· 9 dk okuma

16. Filmekimi’nde Kaçırılmaması Gereken 20 Film!

16. Filmekimi’nde Kaçırılmaması Gereken 20 Film!

Sonbaharın en güzel heyecanı Filmekimi bu sene de dopdolu bir programla geliyor. Yılın merak edebileceğiniz ne kadar ödüllü ve başarılı filmi varsa hepsini çatısının altında toplamayı başaran Filmekimi 16. senesinde de unutulmaz seyir anlarına ev sahipliği yapacak. Öncesinde Filmekimi’nin resmi sosyal medya hesaplarından tek tek açıkladığı filmlerin haberlerini alır almaz sizlerle paylaşmıştık. Bu kez Filmekimi’nin heyecanla beklediğimiz programı tam anlamıyla belli oldu ve bu sebeple sizler için 16. Filmekimi’nde kaçırılmaması gereken 20 film başlıklı keyifli bir liste derledik.

16. Filmekimi’nde Kaçırılmaması Gereken 20 Film!

The Shape Of Water

The Shape of Water - filmloverss

2006 yılında seyircinin beğenisine sunduğu Pan’s Labyrinth filminden sonra Akademi Ödülleri’nin kapılarını aralayan Guillermo Del Toro başarılı bir beyazperde kariyeri çizeceğinin sinyallerini verdi. Fantastik dünyanın bilinmezliğini ve Meksika kültürünü birleştiren yönetmen Hellboy gibi farklı projelere imza attı. Yönetmenin yeni yapımı The Shape of Water göz alıcı bir hikâyenin başlangıcı. Bununla birlikte muazzam bir oyuncu kadrosu vaat eden yapım Sally Hawkins, Michael Shannon ve Octavia Spencer’ı bir araya getirdi. Venedik Film Festivali kapsamında yarışan ve Altın Aslan’ı kazanan film Del Toro’nun bugüne kadarki en iyi işi olabilir. Zira filme yönelik eleştiriler hayli olumlu.

Thelma

Thelma_norvec-oscar-aday-adayi-filmloverss

Joachim Trier imzalı Thelma; Norveç’in Oscar aday adayı olmasıyla son zamanlarda gündemde olan ve Toronto Film Festivali’nde de adından övgüyle söz ettiren bir film oldu. Oyuncu kadrosunda Elli Harboe, Okay Kaya, Ellen Dorrit Petersen ve Henrik Rafaelse‘nin yer aldığı Thelma, korkutucu güçlere sahip olan bir kadının bunu keşfetmesini ve ardından gelişen olayları mercek altına alıyor. Film, konusu itibariyle Brian De Palma’nın, psişik güçleri olan bir kızın hikayesinin anlatıldığı muhteşem filmi Carrie’yi akıllara getiriyor. Bununla beraber daha önce yayınlanan fragmandan hareketle film, bir kadının büyüme ve cinselliğini keşfetme öyküsünü bilimkurgu türünün ekseni altında inceliyor.

Borg/McEnroe

Borg McEnroe - filmloverss

Tenis tarihinin en büyük rekabetlerinden biri olarak kabul edilen John McEnroe – Björn Borg çekişmesini konu alan Borg/McEnroe, 1978 ve 1981 yılları arasında 14 kez karşı karşıya gelen  John McEnroe – Björn Borg arasındaki  çekişmeyi anlatıyor Bu çekişme tenis tarihinin en büyük rekabetlerinden biri olarak kabul edilir. Bu rekabetten hareketle Borg/McEnroe, 1980 yılında Borg ve McEnroe arasında gerçekleşen Wimbledon finalini odak noktasına alıyor. Yönetmenliğini Armadillo belgeseliyle tanınan Danimarkalı Janus Metz Pedersen’in üstlendiği filmde Shia LaBeouf, John McEnroe’yi, İsveçli oyuncu Sverrir Gudnason ise Björn Borg’u canlandırıyor.

Loveless

loveless-filmloverss

İlk uzun metraj filmi Vozvrashchenie / The Return ile 2003 senesinde tanıştığımız Andrey Zvyagintsev, her filmiyle festivallerde büyük beğeni topladı. Izgnanie ve Elena filmleriyle sinema sektöründeki yerini daha da sağlamlaştıran usta yönetmen, 2014’te gösterime giren Leviathan ile bu başarısını inanılmaz bir seviyeye taşımıştı. Cannes’da aldığı En İyi Senaryo Ödülü’nün yanı sıra, Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar’a aday gösterilen film, bundan sonra Zvyagintsev imzasını gördüğümüz her film için heyecanlanmamız gerektiğinin sinyallerini verdi. Loveless ile boşanma aşamasındaki bir çiftin aniden kaybolan çocuklarını arama sürecine odaklanan yönetmen adından yine övgüyle söz ettiriyor.

Battle of the Sexes

Battle of Sexes - filmloverss

Yönetmenliğini kendilerini Little Miss Sunshine‘dan tanıdığımız Jonathan Dayton ve Valerie Faris ikilisinin üstlenip başrollerinde Emma Stone ve Steve Carell‘ın yer aldığı, senaryosu Slumdog Millionaire’yle uyarlama senaryo dalında Oscar kazanıp 127 Hours’la aynı dalda Oscar adaylığı elde eden Simon Beaufoy’a ait olan, yönetmenlerinden senaristine oyuncu kadrosundan hikayesine kadar her şeyiyle dört dörtlük görünen Battle of Sexes, 55 yaşındaki Bobby Riggs’in kadın tenisçilerin vasat olduğuna inanıp kadın oyuncularla dalga geçtiği dönemlerde 29 yaşındaki Billie Jean King ile 1973 yılında gerçekleştirdiği tenis maçına odaklanıyor. 

Call Me by Your Name

call-me-by-your-name-filmloverss

Prömiyerini yaptığı Sundance Film Festivali’nde aldığı övgü dolu sözler ile eleştirmenlerin ve izleyicinin dikkatini kısa sürede çekmeyi başaran Call Me by Your Name, İtalyan yönetmen ve senarist Luca Guadagnino’nun son filmi. En son Tilda Swinton,  Matthias Schoenaerts,  Ralph Fiennes, Dakota Johnson’ın yer aldığı yıldız kadrolu A Bigger Splashile hatırı sayılır bir başarı yakalayan Guadagnino, son filmi ile yine dikkatleri üzerine çekecek gibi duruyor. 17 yaşındaki Elio ve staj yapmak için Elio’nun ailesinin evine konuk olarak gelen Oliver’ın arasında doğan sıcak ve bir o kadar erotik aşkın anlatıldığı Call Me by Your Name, eleştirmenler tarafından sevgi dolu ve cesur bir film olarak tanımlandı.

In the Fade

diane-kruger-in-the-fade-filmloverss

Dünya prömiyerini, Mayıs ayında Cannes Film Festivali’nde yapan, Fatih Akın imzalı “Paramparça” başrol oyuncusu Diane Kruger’ın başarılı performansıyla “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü almıştı. Film, bu kez de Oscar’da “Yabancı Dilde En İyi Film” dalında aday adayı oldu. Paramparça, Türkiye prömiyerini bu yıl 25 Eylül – 1 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan 24. Uluslararası Adana Film Festivali’nde gerçekleştirdikten sonra Filmekimi’nde izleyiciyle buluşacak.

Le Redoutable

le-redoutable-filmloverss

“Artist”in yönetmeninin gözünden Jean-Luc Godard: LE REDOUTABLE Filmekimi’nde! Michel Hazanavicius’un yönettiği filmde Godard’ın gençliğini Louis Garrel canlandırıyor. Louis Garrel’in Godard’a ciddi anlamda benzediğini görmek yalnızca yayınlanan birkaç görselle bile mümkün. Bu muhteşem deneyimi kesinlikle kaçırmamak gerekiyor.
“Artist”in yönetmeni Michel Hazanavicius’ın bu yıl Cannes’da ana yarışmada yer alan son filmi LE REDOUTABLE, Filmekimi programında! Efsane yönetmen Jean-Luc Godard’ın eşi ve yıldızı Anne Wiazemsky ile beraberliğini anlatan renkli ve romantik dramın başrollerinde Stacy Martin ve Louis Garrel yer alıyorlar. Gerçek olaylardan esinlenen filmde “Artist” filminin yıldızı Bérénice Béjo da rol alıyor. Stacy Martin, “Bir Liderin Çocukluğu” filmi ile 2015 İstanbul Film Festivali’ne konuk gelmişti.

The Square

the_square_filmekimi-filmloverss

Ruben Östlund’un Cannes’da Altın Palmiye kazanan son filmi THE SQUARE Filmekimi’nde! Bir önceki filmi “Force Majeure” (Turist) ile aile kurumunu eleştiren Ruben Östlund Altın Palmiyeli yeni filmi THE SQUARE ile bu kez sanat dünyasını tiye alıyor. Östlund’un “görselliği ve hikâyesiyle izleyiciyi kışkırtıp eğlendirecek zarif bir taşlama” olarak tanımladığı THE SQUARE, Cannes ana yarışma jüri başkanı Almodovar’a göre “siyaseten doğruluğun tahakkümünü” ele alıyor. Müzeler ve sergi alanlarının steril ortamını mekân alan THE SQUARE stilize görselliği, sivri yaklaşımı ve kavramsal sanatı ele alışıyla hem çok çarpıcı hem de gerilimli. Ruben Östlund’un 2014’te yine Cannes’da Jüri Ödülü kazanan filmi “Force Majeure” de Türkiye prömiyerini Filmekimi’nde yapmıştı.

Housewife

housewife-filmloverss

Türkiye’de kaliteli korku sineması dendiğinde sayabileceğimiz nadir isimlerden biri olan Can Evrenol, ilk uzun metraj filmi Baskın ile güzel bir başarı yakalamıştı. Evrenol’un merakla beklediğimiz yeni filmi Housewife, Filmekimi’nde kesinlikle kaçırılmaması gereken filmlerden bir diğeri! Holly adlı karakterin, henüz 7 yaşındayken annesinin kardeşini ve babasını öldürmesine şahit olmasının ardından gün yüzüne çıkan kabuslarını konu alan film oldukça gergin bir atmosfere sahip. Filmin senaryosunu Can Evrenol ve Cem Özüduru birlikte kaleme almış. Clementine Poidatz, David Sakurai, Alicia Kapudağ, Defne Halman ve Ali Aksöz ise filmin başrollerinde yer alıyor.

England is Mine

englandismine-filmloverss

80’li yıllarda İngiltere’den çıkmış önemli alternatif rock gruplarından olan The Smiths‘in vokalisti Morrissey‘in, 70’li yıllarda geçen ve grubun diğer kurucusu olan Johnny Marr‘la tanışmadan önceki hayatına odaklanan England Is Mine filmi Filmekimi’nde izleyiciyle buluşacak. Yönetmen Mark Gill‘in ilk uzun metraj denemesi olan filmin senaryosu ise Gill ile birlikte William Thacker‘a ait.

1977’de kurulan Joy Division grubunun vokalisti Ian Curtis’in biyografik filmi olan Control‘un da yapımcılığını üstlenen Baldwin Li ve Orian Williams‘ın yapımcılığını yaptığı England Is Mine, ilk gösterimini 2 Temmuz’da Uluslararası Edinburgh Film Festivali’nde gerçekleştirdi.

Good Time

promiyerini-cannes-da-gerceklestirecek-robert-pattinson-li-good-timedan-ilk-gorseller-yayinlandi-filmloverss

Robert Pattinson’ın müthiş performansıyla dikkat çeken Good Time, Cannes’da Altın Palmiye için yarıştı. Hastaneden lunaparka, bakımevinden tefeciye, New York’un en tuhaf mekânlarında geçen, birbirinden acayip karakterlerle dolu Good Time, kara mizahtan da beslenen, son derece hareketli, nefes nefese bir suç fırtınası. Josh ve Benny Safdie kardeşlerin yönettiği, Benny Safdie’nin Robert Pattinson’la birlikte rol aldığı Good Time, hapisteki kardeşini kurtarmak için her yolu deneyen bir adamın çabalarını bitmek bilmeyen bir gece boyunca izliyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan Good Time’da son zamanların en sempatik anti-kahramanını müthiş bir performansla canlandıran Robert Pattinson’ın şaşkınlık verici dönüşümünü mutlaka izlemek gerek.

Happy End

happy-end-2-filmloverss

Oyuncu kadrosunda Isabelle Huppert ve Jean-Louis Trintignant’ın yanı sıra, Toby Jones ve Mathieu Kassovitz gibi önemli isimleri barındıran filmde dünyadan ve dışarıda yaşananlardan soyutlanmış, kendi hallerinde Fransa’nın kuzeyi Calais’de yaşayan bir aile konu alınıyor. Happy End, prömiyerini Cannes Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Toplam bütçesi $13.600.000 olan Happy End, Haneke’nin kariyerinde verdiği en uzun ara sonrası çektiği film olarak dikkat çekiyor.

mother!

darren-aronofskynin-javier-bardem-ve-jennifer-lawrencelı-mother!-filminden-yeni-fragman-2-filmloverss

“Sakin bir hayat süren bir çiftin ilişkisinin evlerine gelen davetsiz misafirlerin ardından test edilmesi’ cümlesiyle yola çıkan mother! korku ve gerilimin yanında, psikolojik ögelerinde etkisini hissettirecek bir film. Hatırlayacak olursanız Aranofsky; karakterlerin sahip olduğu takıntılar üzerinden izleyicinin psikolojisinin sınandığı, aynı zamanda gerim gerim gerildiği iki muazzam film ortaya çıkarmıştı. Darren Aronofsky’nin çoğunlukla 16mm kameralarla çekerek adeta eski amatör ruhunu yeniden sinemaya taşıdığı mother!’ın müzikleri ise son olarak Arrival’ın müziklerini besteleyen Johann Johansson’a teslim edilmişti.

The Killing of a Sacred Deer

the-killing-of-a-sacred-filmloverss

Son filmi The Lobster’la hepimizin ağzına bir parmak bal çalan Yorgos Lanthimos’un prömiyerini Cannes’da yapan ve festivalden senaryo dalında ödülle dönen yeni filmi The Killing of a Sacred Deer; korku, gerilim ve gizem unsurlarını barındırıyor. Konusu hakkında pek bir bilgiye sahip olmadığımızı filmin başrollerinde Nicole Kidman ve Colin Farrell yer alırken ikiliye Raffey Cassidy, Bill Camp, Barry Keoghan ve Sunny Suljic eşlik ediyor.

120 Beats Per Minute

120-beats-per-minute-filmloverss

Robin Compillo’nun yönetmen koltuğunda oturduğu ve aynı zamanda senaryosunu kaleme aldığı 120 Beats Per Minute, Aids’in 1990’larda ciddi derecede ölüme yol açtığı dönemde yaşanan umursamazlığa, tahammülsüzlüğe ve ayrımcılığa karşı örgütlenen Act up Paris oluşumunu konu ediyor. Film Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü, Queer Palm’ı ve FIPRESCI ödülünü kazandı. Fransa yapımı film hem geçtiği dönem ile ilgili hem de aslında bugün ile ilgili bir farkındalık yaratabilecek gibi görünüyor. Nahuel Perez Biscayart ve Arnaud Valois’nın oyuncu kadrosunda yer aldığı film, aşkın ve dostluğun iç içe geçtiği sınırsızlıklarda geziniyor.

Submergence

submergence-filmloverss

Wim Wenders, James McAvoy ve Alicia Vikander isimlerini bir araya getiren Submergence bünyesinde barındırdığı isimlerin hak ettiği övgüyü almasa da yılın merakla beklenen filmlerinden biri. Cihadçılar tarafından tutsak edilen James More’un penceresiz bir odada yaşadığı sürgün ile o sırada bir denizaltında çalışmalarda bulunan Danielle’nin hayatını bir sene önce yaşadıkları noel aracılığıyla birleştiren film, gerilim ve romantizm türlerinin bir karışımı.

You Were Never Really Here

you-were-never-really-here-filmloverss

Lynne Ramsey’nin We Need to Talk About Kevin’dan 6 yıl sonra çektiği You Were Never Really Here, Jonathan Ames’in öyküsünün beyazperde uyarlaması. Başrolünde Joaquin Phoenix‘in yer aldığı film bir savaş gazisinin şehrindeki seks ticaretini önlemesi adına verdiği mücadeleyi konu alırken; drama Joe’nun yüksek rütbeli bir politikacıdan kızını genelevden kurtarması için yeni bir iş teklif almasıyla şekilleniyor. Phoenix‘e Ekaterina SamsonovAlessandro Nivola ve Alex Manette gibi isimlerin eşlik ettiği filmin müzikleri ise We Need to Talk About Kevin’da da olduğu gibi Radiohead’ten Jonny Greenwood’a ait. Cannes’da Lynne Ramsey’ye En İyi Senaryo ödülünü getiren film, Taxi Driver’daki Travis kadar unutulmaz bir anti-kahraman portresi çizen Joaquin Phoenix de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü hakkıyla aldı. Film, Türkiye prömiyerini Filmekimi’nde gerçekleştirecek.

The BeguiledThe Beguiled

Daha önce hem The Virgin Suicides’ta hem de Marie Antoinette’de, başarılı oyuncu Kirsten Dunst ile birlikte çalışan Coppola, vazgeçemediği Dunst’ın yanı sıra Somewhere’de izlediğimiz Elle Fanning’i de vazgeçilemezler listesine yazmış gibi. Nicole Kidman’ı okul müdürü olarak göreceğimiz filmde; Dunst’ı okuldaki bir öğretmen, Fanning’i ise okuldaki kızlardan biri olarak izleyeceğiz. Farklı yaşlarda kadınları aynı hikayede bir araya getiren Coppola, iç savaş döneminde kadınların rolüne dikkat çekmeyi başararak, oldukça etkili portreler çiziyor. Aynı kitabın 1971 yılında beyazperdeye uyarlandığını ve Clint Eastwood’un başrolde yer aldığını hatırlattıktan sonra şunu diyebiliriz ki; Coppola bu kez kitabı oldukça farklı bir bakış açısıyla ele alarak, bir kadın hikayesi ortaya çıkarmış!

Jupiter’s Moonjupiters_moon_filmloverss

Beyaz Tanrı ile Cannes Film Festivali Belli Bir Bakış Bölümü En İyi Film ve Delta ile FIPRESCI ödüllerinin sahibi Mundruczo‘dan etkileyici sinematografisiyle umut dolu bir göçmen hikayesi geliyor. Sinemada gittikçe artan Suriyeli göçmen hikayelerine bambaşka bir yorum getireceği ortada olan Jupiter’s Moon, bir hayli ilginç bir konuya ve etkileyici bir fragmana sahip. Doğa üstü durumları bir göçmen hikayesiyle harmanlayan filmin başrollerinde ise Merab Ninidze ve Zsombor Jéger yer alıyor. Sürprizli hikâyesiyle Macar ve nihayetinde Avrupa toplumunu eleştiren film, çarpıcı görselliğiyle de öne çıkan çağdaş bir yapım.


Ecem Şen

Ecem Şen

675 yazı

Yazarın diğer yazılarını gör →