2000’lerden Mutlaka İzlenmesi Gereken 12 Korku Filmi!
‘Korku, karanlık tarafa giden yoldur. Korku öfkeye; öfke nefrete; nefret ise acıya yol açar.’
-Yoda, Star Wars
Korku ögesi sayesinde korkmak, kaçmak veya savaşmak insanın hayatta kalmak için kendi kendine geliştirdiği en büyük mekanizmalardan biridir. İnsanın karşısına çıkan her tehdit onun hayatı için vermesi gereken bir savaş unsuru olduğu için insanlık ilk başlarda sadece iki mekanizma geliştirmiştir. Ya oradan kaçmalıdır ve hayatını bir şekilde devam ettirmek için saklanma riskini göze almalıdır. Ya da kalıp savaşmalıdır ve böylelikle ölüm ile yaşam arasındaki dengede durarak iki tarafı da ne kadar hak ettiğini görmelidir. Tüm bu karmaşa içerisinde zaman geçtikçe ve insan modernite içerisinde evrilmeye başlarken ölüme karşı ayakta duruşu daha da güçlenmiş ve farklılaşmıştır. Silahlar ve savaşlar ile beraber insan kendi ölümünü ve ölüm korkusunu bir kenara bırakarak öldürme iç güdüsüyle de bir savaş vermeye başlamıştır. Tüm bunlarla beraber içinde öldürme dürtüsünü toplumun sınırları içerisinde dizginlemeye çabalayan insan hala atalarının genlere yüklemiş olduğu kaçmak veya savaşmak mekanizmalarını taşır.
Tüm bunlarla beraber insanın içerisinde kaçmak da olsa savaşmak da olsa ölümün korkusu hakim olur. Bu korku zaman geçtikçe tanımını değiştirmiştir ve insan ölüme karşı duyduğu korkuyu farklı öznelere yüklemiştir ve böylelikle ölümün bilinmezliğini ve korkutuculuğunu yok etmeye çabalamıştır. Farklı hortlaklar yaratan insan ölüm için duyduğu korkuyu onlara aktarmış ve böylelikle kendine yeni korku özneleri yaratmıştır. Bu özneler ile savaşan ve öznelerden korkan insan içerisinde onlara karşı nefreti büyütmüş ve bu nefret ile kendisini karanlığa hapsetmiştir. Bu karanlık söze gelmeyen ve anlatılmayan olmaya başladıkça da sinemanın temsil alanına giren korku ögeleri beyazperdede insan için yeni bir savaş alanı yaratmıştır. Biz de bu alanı irdeleyerek 2000’lerden izlemeniz gereken aşk filmlerinde olduğu gibi bir derleme yaptık ve 2000’ler sinemasından mutlaka izlemeniz gereken korku filmi listesini derledik. Sizin için hangi 2000 korku filmi kabusların ve hortlakların cehennemi olmuştu?
2000’lerden Mutlaka İzlenmesi Gereken 12 Korku Filmi!
The Descent (2005)

2005 yılında Neil Marshall tarafından yönetilen filmin başrollerinde Natalie Mendoza, MyAnna Buring, Shauna MacDonald, Nora-Jane Noone ve Alex Reid yer almaktadır. Film bir grup arkadaşın başına gelen büyük bir talihsizlik ile korkunun uyanmasını anlatmaktadır. Filmde altı kız arkadaş bir yıl önce çıktıkları tatilde gördükleri trafik kazasının sırlarını içlerinde yaşayarak hayatlarına devam etmektedir. Bir yıl sonra yine altı arkadaş başka bir tatile çıkar ve bir kayaya inmek için harekete geçerler. Ancak bir kaza sonucu mağaranın çıkışı düşen kayalar yüzünden tıkanır ve altı arkadaş labirenti andıran mağaranın içerisinde sıkışır. Bu sıkışmışlık hissi ve korkmanın getirdiği bencillikle hepsi birbirlerine karşı olan sırlarını ve duygularını dile getirmeye başlar ve bu söylenenler ile hepsi birbirine sırtını döner. Yalnız kalan her bir kişinin bilmediği şey ise mağaranın derinliklerinde onları bekleyen kana susamış yaratıkların olduğudur.
El orfanato – The Orphanage (2007)

Juan Antonio Bayona tarafından yönetilen filmin yapımcıları arasında Guillermo del Toro yer alırken gotik korku filminin senaryosunu Sergio G. Sánchez yazmıştır. Filmin oyuncu kadrosunda yer alan isimler ise Belén Rueda, Fernando Cayo, Edgar Vivar, Geraldine Chaplin ve Roger Príncep yer almaktadır. Meksika Sineması içerisinde yer alan en iyi korku filmleri arasında gösterilen filmde Laura geçmişine bir dönüş yaşamak ve geçmişi için bir şeyler ödemek istemektedir. Laura bir yetimhanede büyümüştür ancak artık o bina terk edilmiş bir şekilde 30 yıl boyunca boş kalmıştır. Laura ve kocası evlat edindikleri çocuklarıyla beraber bu evi satın alırlar ve Laura burada engelli çocuklar içni bir bakımevi açmak ister. Laura’nın geçmişinin hayaletleri ve geçmişten beri içinde yaşadığı korkular yavaş yavaş gün yüzüne çıkmaya başlar ve evin tarihsellik içerisindeki hikayeleri uyanmaya başlar. Bu uyanışla tekinsizlik kendini gösterir.
Låt den rätte komma in – Let the Right One In (2008)

John Ajvide Lindqvist’in aynı isimli (Låt den rätte komma) romanından uyarlanan filmin senarist koltuğundan yeniden Lindqvist yer alırken, yönetmen koltuğunda ise Tomas Alfredson bulunmaktadır. Filmin ana karakteri olan iki çocuk Eli ve Oscar’a 11 yaşıdaki oyuncular Kåre Hedebrant ve Lina Leandersson hayat vermiştir. Filmde Stockholm’ün 1980’li yıllarına izleyici götürülür. Burada Oscar adında bir çocuk arkadaşları tarafından hırpalanmakta ve hem sözsel hem de eylemsel olarak aşağılanıp, taciz edilmektedir. Bu zorbalık karşısında elinden bir şey gelmeyen bir çocuk olan Oscar akşamları annesi ile yaşadığı eve döndüğünde intikam planlarının hayalini kurmaktadır. Ancak bir gün Eli adında bir kız Oscar’ın komşusu olur. Vampir olduğu için çok soluk tenli olan Eli, Oscar’ın arkadaşlık yakınlaşmalarına ilk başlarda yanaşmasa da sonra aralarında büyük bir dostluk oluşur. Korku dostlukla beslenir filmde.
Martyrs (2008)

Pascal Laugier tarafından yazılan ve yönetilen filmin başrollerinde Morjana Alaoui ile Mylène Jampanoï yer almaktadır. İnsanlığın ölümden korkmasının en büyük nedeninin ölümden sonra ne olduğunu bilmemesi oluşturduğu için Martyrs tam da korkunun temsilini yaratan bir filmdir. Filmde Lucie küçükken bir mezbahada işkence görmüş bir kızdır ancak buradan kaçıp bir yetimhanede büyür. Burada tanıştığı Anna ile yıllar sonra irtibata geçer ve kendisine işkence yapanları öldürdüğünü söyler. Bunun üzerine Anna Lucie’nin yardımına gider ve burada artık bütün düğümler çözülür. Lucie’nin işkencesinin sebebi ve peşinde olup onu bıçak darbeleriyle yaralayan yaratığın gizemi çözülür ancak bütün gerçekler Anna’ya büyük bir kabus olarak döner. Şehit olmak anlamındaki martyrs kelimesinin Yunanca kökü olan şahit olmanın birbirine katıldığı filmde işkence ile ölüm ve ölüm sonrası muazzam bir temsile indirgenmiştir.
The Strangers (2008)

Bryan Bertino tarafından yazılan ve yönetilen gerilim dolu korku filminin belki de en gergin kısımlarından birisi yönetmenin küçüklüğünde yaşadığı bir travmayı konu alması ve gerçek olaylara dayanana bir hikayeyi içeriyor olmasıdır. Kapıyı kitledikten ve camları kapattıktan sonra evin içerisinde güvende olduğunu düşünen bir çiftin hikayesidir The Strangers. Başrollerinde Liv Tyler ve Scott Speedman’ın yer aldığı filmde Kristen ve James arkadaşlarının düğünlerinden dönerken geceyi beraber geçirmeye karar verirler ve James’in ailesinin yazlık evin giderler. Hoyt ailesinin evine giden çift, evin içerisinde gül yaprakları, şampanya ve şömine eşliğinde tipik bir romantik gece temsili içerisinde yer alır. Ancak bir anda dışarıdan bir ses duyan ikili irkilse de dışarıda bir şeyin olmadığına dair klasik yalanın rahatlığına kapılırlar ancak evlerine giren üç yabancı ile artık güvenli alanları kan dolu bir kabus mekanı haline döner.
Ang-ma-reul bo-at-da – I Saw the Devil (2010)

Jee-woon Kim imzalı 2010 yılı yapımı filmin başrollerinde Lee Byung-Hun, Min-sik Choi ve Oh San-ha yer almaktadır. Filmde izleyicinin karşısına kendi hırslarını ve arzularını sınırsız bir şekilde yaşayan, tüm bu sınırsızlık içerisinde de toplumun psikopat sıfatını üstüne almış Kyung-chu çıkar. Kyung-chu bir seri katildir ancak klişelerin ve normların içerisinde yer alan bir katil değildir, çünkü o arzusu ve isteği için öldürmektedir ve bu işkencelerden, ölümlerden keyif ve haz almaktadır. Bu haz ile ilerleyen beden polis teşkilatı için bir bilinmez olmuştur çünkü bir sonraki adımı tahmin edilebilecek bir mantık işin içine girmemiştir. Ancak bir gün Kyung-chu, bir polisin kızını ve aynı zamanda bir dedektif olan Dae-hoon’nun nişanlısını kaçırıp öldürür. Dae-hoon sevdiği kadın öldürüldüğü için artık hayata karşı yaşama hissini ve bununla beraber ölüm korkusunu da kaybeder. Artık Dae-hoon Kyung-chu’nun arzularını arzular.
The Cabin in the Woods (2012)

Drew Goddard’ın ilk uzun metraj filmi olan The Cabin in the Woods’un senaryosunu Goddard işe beraber Joss Whedon kaleme almıştır. Filmin başrollerinde ise Chris Hemsworth, Jodelle Ferland, Brian J. White, Amy Acker ve Richard Jenkins yer almaktadır. Filmde üniversite öğrencisi olan arkadaşlar biraz eğlenmek, biraz heyecanlanmak ve biraz da macera yaşamak için kendilerini ormanın içerisine atarlar. Bu ormanın içerisinde yer alan bir kulübede kalmayı planlayan arkadaş grubu eve vardıklarında dış dünyayla iletişim kurabilecekleri hiçbir araca sahip olmadıklarını fark eder ve yalnızlıklarını kabul ederler. Kulübenin içerisinde keşif gezisi yaptıkları sırada klasikleşmiş bodrum katı ve bodrumun esrarı ile karşılaşırlar. Buradaki garip şekilleri gören gençler bilmeden evde olan bir aileyi uyandırırlar. Klasik bir Amerikan korku filmi gibi gözüken film, ilerledikçe izleyicisini içine alan muazzam bir atmosfere ev sahipliği yapar.
Oculus (2013)

Mike Flanagan tarafından yönetilen filmin başrollerinde Karen Gillan, Brenton Thwaites ve Katee Sackhoff yer almaktadır. Tim ve Katlie iki kardeşken büyük bir travma yaşarlar ve ailelerini kaybederler. Ancak ailenin bütün üyeleri çocuklarının ebeveynlerinin öldürdüğünü düşünür ve bunu Tim’in yapıtığı konusunda emindirler. Ancak Katlie kardeşinin katil olduğunu ve ailesini katlettiğini düşünmemektedir. Daha ruhani bir inanışa sahip olan kadın ailesinden miras kalan ayna ile büyük bir ilişkilenme içerisine girer. Aynanın ilk sahibinin de ortadan kaybolduğunu öğrenen Katlie aynanın içerisinde yaşayan kötü bir ruhun ailesini yok ettiğini düşünmektedir. Bu düşünceyi biraz da saplantı noktasına getiren kadın büyüdüğü ve ailesinin öldürüldüğü eve giderek hem kendini tehlikenin içine atmayı aklına koyar hem de aynanın içerisindeki kötülüğü açığa çıkararak güvendiği abisinin suçsuzluğunu ispatlamayı amaçlar.
The Babadook (2014)

Jennifer Kent’in yazdığı ve yönettiği filmin başrollerinde oğlu için savaş veren bir anneyi canlandıran Essie Davis ile oğluna hayat veren Noah Wiseman yer almaktadır. Davis tarafından canlandırılan Amelia kocasının ölümünden sonra oğlu ile baş başa kalan ve oğlunun büyütmeye çabalayan bir kadındır. Oğlu Samuel ile sakin ve ‘normal’ bir hayat yaşarken bir gün oğlunun kitapları arasında garip bir masal kitabı bulur. Bu masal kitabının adı Mister Babadook’dur. Samuel bu kitabı okuduktan sonra kabuslara görmeye başlar ve Amelia kitabı her yok etmeye çabaladığında kitap tekrar bir yerden çıkar. Samuel’in kabusları daha da güçlenirken Samuel de garipleşmeye ve doğaüstü bir karabasanın etkisi altına girmeye başlar. Amelia oğlunu kurtarmak için bir savaş vermeye başlasa da neye karşı savaş verdiğini ve hatta karabasanın gerçek olup olmadığını da bilmemektedir. Anne oğulun kabusu gittikçe büyümeye ve kararmaya başlar.
Ich seh ich seh – Goodnight Mommy (2014)

Severin Fiala ve Veronika Franz tarafından senaryosu yazılan ve yönetmenliği yapılan film Goodnight Mommy’nin başrollerinde Lukas Schwarz, Elias Schwarz ve Susanne Wuest yer almaktadır. Filmde Lukas ve Elias isimli ikiz erkek kardeşler kalabalıktan ve insanlardan uzak bir evde yaşamaktadır ve günlerini beraber geçirmektedirler. Bir gün anneleri eve döner ancak eve geldiğinde annelerinin yüzleri sarılıdır ve garip davranmaktadır. Çocuklar ile neredeyse hiç iletişime geçmeyen anne konuştuğunda da oğullarından birini görmezden gelmektedir. Yüzündeki sargıları çıkarmaya başladıkça çocukların da korkuları ve gerilimleri artmaya başlar. İkiz kardeşler yaptıkları araştırmalar ve gördükleri ile anne sandıkları kadının anneleri olmadığını düşünmeye başalarlar. Bu düşünce ile beraber artık çocuklar kendilerini korumak zorundadır. Yılın en gerilimli filmi olarak anılan film son sahneleriyle izleyici nefessiz bırakmaktadır.
It Follows (2014)

David Robert Mitchell tarafından yazılan ve yönetilen film It Follows’un başrollerinde Maika Monroe, Keir Gilchrist ve Olivia Luccardi yer almaktadır. Jay bir gün hoşlandığı çocukla cinsel ilişkiye girer ve arabanın içinde yaşanan bu olay ile kendini iyi hisseder. Ancak bir gün gözlerini açtığında seviştiği çocuk tarafından kaçırıldığını görür ancak bu çocuk Jay’e zarar verecek gibi durmamaktadır. O anda çocuğun anlattıkları ile izleyici filmin şeytanı ile karşılaşır. Çocuğu bir ‘şey’ takip etmektedir ve onu öldürünceye kadar o şey durmayacaktır. Ve bu şey’den çocuğun kurtulması için yapması gereken biriyle sevişmektir. Eğer şey’in takip ettiği insan bir kişiyle sevişirse o şey sevişilen diğer insanı takip etmeye ve onu öldürmeye çabalamaktadır. Artık şey’in kurbanı olmasını istediği insan da Jay’dir. Jay kardeşi ve arkadaşları ile bu takipten kaçmaya çabalarken aynı zamanda bu döngüyü de kırmaya şey’i yok etmeye çabalayacaktır.
Spring (2014)

Justin Benson tarafından senaryosu yazılan film Spring’in yönetmen koltuğunda Justin Benson ile beraber Aaron Moorhead yer almaktadır. Filmin oyuncu kadrosunda ise izleyici karşısına çıkan isimler Lou Taylor Pucci, Nadia Hilker ve Francesco Carnelutti’dir. Evan Amerika’da yaşayan bir gençtir ve hayatın ona yüklediklerinden kaçmak istemektedir çünkü hayat artık nefes alması güç bir alana dönüşmüştür onun için. Evan b şekilde hissederken yakınlarının tavsiyesi ile Amerika’dan kaçar ve İtalya’ya gelir. İtalya’da bir çeşit egzotik alanı tanımaya ve kendine nefes alacak bir ortam yaratmaya çabalarken bir gün Louise isimli bir kadın ile tanışır. Kadın Evan için belki de aradığı her şeydir. Çünkü ne kadar güzel ve sıcak kanlı olsa da Louise’in gizemli bir tarafı vardır ve özellikle gözlerinden bu anlaşılmaktadır. Ancak her şey Evan’ın düşündüğü kadar romantik değildir. Louise büyük bir sırrı ve gerilimi kanında taşıyarak yaşamaktadır.
Osman Karakülah
290 yazı · Osman çocuğun ölüm ile imtihanı 92 yılının mayıs ayında Antalya'da başladı. Sonuçta doğduğu anda ölümle son bulacak bir geri sayım saatinin düğmesine basılmıştı. Fakat altı yaşında bir gün ablası sevgilisi ile yalnız kalmak için onu tek başına sinema salonunda bırakınca bu çocuğun hayatı değişti. O an ölümden nasıl kaçacağını öğrendi ve sinemaya olan aşkı başladı. O şu an akademik kariyeriyle cebelleşirken ve hala ölümden korkarken ölümsüzlüğü, aşkı ve huzuru sinemada buluyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →