2000’lerden Hayal Kırıklığı Yaratan 10 Türk Filmi!
Filmografisinin başarısını göz önünde bulundurarak, dünden bugüne merakla takip ettiğimiz yönetmenler vardır. Sinematik diline aşina olduğumuz ve ne çekse bizi memnun edeceğini düşünecek kadar sevdiğimiz isimler, bazen büyük bir hayal kırıklığının temsiline dönüşebilir. Filmleri umutla bekliyor olmanın belli başlı sebepleri var elbette. Bu beklentiyi yaratan az önce bahsettiğimiz gibi yönetmenin filmografisine ve anlatım diline duyduğumuz sevgi olabilir, bir devam filmi nazarında çekilen ilk filmin başarısı, kariyerlerini keyifle takip ettiğimiz oyuncu kadrosu, filmin uyarlandığı eser… Bir film ile ilgili, izleyicide beklenti yaratabilecek birçok farklı unsur vardır. Tüm bunları göz önünde bulundurarak 2000 sonrası bizleri hayal kırıklığına uğratmış 10 Türk filmini sizler için derledik.
2000’lerden Hayal Kırıklığı Yaratan 10 Türk Filmi!
Vizontele Tuuba (2004)

Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ, Altan Erkekli, Cem Yılmaz, Tolga Çevik, Şebnem Sönmez, Köksal Engür gibi daha pek çok ismi bir araya getiren Vizontele, izlemekten usanmayacağınız yapımlardan biri olarak sinema tarihinde yerini aldı. Vizontele’nin başarısı kendisine üç yıl sonra 2004 yılında Vizontele Tuuba adıyla bir de devam filmi getirdi. Ancak Vizontele Tuuba, yapılmış en başarısız devam filmlerinden biri olarak anılmaya uzun süre devam edecek. Filmi başarısız kılan en önemli meselelerden biri Yılmaz Erdoğan’ın film boyunca ısrarla yanlış bir mesaj vermeye çalışıyor olması. Yılmaz Erdoğan, bahsettiği gibi bir 12 Eylül filmi yapamıyor. Bu da film hakkında büyük hayal kırıklığına yol açıyor.
Av Mevsimi (2010)

Yavuz Turgul’un polisiye gerilim türündeki ilk filmi olarak nitelendirebileceğimiz 2010 yapımı Av Mevsimi; Şener Şen, Çetin Tekindor, Cem Yılmaz, Okan Yalabık, Melisa Sözen gibi büyük isimleri kadrosunda barındırarak seyircinin beklenti seviyesini de oldukça yükselten bir film olmuştu. Filmlerinde seyircisiyle özdeşlik kurmak adına melodramatik ögeleri sıklıkla kullanan Turgul’un polisiye gerilim türünün içine sızdırdığı melodramatik ögelerse Av Mevsimi’nde sırıtıyor. Üstelik oturmamış karakterler, inandırıcılıktan uzak bir hikaye, filmin henüz başlarında açık edilen gizem ve Şener Şen’in abartılı derecedeki oyunculuğuyla filme dair beklentilerimiz iyice azalıyor. Üstelik kadına yönelik bakışı oldukça sorunlu olan Av Mevsimi’nin erkek seyircisine, kadınlara duydukları zaaflarını ne denli kontrol altında tutarlarsa o kadar sorunsuz bir hayat yaşayacakları önermesini sunması filmi büyük bir hayal kırıklığına dönüştürüyor.
Kaybedenler Kulübü (2011)

90’larda insanları radyonun başına diken ikilinin hikayesini anlatacak film için beklentiler oldukça yüksekti fakat ne yazık ki ortaya erilliğin tavan yaptığı bir anlatımdan başka bir şey çıkmadı. Belli bir yaştaki genç kuşak bu film yüzünden Beat Kuşağı’nı oldukça yanlış anladı. 50’lerin Beat’inde üretim ve olumlama varken bu filmin anlatısı sebebiyle etkilediği kitlede ortaya tüketim ve olumsuzlama çıktı. Filmde yalnızca içip, sevişerek geçen bir hayat aktarımı var. Üstelik ne yazık ki film bunu sürekli olarak eril bir dil ve bohem hayat sinizmi üzerinden yapıyor. Kaybedenler Kulübü şüphesiz ki bir dönemin Kadıköy sokaklarının, depresif insanlarının sesi olmayı başarmış fakat aynı zamanda bu ülkeye post-modern, yalnız ve kadın düşmanı bir jenerasyonu hediye eden bir film.
Şarkı Söyleyen Kadınlar (2013)

Başrollerini Binnur Kaya, Philip Arditti ve Deniz Hasgüler’in paylaştığı Şarkı Söyleyen Kadınlar, yaklaşan bir kıyamet paranoyasında insanların kapıldığı sıra dışı bir akıl tutulmasını ekranlara taşıyor. Reha Erdem’in Kosmos filmine yakın bir anlatım dilinde ve benzer bir hikaye yapısını merkeze alan film, bu kendini tekrarlayan yapısıyla ne yazık ki yönetmenin filmografisinin en zayıf halkası oluyor. Kosmos’ta Battal’a biçilen şifacı rolü bu sefer kadınlarda. Çünkü bu masalda, insanın kendine, çevresine, diğer insanlara, doğaya yaptıklarını ve üzerine giydiği hastalıklı ruh halini gören, dokunan, anlayan, ve iyileştiren hep kadınlar. Kosmos’ta kurulması çok zor olan masalsı dengeyi kurmayı başaran Erdem özellikle Jîn’den sonra bu kez seyirciyi büyülemekten epey uzaklaşıyor. Tıpkı filmin atmosferi gibi bu tarzda bir film için elzem olan birçok unsur bağlamını hiç tutmazken yönetmen kendi sinemasının parodileştirilmiş bir versiyonunu perdeye taşıyor.
Erkek Tarafı Testosteron (2013)

Başka Dilde Aşk ve Atlıkarınca gibi iki önemli filme imza attıktan sonra, komediye geçiş yapan ve dağıtım ağında daha fazla şansı olduğuna inandığı bir tiyatro uyarlaması olan Erkek Tarafı Testesteron ile seyircinin karşısına çıkan İlksen Başarır, kendisinden beklenilenin aksine hayal kırıklığı yarattı. Bir tiyatro uyarlaması olması sebebiyle tek mekana sıkışan film, türdeşlerinin aksine bunu avantaja çevirmeyi başaramıyor. Senaryosunun yetersiz kalması, kurgusunun aceleye gelmiş gibi görünmesi, oyunculukların beyazperde için fazla teatral kalması gibi detaylarda boğulan film, Başarır’ın kamera arkasındaki potansiyeli ele aldığında büyük hayal kırıklığı.
Bulantı (2015)

Zeki Demirkubuz yapmış olduğu filmlerle; insanlığın varoluşunu sorgulayan, nedenlerden çok nedensizliğin, etikten bolca esinlenerek kötülüğün sinemasını yapan; böylece başarı ahlakına, ataerkil düşünce normlarına, burjuva yaşam biçimlerine önemli eleştiriler getiren, Türkiye toplumunu, toplumun karakteristik özelliklerini iyi gözlemlemiş önemli sinemacılardan biri olarak Türkiye Sineması’nın en değerli isimlerinden biri. C Blok’tan Yazgı’ya, Kader’den Yeraltı’na oldukça güçlü yapımlara imza atan yönetmenin 2016 yapımı filmi Bulantı ise yönetmenin başarılı kariyerinde beklenmedik bir hayal kırıklığına neden oluyor. Yönetmenin Bekleme Odası filminin devamı niteliğinde de okuyabileceğimiz Bulantı, Demirkubuz’un sinemasal karşılığı oldukça güçsüz olan kişisel ajandasını sunuyor. Hikaye anlatımı problemlerinin sıkça karşımıza çıktığı film yerinde sayan bir Zeki Demirkubuz imajı çizerek yönetmenin sonraki filmleri için beklenti seviyemizin düşmesine sebep oluyor.
Benim Adım Feridun (2016)

Ulak’tan bu yana çektiği her yeni filmde hayal kırıklığı yaratan ve bir yerden sonra filmleriyle hayal kırıklığı yaratamayacak derecede dibi gören Çağan Irmak’ın, Benim Adım Feridun filmiyle listemizde olmasının sebebi, filmin uyarlandığı öykünün yarattığı beklenti. 2000 sonrası Türk edebiyatının en önemli isimlerinden Mahir Ünsal Eriş’in, Olduğu Kadar Güzeldik isimli kitabında bulunan Benim Adım Feridun isimli öyküden uyarlanan film, “Bir öykü beyazperdeye ne kadar kötü uyarlanabilir?” sorusunun cevabı niteliğini taşıyor. Öyküyü senaryolaştırırken, ana akım sinema seyircisinin beklentilerini önceliğine alan Irmak, öykünün dokusunu hiçe sayarak bambaşka bir hikaye ortaya koyuyor ve maalesef öyküyü okumamış olan sinema seyircisi için, kıymetsiz bir Feridun hikâyesi anlatıyor. Halil Sezai tercihini ise hiç konuşmamayı tercih ediyorum.
Cingöz Recai (2017)

Bu yıl çektiği 4 filmle mütemadiyen adından söz ettirmeyi başaran Onur Ünlü’nün Peyami Safa’nın Cingöz Recai’sini sinemaya uyarladığını öğrendiğimizde ortaya çıkacak filmi büyük bir heyecanla beklemiştik. Oyuncu kadrosunda Haluk Bilginer, Meryem Uzerli ve Kenan İmirzalıoğlu gibi isimleri bulunduran Cingöz Recai, Onur Ünlü’nün senaryosunu yazmadığı yalnızca yönetmen koltuğunda oturduğu bir film olarak da dikkat çekiyor. Belki de bir Onur Ünlü filminden beklediğimizi bulamamamızın en önemli sebeplerinden biri Onur Ünlü’nün senaryoya dahil olmamasıydı. Cingöz Recai kuvvetli prodüksiyonu ve başarılı oyuncu kadrosunun hakkını veremeyen, şatafatlı görüntüsünün altını dolduramayan bir yapım olarak yılın en önemli hayal kırıklıklarından biriydi.
Yol Ayrımı (2017)

Muhsin Bey, Eşkıya ve Gönül Yarası gibi filmlerle gönüllerimizde taht kuran ve Türkiye Sineması’na ivme kazandıran Yavuz Turgul ve Şener Şen ikilisinin Av Mevsimi’nin ardından 7 yıl sonra bir araya geldikleri Yol Ayrımı beklenti seviyemizin artmasına sebep olurken filmin yaşattığı hayal kırıklığını kelimelerle tarif etmek pek de kolay bir iş değil. Denenmiş yolları deneyen ve hiçbir yenilikçi söylemde bulunmayan; aksine gerçekçilikten çok uzak bir hayalperestlikle işçi sınıfı, prekarya ve tüm sömürülenler adına sistemin çarklarını dinamitleyen bir ‘kahraman’ yaratma girişiminde bulunan ve bizden de böyle bir umuda tutunmamızı isteyen Yol Ayrımı, bugün dizilerde örneğine çokça rastlayacağımız duygu sömürüsünün farklı bir türüne imza atıyor. Karakter dönüşümlerini sınıfsal ilişkiler ve motivasyonlardan bihaber şekilde, birden bire gerçekleştiren Turgul’un Yol Ayrımı filmi gerçekle bağlantının kesildiği bir tiyatro oyunundan farksız. Bu oyunda sahne alan büyük oyuncuların aşırılığa varan derecedeki teatral performansları ise şok edici cinsten.
İstanbul Kırmızı (2017)
Bu yıl, büyük bir inançla beklediğimiz Ferzan Özpetek filmi olan İstanbul Kırmızısı, ünlü isimleri bir araya getiren umut vadedici kadrosuyla ne yazık ki yılın en büyük hayal kırıklıklarından birine dönüşmekten kurtulamadı. Film süresince en ufak bir ipucuna aç bir şekilde kocaman bir yapbozu rastgele elimize verilen sayılı parçalarla çözmeye çalışıyoruz. Film bittiğinde ve beyazperde İstanbul Kırmızısı’na büründüğünde ise kendimizi hiçbir sorumuzun cevabını alamamış, ne hissedeceğimizi bilemez halde buluyoruz.
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →