· 7 dk okuma

2000’lerden Aldatmanın Konu Edildiği En İyi 10 Film!

2000’lerden Aldatmanın Konu Edildiği En İyi 10 Film!

Bir ilişkiden bahsederken birçok kavramın etkisini fazlasıyla hisseder, kendimizi bu kavramları sorgularken buluruz. Sadakat, güven, ihanet, vicdan, dürüstlük, korku, intikam… Sadece kadın-erkek ilişkilerinde değil; bir çocukla ebeveyni arasında gelişen veya işçi-işveren ilişkisi de aynı sorgulamaya doğru iter bizi. İnsanın benliğinde bulunan kendini beğenme güdüsü ve tutku-hırs kuvveti, ister istemez kişiyi ilişkilerinde bahsettiğimiz kavramlarla buluşmaya iter. Fizikte olduğu gibi kaçınılmaz bir çekimdir bu, mıknatısın artı eksi kutupları gibidir insanın kendisi; dışarıda taktığı maske ile içinde yaşadığı kimlik. Tek bir boyuttan ele alınması mümkün olmayan, farklı bakış açılarına ihtiyaç duyduğumuz insan ilişkileri ve insanın kendisi; şüphesiz ki materyalist bir görüşle bakarsak sinemanın ham maddesidir. Hal böyleyken; aldatmanın ve getirdiği sonuçların irdelendiği, kişinin karakter değişiminin çözümlendiği filmlerle sıklıkla karşılaşırız. Bu konudan yola çıkarak; sizler için 2000’lerden aldatmanın konu edildiği 10 filmi sıraladık.

2000’lerden Aldatmanın Konu Edildiği En İyi 10 Film

Unfaithful – 2002

unfaithful-filmloverss

Hayattaki bazı anların, tesadüflerin birçok şeyi değiştirebileceğini, ‘kelebek etkisi’ teorisinden de gerçek hayatta sıklıkla karşılaşmamızdan da biliyoruz… Oldukça gerçekçi bir anlatım tarzıyla, kadın gözünden ‘aldatma’ kavramına olan bakışıyla dikkatleri çeken Unfaithful; hikayesini tıpkı bahsettiğim anlık olayların hayatı farklı olaylara sürüklemesi durumunu başlangıç olarak alıyor. Edward ve Connie Sumner’ın mükemmel görünen bir evlilikleri vardır; ancak sorunlar baş göstermeye başlar. Connie, bir gün sokakta bir yabancıyla karşılaşır ve hayatı değişir. Bu Connie’nin kaderi midir yoksa bir tesadüf müdür bilinmez ama onun tutkusu haline geldiğini söylemek mümkündür elbet… Edward Connie’nin kendisine söylediklerinin yalan olduğunu anlayınca rakibiyle yüzleşmeye karar verir.

La Finestra di Fronte – 2003

la-finestra-di-fronte-filmloverss

Dünyaya olan bakışını, duruşunu kendisine has tarzıyla filmlerinde yansıtan başarılı yönetmen Ferzan Özpetek; La Finastra di Fronte (Karşı Pencere) ile geçmişe yaptığı geri dönüşlerle ilgi çekici bir anlatım yakalar ve izleyiciye Yahudilik, eşcinsellik, işsizlik, röntgencilik gibi birbiriyle alakasız görünen bu kavramların nasıl iç içe geçtiğini ve ilişkilerin nasıl bazı kavramların kesişiminde yer aldığını anlatır. Ekonomik sebeplerden dolayı başlayan sorunlar, monotonlaşan evliliği yüzünden mutsuz olan Giovanna, karşı penceresinde gördüğü yabancı adamdan etkilenmesiyle hayatını farklı bir yola sokmuştur. Hayatının sıkıcılığından şikayetçi olan Giovanna için karşı pencereyi sürekli gözetlemek aradığı heyecana kavuşmak demektir. Merakla başlayan hikaye aşkla gelişir ve boyut değiştirir. Film paralelde ele aldığı, Giovanna’nın sokakta tesadüfen tanıştığı hafızasını kaybeden yaşlı adamın yıllar öncesine dayanan hikayesiyle de hem Giovanna’yı hem de izleyiciyi hayatı sorgulamaya iter.

We Don’t Live Here Anymore – 2004

we-dont-live-here-anymore-filmloverss

Neden hep sahip olmadığımızı isteriz ?’, ‘Sevmek bir ihtiyaç mı ?’ gibi sorulara cevap arayan, bu soruları iki ailenin dahil olduğu bir denklemle çözmeye çalışan We Don’t Live Here Anymore’un yönetmen koltuğunda The Painted Veil, Stone, Tracks filmlerinin yönetmeni John Curran oturuyor. Andre Dubus’un kısa öykülerinden uyarlanan film; iki aile arasında oluşan ilişki denklemlerini ele alır; iki yakın arkadaş Hank ile Jack aynı okulda çalışıyorlardır ve evleri birbirine yakındır. Her ikisi de görünürde düzenli bir aile yapısına sahiptir. Kitabını tamamlamak üzerinde olan Hank, bu süreçte karısı Edith’ten uzaklaşmaya başlar ve aslında ilişki sarmalı bu şekilde meydana gelir. Edith ise Jack ile bir ilişki içine girmiştir bile. Aldatıldığından şüphe eden Jack’in karısı Terry ise kocasına aynı şekilde karşılık verecektir.

Closer  – 2004

closer-filmloverss

Tek hayali bir gün önemli bir yazar olan gazeteci Dan, tesadüfen bir kaza nedeniyle farklı bir karakter olan Alice ile karşılaşır. Aslında Alice, Dan’in bunca zamandır aradığı ilham perisidir. Sonunda hayaline yaklaşan ve Alice’in hayatını konu alan bir kitap yazan Dan, kapak fotoğrafı için Anna’nın stüdyosuna gider. Ancak her şey altüst olur ve Dan, Anna’ya aşık olur. Bu ilgiye karşılık vermeyen Anna ise Dan sayesinde tanıştığı Larry ile evlenir. Ama daha sonra Dan ile Anna arasında oluşan kuvvetli çekim etkisini yeniden gösterir ve her ikisinin de sevdiklerini aldatmasına yol açar. Mike Nichols imzalı, aşkı ve genel anlamda tüm ilişkileri sert diyaloglarla ele alan Closer, Londra’da kesişen aşkları, yıllar içerinde değişen ilişkileri gerçekçi bir bakış açısıyla işler.

Match Point – 2005

match-point-2-filmloverss

Sinemanın aykırı yönetmenlerinden biri olan Woody Allen’ın filmografisinde görmeye alışık olduğumuz tarzdan biraz uzaklaşarak; farklı bir hikaye ve işleyişle karşımıza çıkan Match Point; tutku, romantizm ve gerilim üçgeninde geçer. Gözü yüksekte olan ve sürekli zengin olma hayalleri kuran Chris, tenis hocalığı yaptığı bir kulüp sayesinde zengin bir aileye mensup olan Tom ile arkadaş olur. Kısa süre içinde de Tom’un kardeşi Chloe ile bir ilişkiye başlar. İstediği gibi bir hayata kavuşmak için önemli bir adım atan Chris’in tüm planlarını alt üst edecek şey ise, evlilik aşamasında olan Tom’un kız arkadaşı Nola’nın eve gelmesidir. Chris, ilk gördüğü anda Nola’ya aşık olmuştur. İlk başta Chris’in ilgisine karşılık vermeyen Nola, yıllar sonra tekrardan karşılaştığı Chris’le ilişkiye başlayacaktır. Saplantı, aşk, hırs üçgeni içinde gelişecek hikaye ise beklenmedik sona doğru evrilecektir…

Deralied – 2005

derailed-filmloverss

Her gün işiyle evi arasında mekik dokuyan reklamcı Charles Schine, işine gitmek için her sabah düzenli olarak 8:43 trenini yakalamak zorundadır. Bir gün treni kaçırır ve Lucinda Harris adında bir kadınla tanışır. İlk gördüğü anda Lucinda’nın büyüleyici güzelliğine kapılan ve çekim alanına giren Charles’ın hayatı sonsuza kadar değişmeye mahkumdur. Lucinda ve Charles’ın her ikisi de evli olmasına rağmen; birlikte yedikleri öğle yemekleri kısa sürede iş sonrası akşam yemeklerine dönüşür. Çok geçmeden de kendilerini bir otel odasında bulurlar. Charles ile Lucinda’nın mükemmel gibi görünen ilişkisi, odaya LaRoche adlı acımasız bir yabancının girmesi ve ikisini silahla tehdit etmesiyle çıkmaza girer. Yasak aşk artık akla hayale sığmayacak kadar tehlikeli ve şiddet yüklü bir kabusa dönüşür. Charles’ın yaşamı artık ihanet, şantaj, şiddet ve cinayetlerle doludur; yakın zaman öncesine kadar bildiği hayatından eser kalmamıştır.

Little Children – 2006

little-children-filmloverss

Tom Perrotta’nın aynı adlı kitabından uyarlanan; Amerikan banliyösünden geçen bir hikayenin anlatıldığı Little Children, Gustave Flaubert’in kaleme aldığı Madame Bovary’nin farklı bir yansıması! Mutsuz hayatlarında daha fazla sıkışıp kalmak istemeyen ve tutkularının peşinden giden bireylerin ilişkilerini ve kesişen yollarını izlediğimiz filmde; toplumsal kıstaslar arasında sıkışmış kalmış Amerika banliyösünde yaşayan ailelerin hayatlarına gerçekçi bir bakış açısıyla bakılıyor. Sarah, tezini bir türlü bitiremediği için edebiyat yüksek lisans edinmenin kıyısından dönmüş bir ev kadını; Brad, sürekli gençlik günlerini düşünen yakışıklı bir hukuk mezunu; Larry iki yıllık hapis cezasından sonra kasabaya geri dönmüş Ronald isimli bir çocuk tacizcisini kasabadan kovmakla kafayı bozmuş bir eski polistir. Günlük hayata olan gerçekçi bakışıyla, Sarah, Brad ve Larry ekseninde ele aldığı konusuyla oldukça dikkat çekici bir yapım.

Revolutionary Road – 2008

revolutionary-road-filmloverss

1950’lerde geçen Revolutionary Road; yaşanan savaş sonrası tek düzeli bir yaşam tarzının içinde yeni taşındıkları banliyöde huzurlu bir yaşam için mücadele eden iki çocuklu Frank ve April Wheeler çiftinin zamanla anlaşmazlık ve aldatmalarla devam eden evliliklerinin hikayesini konu alır. Richard Yates’in aynı adlı romanından uyarlanan film; ‘American Dream’ kavramını atlamadan, ilişkiler ve evlilik üzerine etkileyici bir hikayeye sahip. Titanic’den sonra ilk kez bir araya gelen Kate Winslet ile Leonardo DiCaprio’nun muazzam performansları ve Sam Mendes’in yönetmenliğiyle dikkat çeken yapım; izleyiciye kendi hayatını sorgulatmayı başarıyor. Tercihlerimizi, hayatımızı, ilişkilerimizi yeniden düşündüren film, bir erkek ile bir kadının dünyalarının nasıl farklı olduğunu yansıtıyor.

Last Night – 2010

last-night-filmloverss

İki gece, iki kadın ve iki erkek… Aldatmanın tanımını iki farklı açıdan yaparak; yalın bir dille izleyiciyle buluşturan Last Night, karakter arasında var olan güven, tutku, ihanet, aşk kavramlarını tartışır. Filmde, mutlu gözüken bir evlilikleri olan Joanna ile Michael’in iki gecesini izliyoruz. Joanna, Michael’in kıskandığı ve kocasıyla arasında bir şey olduğunu düşündüğü Laura ile iş seyahatine çıkar. Joanna bu eşinin bu tavrından pek hoşlanmasa da iş seyahatinde geçirdiği süre boyunca, Michael’in şüphesinde haklı olduğunu görürüz. O sırada, Michael ise yıllar önce ilişki yaşadığı yazar Alex ile karşılaşır. Ciddi ve sıkıcı kocasının karşısında, eğlenceli, sempatik ve rahat tavırlarıyla dikkat çeken Alex’in varlığı, Michael’i de bir ikilemde bırakacaktır.

Take This Waltz – 2011

take-this-waltz-filmloverss

Melankolik bir karakter olan ve yalnızlıktan hoşlanan, ‘korkmak’tan korkan Margot ile kalabalık bir aileye sahip olan ve Margot’un aksine daha güler yüzlü, hayata karşı daha umut dolu bakan Lou ile beş yıllık bir evlilikleri vardır. Dışarıdan bakıldığında oldukça mutlu görünen bir evlilik tablosu çizen Margot ile Lou arasındaki ilişki aslında pek de öyle değildir. Margot’un karşı konulamaz bir şekilde ilk gördüğü andan itibaren bir çekim hissettiği Daniel’in karşı komşusu olduğunu öğrenmesiyle, hayatının dengesi artık eskisi gibi olmayacaktır. Margot’nun tercihi, bu konudaki kararsızlıkları, yer yer pişmanlıkları ile günümüz evliliklerine bir bakış sunan; uzun ilişkilerin neden olduğu sorunları ve ilişki çıkmazlarını ele alan başarılı filmlerden biri olan Take This Waltz; ilk uzun metraj filmi Away from Her ile dikkatleri çeken Sarah Porey’in gözünden izleyiciye aktarılıyor.

Elif Barış

Elif Barış

586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.

Yazarın diğer yazılarını gör →