· 8 dk okuma

15 Ünlü Yönetmen Cevaplıyor: Neden Sinemayı Seviyoruz?

15 Ünlü Yönetmen Cevaplıyor: Neden Sinemayı Seviyoruz?

Bir sinefil olarak belki de dünyaya başka bir pencereden bakmanıza vesile olan usta yönetmenlerin, filmlere olan tutkusunu daha da önemlisi sinemayı neden sevdiklerini hiç düşündünüz mü? Peki ya cevaplar? Eğlenceli ve içten, ya da fazla kişisel, belki de hiç beklenmedik ama her koşulda eşsiz olmalı diye düşünüyor olabilirsiniz. Biz de bu vesileyle Little White Lies‘ın yayımladığı What I Love About Movies kitabından yola çıkarak sinemaya bir de yönetmenlerin çerçevesinden bakalım istedik; üstelik birbirinden muazzam illüstrasyonların eşliğinde. Usta yönetmenlerin hangi düşüncelerle dünyamıza misafir olduklarına mutlaka göz atmalısınız!

15 Ünlü Yönetmen Cevaplıyor: Neden Sinemayı Seviyoruz?

Francis Ford Coppola

francis-ford-coppola-illustration-by-we-buy-your-kids-filmloverss

İllüstrasyon: We Buy Your Kids

“Bana göre sanatın en çeşitli ve eksiksiz hali; müzik, duygu, imge, yazı ve biçim dahil her şeyi kullanabiliyorsunuz. Çoğu zaman sinema tarihinin üzerinden yalnızca yüzyıl geçtiğini düşünürüm ve bugüne kadar hayata geçirilmiş başyapıtların sayısı gerçekten hayret verici. Bunu ancak şöyle tamamlayabilirim; insanlık dört gözle sinemayı bekliyordu ki içlerindekini dökebilsinler. Yoksa sinema tarihinin ilk 30 yılında bile böylesine muazzam filmler nasıl ortaya çıkabilirdi? Dolayısıyla sinema için insanlığın uzun zamandır gündeminde olan büyük amaçların ve sanatın kutsal bir koleksiyonu diyebiliriz. Sık sık “Gothe nasıl filmlere imza atardı?” diye düşünürüm. Çünkü kendisi hem bilim insanı hem de tiyatro kimliği ile ön plana çıkan usta bir şair. Belki de geçmişteki diğer tüm kişiler.”

Pedro Almodóvar

pedro-almodovar-illustration-by-alec-doherty-filmloverss

İllüstrasyon: Alec Doherty

“Filmler hakkında konuşmaya ve filmleri kendi başıma izlemeye başladığım zaman fark ettim ki filmlerde vuku bulan hayatlar daha az gerçekçi. Aslında gerçekten ne kadar uzak olurlarsa bizim için o kadar iyi. Gençken sinemaya gitme alışkanlığını kazandığım dönemlerde yayınlanan filmler hep Hollywood yapımlarıydı. Bu yüzden gerçek dışı filmler en çok sevdiklerimdi. Filmler bizim için bir kaçış yoluydu. Günün sonunda, bir buçuk saat sadece oturup, dışarıda bıraktığınız tüm hayatı unutup, paralel bir evrende paralel bir hayatı yaşamış olurdunuz.”

Quentin Tarantino

quentin-tarantino-illustration-by-i-love-dust-filmloverss

İllüstrasyon: I Love Dust

“Mesele şu ki bu soruyu yaşamım üzerinden sorarsanız cevabı farklı olacaktır. Sanırım ilginç olan tarafı da bu. Belki sekiz yıl önce, bu soruyu hikayeyi anlatma biçiminden yola çıkarak cevaplayabilirdim. Şimdi ise sanat çerçevesinden bakıyorum. Bu da sanatın ta kendisi. Bir türün ya da ülke sinemasının doymak bilmeyen taraflarını yakaladığım filmler son zamanlarda en çok sevdiklerim diyebilirim. Bu büyük film endüstrisi tüm hayatıma yön verecek.”

Claire Denis

claire-denis-illustration-by-miss-led-filmloverss

İllüstrasyon: Miss Led

“Anlık bir şey. Her filmde birdenbire boşluğa dönüşen zaman mevhumu belki de bir eksilti ya da bir kesintidir? İşte beni sinemaya yönlendiren de bu. Asla bir çekim boyunca orada olamadım. Bir kesintiye ihtiyacım var. Bir eksiltiye. Bir boşluğa. Sonrasında ise bir şeyler gerçekleşir. Bu, tarif edemeyeceğim ya da diğer kavramlarla kıyaslayamayacağım bir deneyim. Bir çekimin güzelliği bile benim için yeterli değil. Hiçbir zaman yetmez! Film çekilir. Ama o kesilmeli de. Bunu kesmekle yapabilirsiniz. Kesmek her zaman boşluk demektir, çok kısa bile olsa. İşte sizin devreye girdiğiniz zaman da budur.”

Park Chan-wook

park-chan-wook-illustration-by-elena-gumeniuk-filmloverss

İllüstrasyon: Elena Gumeniuk

“İfadeler. Farklı insanların yüzlerinde beliren o ifadeler. Kendi adıma söyleyebilirim ki bu ifadeleri gözlemek, film izlemenin keyfi. Tüm dünyadan, tarihin farklı dönemlerinden, farklı kültür ve etnik kökenlerden, farklı sosyal sınıflardan her insanın yüzündeki ifadeye bakıyor olabilmek muazzam bir duygu. Belki de asla tanışamayacağım insanların yüzleriyle bu filmler sayesinde buluştum. Ve yüzlerindeki güçlü duyguları da böylelikle görebildim. Tek şansınız, çok uzaklardan ve yalnızca bir başın arkasından görebilecekleriniz olsa bile yüzlerindeki ifadeyi hala zihninizde canlandırabileceğinizin verdiği hazza sahipsiniz. Sinemanın verdiği keyif de işte bu.”

Tim Burton

tim-burton-illustration-by-bradley-jay-filmloverss

İllüstrasyon: Bradley Jay

“Filmler benim için iyileştirici özelliğe sahip. Masallar gibi filmlerin de yaşam ve ölüm gibi kavramların eşliğinde keşfedildiğini düşündüm hep. Dahası filmler, dünyada ait olduğunuz yeri bulmanıza ve zorlukların üstesinden nasıl geleceğinizi öğrenmenize vesile olurlar. Vincent Price ve Christopher Lee gibi ustaların canlandırdığı karakterler ya da Frankenstein ve Creature from the Black Lagoon filmlerinden ucubeler ile her zaman duygusal bir bağ kurabilirim. Aynı şekilde, film çekmek de terapinin pahalıya mal olan bir versiyonu aslında.”

The Coen Brothers

coen-brothers-illustration-by-muti-filmloverss

İllüstrasyon: Muti

“Joel Coen: Hmm…

Ethan Coen: Öğle yemeği.

Joel Coen: Öğle yemeği güzel bir cevap. Bilmiyorum. Bu, bizim seçtiğimiz meslek. Hayatınıza dair mutlak kararlar alırsınız; ya sevmeyi öğrenirsiniz ya da hani… Bu yüzden biz de sevmeyi öğrendik.

Ethan Coen: Ayrıca öğle yemeğinin faturasını ödemek zorunda değilsiniz. Daha sonra iade edilemezler. Geri kalan her şeyi geri verebilirsiniz. Ancak öğle yemeğini asla.”

Richard Linklater

richard-linklater-illustration-by-nicholas-john-frith-filmloverss

İllüstrasyon: Nicholas John Frith

“Bu çok büyük bir soru. Öncelikli olarak sinemayı neden sevdiğim filmlerin paralel gerçekliği ile ilgili. Hayatın daha seçici, daha ahenkli ve daha muntazam bir biçimde düzenlenmiş halinin ta kendisidir filmler. Geliştirilmiş bir hayattır. Bilmiyorum, beni böylesine zor bir durumun tam otasına koyuyorsunuz… Hayatın kendisi işte. Tüm söyleyebileceğim bu kadar.”

Wes Anderson

wes-anderson-illustration-by-andrew-fairclough-filmloverss

İllüstrasyon: Andrew Fairclough

“Bu kapsamlı bir soru. Oldukça enteresan. Bu soruya iki farklı şekilde cevap verebilirim. Bunlardan ilki; filmleri genellikle DVD ve Blu-ray olarak izleriz ya da bir trendesinizdir ve mini iPad’iniz imdadınıza yetişir. Ancak söylemeliyim ki sinemaya gittiğimde, yirmi beş dakikalık reklamlardan sonra filmin başlaması bende şu hissi yaratıyor: ‘Nihayet başlıyor!’ Film üç dakika sonra bile başlasa, bir anda kendimi ‘Burada ne işim var!’ derken buluyorum. Bir başkasının sizi büyüleyip bulunduğunuz hayattan çekip çıkarmasında ve getirip bambaşka bir mekana bırakmasında bir tuhaflık var; bunu başka türlü kavrayabilmek o kadar da kolay değil. Pek çok filmde sevdiğim tek şey de bu aslında, başka bir mekana transfer olmak. İkinci olarak; son zamanlarda pre-code Hollywood dönemiden çok sayıda film izledim. O döneme ait sevdiğim çok film var ama oturup bu yapımları izleyeceğimi hiçbir zaman düşünmemiştim. Defalarca izledim. Farklı bir tecrübe diyebilirim, zira bu filmleri evde izlerken sanki bir araştırma yapıyormuşum hissine kapılıyorum. Ne kadar eğlenceli olsalar da, bu yapımların altında ciddi bir akademik altyapı var. Sürekli bunu soruyorum kendime: ‘Bu filmleri nasıl yaptılar? Bu filmleri, onlardan dört yıl sonra yapılanlardan farklı kılan ne? Ne olmuş olabilir?’  Böylelikle, filmler ne kadar az heyecanlandırırsa o kadar karmaşık olmasına sebep oluyor; küçük tuhaf objeler ise hala bugünden. Gerçek hayatları birleştiriyor ve ele geçiriyorlar. Birbirinden farklı tüm o sanatçılar kendilerine has işleri eş zamanlı olarak hayata geçiriyorlar. Bu tarz filmlerin neden farklı olduğuna dair sorular sorduğum kişilerle pek çok sohbet var aklımda. New York’ta bir arkadaşım var, gerçek bir sinefildir ve bu soruya net bir cevap verdi. ‘Sende olmayan bir şeyler var bu filmlerde…’ O kadar karmaşıklar ki ayrıntılarıyla açıklanmasına izin vermiyorlar. Bilmiyorum. Bu söylediklerimi tekrar tekrar okuduğumda, yine arkasında durabilecek miyim emin değilim. Ancak bu soruya iki cevabım bunlar.”

Steve McQueen

steve-mcqueen-illustration-by-telegramme-filmloverss

İllütrasyon: Telegramme

“Sahip olabileceğiniz en mükemmel deneyimlerden biri sinema olabilir. Bilirsiniz, ben de sinemaya gidiyorum, oturup film izliyorum ve gözümün önünde gerçekleşenlere bakıyorum. Dahası bütünüyle etkileniyorum. Bir film; sizi etkileyebiliyorsa, duygularınızı harekete geçirebiliyorsa, tüylerinizin diken diken olmasını sağlıyorsa, sokakta yürüyüp gün ışığını içinize çektiğinizde bambaşka hissetmenize vesile oluyorsa, işte o zaman eşsizdir. Lumiére isimli muhteşem bir sinema salonu var; yeraltında, sanki bir balinanın midesi gibi. O merdivenlerden inip mağaraya ulaşmaya alışırsınız. Film biter, ışığa doğru merdivenleri tırmanırsınız ve caddenin gürültüsü… Benim için muazzam bir duygu bu, salt ilham. Sihir gibi. Şimdi ise kahrolası bir spor salonu. Modern hayatın ta kendisi.”

Steven Soderbergh

steven-soderbergh-illustration-by-samuel-rogers-filmloverss

İllüstrasyon: Samuel Rogers

“Bir tutulma ki onu eşsiz yapan da bu. 1975 yazında 12 yaşımdaydım ve Jaws’ı izlemiştim. Beni büsbütün çılgına çevirmişti. Sanki bir hukuk davasıydı: ‘Bunu bana yapanın kim olduğuna dair daha çok şey öğrenmeliyim.’ Bir yıl sonra ellerim kamerayla buluştu. Akabinde gelen soru ise şu: ‘Bunu insanlar için yapabilir miyim?’ Geçen 32 yılda o veya bu şekilde cevabını aradığım soru bu işte.”

Darren Aronofsky

darren-aronofsky-illustration-by-luke-drozd-filmloverss

İllüstrasyon: Luke Drozd

“Yakın plan. 20. yüzyılın gözden kaçmış en büyük icatlarından. Gerçek şu ki herhangi bir kişinin, başka birinin gözlerine ne yaptığını bilmeden bakması hepimiz için büyük bir hediye. Sinemayı sevme nedenim bu.”

Spike Jonze

spike-jonze-illustration-by-chris-delorenzo-filmloverss

İllüstrasyon: Chris Delorenzo

“Düşününce, bana ilham veren yaratcılık diyebilirim. İçinde kaybolabileceğim, herhangi birinin yaptığı herhangi bir şey. Ya da hayal gücümü tutsak eden türde bir şey. Maurice Sendak’ın kitaplarını gördüğümde hissettiklerimi düşünüyorum; küçük çocukların yere düşüp bir sonraki katın tavanından geçtiği o kesit… Michel Gondry’nin müzik videolarını ilk kez izlediğimde hissettiklerim gibi. Ben de video klipleri yönetmeye başladım ama onları hala Gondry’nin ismiyle izliyordum. Birkaç taneden sonra dedim ki ‘Bu da kim?’ Ortada sadece bir sihir vardı; Björk’ün Human Behaviour videosu gibi, The Rolling Stones ya da Massive Attack videoları gibi. Aynı durum Chris Cunningham’ın videolarını izlediğim zaman da geçerliydi. Böyle hissettiğiniz her şey aslında… Kapılabileceğim herhangi bir şeyi hayata geçirmek. Ancak o zaman tükenirsiniz.”

Nicolas Winding Refn

nicolas-winding-refn-illustration-by-will-haywood

İllüstrasyon: Will Haywood

“Filmlerde sevdiğim şey nedir? Bir kere ben de bir sinema ürünüyüm, kendi ülkemden Hans Christian Andersen gibi. Biz sanatın farklı biçimlerini hayata geçirmeye çalışıyoruz ve hangisinin işe yaradığını bulana kadar perişan bir halde başarısız oluyoruz. Andersen masalları seçti, bense sinemayı buldum. Bunun en iyi tarafı da böylesine büyük bir duygu inşasını insanlara sunabilmek. Başarı insanların yaptığınız işe verdiği tepkilerin çeşitliliğiyle ölçülür. Zira sevgi ve nefret arasındaki çizgi ancak duygunun nüfuz etmesiyle oluşur.”

Alexander Payne

alexandepayne-illustration-by-paul-blow

İllüstrasyon: Paul Blow

“Sinemayı sevenler insanları da evreni de severler, belki biraz da dedikoduyu severler. Yaşadığımız yerle, tandığımız kişilerle, nerede olduğumuzla sınırlıyız; herhangi bir zamanda ve yerde sadece tek bir uğraşımız olabilir. Bir film izlemek, sizi başka bir zamana, mekana ve hikayeye götürür. Bu da bizim dolaylı yoldan yaşamamıza vesile olur, dahası zaten hepimiz vekaleten yaşamak istiyoruz. Pek çok hayatı yaşamak istiyoruz. Her şeyi tek bir yaşamda birleştirmek istiyoruz. Bir başkasının hayatını iki saatlik bir süreçte görkemli bir şekilde gözetleyebiliyorsanız, bundan daha iyi ne olabilir ki? Sinemanın var olduğu bir çağda yaşadığımız için bizler çok şanslıyız. Pek çokları zavallı bir şekilde yaşadı ve öldü, bir tane bile film izleyemeden hem de. Bu, sizi de ağlatmak istemiyor mu? Sanata, kim olduğumuzu yansıtan bir ayna gibi bakıyoruz ve sinema hakikat gibi görünen tek ayna. Diğer sebep ise ölüme galip gelmenin bir yolu olması. Bir başkasını hayatta tutabilirsiniz ve zamanının geri kalanını ona atfedebilirsiniz. Tüm o eski filmleri izleyip birinin uzun süredir ölü olduğunu fark etmek muazzam bir duygu. Bunun bir de bilinçsizce ortaya çıkan tarafı var; hayallerle olan bağlantıları yüzünden filmleri severiz. Dijital projeksiyon iyi hoş ama filmin alevini kaçırmama sebep oluyor. İşte bu, gerçek duygunun tam olarak kendine nerede yer bulduğudur, en ince ayrıntısına kadar.”


Damla Durmaz

Damla Durmaz

166 yazı · 1989 yılında Denizli’de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Halen İstanbul Teknik Üniversitesi Ekonomi bölümünde yüksek lisans yapmakta. Güne müzikle başlar, günü müzikle kapatır. Gece yaşamayı, gündüz uyumayı sever. Sinema ile dünyayı unutur haliyle. Tüm bunlardan artakalan vaktinde ise küreselleşmeye inat azimle akademisyen olmaya çalışır.

Yazarın diğer yazılarını gör →