanlığın kıyısında bir kasaba, bu diyarın nefes yollarına nüfuz etmiş kötülük ve farklı şekillerde de olsa hayata tutunamamış iki dedektif… Sinemadan tanıdığımız Cary Fukunaga’nın, hikayenin içerdiği melankolinin ve ağır havanın hakkını veren Louisiana’da yakaladığı inanılmaz görüntüler ve televizyonda nadir gördüğümüz yetkinlikte bir yönetmenlik çalışması. Gizem içeren olay örgüsü, varoluşsal soruların pençesindeki karakterleri, üstün sinematografisi ve başarılı oyunculukları ile sadece bu yılın değil, son dönemin en başarılı dizilerinden biri True Detective.
Game of Thrones

Game of Thrones, fantastik ama ayakları yere basan evreniyle hayatımıza girdiği yerde durmayı sürdürüyor. Bu sene dizi başladığından beri herkesin beklediği şey gerçekleşti ve Joffrey’den kurtulduk. Sibel Kekilli’nin canlandırdığı Shae bu defa sinirimizi bozan karakter oldu, ve Tyrion’a hepimiz sarılıp ağlamak istiyoruz. Kim öldü, kim kaldı, kim kime kavuşamadı tek tek saymayalım şimdi. Game Of Thrones karakterlerini derinlikli olarak ele alıp, bizi bir beklenti içerisine sokup, sonra hazırlıksız anımızda tokat atmayı sürdürüyor.2014’ün en iyilerinden biri olmakla kalmayıp, 2015’te de aynı performansı koruyacağından emin olduğumuz diziye dair tek bir sorumuz olabilir: Acaba önümüzdeki sezon kimi öldürecekler?
Fargo

Esinlendiği Coen Kardeşler’in aynı adlı filmi gibi, Fargo dizisi de uydurma bir “gerçek” suç hikayesi anlatıyor bizlere. Bazı tematik ögeler ve kara komedi olarak film ile paralel çizgide ilerleyen dizi, hikayesinin 10 bölümde anlatılması ile karakter gelişimlerini detaylı olarak sunma imkanı yakalıyor. Oscar ödüllü Billy Bob Thornton’ın ruh üflediği Lorne Malvo ve Walter White’ın yaşadığı değişimin benzerini çok daha kısa ekran süresi ile bizlere aktaran Martin Freeman’ın Lester Nygaard’ı gibi karakterler dizinin en güçlü yanını oluşturuyor. Ayrıca, yan karakterleri ağırlamakta oldukça cömert olan senaryosu ile dinamik bir şekilde ilerleyen hikayesi, Fargo’yu bu yılın en formda dizilerinden biri yapıyor.
Flash

Flash’ın sadece Ekim ayından beri hayatınızda olduğuna inanmak çok zor, hele ki Arrow’u da izliyorsanız ve Barry Allen’la daha önceden minik bir tanışmanız olduysa. Öncelikle dizi CW’nin şu ana kadar aslına sadık kalma çabasını en fazla gösterdiği dizi. Ama bunun dışında Flash’a hayat veren Grant Gustin’in çok acayip bir enerjisi var, Gustin diziyle beraber hayatımıza öyle bir girdi ki, adeta biz takipçilerle aynı evde yaşıyormuş gibi geliyor bazen. Onun dışında, fantastik dizilerin olmazsa olmazı bir kuralı çok iyi takip ediyorlar: hem bölümün içinde, hem birkaç bölüm süren, hem sezon sonunda cevabı verilecek, hem de ancak birkaç sezonda cevaplanacak sorular ya da maceralar var. O yüzden dizi akıcılığını sürdürüyor. Şimdiye kadar olan gidişatıyla Flash, çizgi-roman/ dizi uyarlamaları arasında en çok çizgi-romanları olduğu gibi sevenlere hitap edenmiş gibi duruyor. Çok şaşırtıcı bir biçimde, dizinin en ortalama bölümü, ilk bölüm, yani yeni başlayacak olanlar hemen pes etmemeli.
Masters of Sex

İlk sezonu ile cinsellik olgusunun cahiliye döneminde bir şeyleri değiştirme peşinde olan Dr. Masters ve Virginia’ya odaklanan Masters of Sex, ikinci sezonuyla dönemin diğer önemli problemi ırkçılığa da değinmekten kaçınmadı. Dizi genelinde kendi ayakları üzerinde durabilen, tabuları ve önyargıları yıkmaya çalışan bir Virginia betimlemesi bir yana, ince ince işlenen Libby karakterinin de sonunda Dr. Masters’ın gölgesinden çıkarak zincirlerini kırması sezonun en can alıcı gelişmelerinden oldu. Dizinin Virginia – Dr. Masters ilişkisinin yanında, yan karakterleri üzerinden anlattığı birey olma, önyargılar, cinsellik, eşitsizlik gibi konular gerek döneme gerekse hikayeye uyan yapısı ile diziyi bir üst seviyeye taşıyor. Diziyle ilgili ayrıntılı bir inceleme için sizi şöyle alalım.
Doctor Who

5o yılı devirmiş bir bilim-kurgu dizisi olmak kolay değil. Hele 50. yıla özel çok acayip bir senaryo hazırlayıp, bunun üzerine bir kurguyla yeniden izleyiciyi kazanmak daha da zor. Bu sene de Peter Capaldi’yle verdi Doctor Who, sınavını. Yeni serinin, en ortalamanın altında sezonuyla karşı karşıyaydık belki ama Capaldi muhteşem performansıyla, Mistress sezon boyu sürdürdüğü gizemiyle dizinin hayranlarının gönlünü aldı. Diziye birkaç sezon sonra başlayanlar Matt Smith’in yasını tutsa da, sırayla Eccleston, Tennant, Smith’i kaybetmiş olanlar (ve önceki 8 doktoru da) artık bağışıklık kazandı duruma. 25 Aralık akşamı Doctor Who gelenekselleşmiş yılbaşı özel bölümünü de yayınladı, ve dizi 2014’e veda etti. Doctor Who 2014’te kendi kendisine yenik düşüp, şu ana kadarki en iyi sezonlarından birini bize sunamamış olsa da, 2014’ün en iyilerinden sayılmayı hak ediyor.
Orange is the New Black

Orange Is The New Black, orta sınıf, beyaz tenli, sarışın, nişanlı bir kadını alıp da hapishanede kaldığı süre zarfında tüm o “nezih” imajının insan olmanın ötesine gitmediğini kanıtlamasıyla zaten unutulmaz bir iş yapıyor. Bunun dışında dizi seks, cinsel oryantasyonlar, insan ilişkileri, hapis, ezilen azınlıklar konusunda bildiğimiz uçları realist bir gidişata sokarak bize dayatılan ikilikleri homojenleştiriyor. Tüm bunları da traji-komik bir üslupla yapıyor. Bu yıl yayınlanan sezonda da sadece Piper’a değil, diğer tüm karakterlere dair “iyi” ve “kötü” algımız yok oldu, hepsinin insan olduğunu fark ettik. Keza kimse tamamen iyi veya tamamen kötü olamıyor. Bu sezon da Orange Is The Black kafalarımızı yıkayıp, ön yargılarımızı resetlemeyi denediği için, sadece seyirlik olmanın ötesinde bir şey de yapmış oluyor.
The Strain

Guillermo Del Toro’nun Chuck Hogan ile yazdığı roman serisinden uyarlanan dizinin yayın hayatına beklenenden tutuk başladığını söylemek mümkün, özellikle Del Toro gibi bir ustanın yapımcılığını yaptığı bir proje için. Fakat her yayınlanan bölümü ile vampir miti içerisindeki potansiyelini göstermeye başlayan The Strain, sırf post-modern vampir anlatılarının revaçta olduğu bir dönemde tercihini eski usulden yana kullanması ile bile televizyondaki önemli yapımlardan biri oldu. Önündeki tek engel ise zaman zaman istikrarsızlaşan senaryosu.
Hannibal

Thomas Harris’in kitaplarının dizi uyarlaması Hannibal başta bir kısmımız için Dexter’ın boşluğunu dolduracak bir diziydi. Fakat dizi her anlamda orijinallik sunarak izleyiciyi kendine bağladı 2013’te, 2014’te de aynı çizgiyi sürdürdü. Açıkçası Hannibal’ın cinayet skalası o kadar geniş ki, dizi tarihinde yer almış bütün ilginç cinayetlerle Hannibal’ın bir sezonunu kıyaslasak, kıyası Hannibal’ın kazanma ihtimali bile olabilir. Üstelik sezon öyle bir yerde kaldı ki, Hannibal’ın, Jack’in ya da Will’in gidişatları konusunda fikir sahibi olsak bile her an her şey değişebilir ve izleyici şu an kesinlikle, beklentilerinin tersiyle karşılaşması durumunda senaristleri suçlayamaz çünkü her zaman bir açık kapı var. Hannibal hem sağlam adımlarla ilerliyor, hem de nereye çekseniz oraya gidebilecek türden bir hikayesi de var. Bakalım dizi 2015’te yayınlanacak bölümlerde bizi nasıl şaşırtacak.
House of Cards

İlk sezonu ile izleyicisini bolca şaşırtan House of Cards, ikinci sezonunda Frank Underwood’un elindeki tüm kartları öne sürmesini anlatıyor. İkinci sezon belki ilk sezona göre daha fazla yan hikaye barındırıyor ama House of Cards ana odağını, yani gücü elde etmek için artık her şeyini ortaya koyan Frank Underwood’u hiçbir zaman ekseninden kaçırmıyor. Shakespearyen güç oyunlarının içinde, adeta bir kadın Macbeth olan Claire Underwood’u da iyice ortaya çıkarıyor ikinci sezon. Bitişi noktasında da üçüncü sezona hikayeyi geliştirme açısından geniş bir alan bırakıyor House of Cards.
Shameless

Shameless bu sene gerçekten izleyicinin kafayı yeme sebebi oldu. Diziye hala aile dizisi havası katan tek şey, tüm karmaşayı birleştiren tutkal Fiona patladı. Ve beraberinde her şey mahvolacak diye hop oturup hop kalkar olduk. Frank öldü ölecek, Ian bipolar olabilir derken bozulmadık sinir kalmadı. Hatta zamanında diziye eğlenceli diye başlayan herkes, izlediği dram karşısında ağlarken ya da sinirlenirken buldu kendini. Böyle köklü değişimler yaşatan bir dizi, elbette 2014’ün akıllarda ve gönüllerde yer edenlerinden biri olarak anılmayı hak ediyor.
Ayrıca uzun uzun yazmasak da anmadan geçemeyeceğimiz diziler var: Homeland, Mad Men, Newsroom, The Good Wife, Louie, Person of Interest, Transparent, The Affair, Girls. Belki listemize giremediler ama kesinlikle bir şansı hak ediyorlar. Kim bilir belki gelecek sene bu listenin tepesinde yer alırlar.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →