14. !f İstanbul’un Ardından
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin İstanbul ayağı, 12 – 22 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirildi. Festival öncesinde ve esnasında yaşadıklarımızı, festival kapsamında gösterilen filmleri sizler için değerlendirdik.
Festivalde izlediğimiz tüm filmlerin eleştirileri için tıklayınız…
Batu Anadolu
Öncelikle festivale tam bir kriz ortamında başladığımızı hatırlatmak istiyorum. Biletix üzerinden bilet satışlarının adeta patlaması ve iki sabah boyunca zor durumda bırakılmamız; üstüne de gereken yapılacak denilip sistem açıldıktan sonra “festival ne güzel” moduna girilmesi artık düşündürücü değil, alıştığımız hareketler. Gelecek yıl aynı sorunların yaşanacağını şimdiden tahmin etmek güç değil. Tek işi bilet satmak olan bir kurumun içine düştüğü nahoş durumdan öte insanın sinema sevgisinin, ekranda butonlara tıklama ve kredi kartı numarası girmeye çalışırken siteden atılma gibi hareketlerle test edilmesi daha kötü bir duygu, emin olun.
İçerik anlamında ise geçen yıl yaşadığımız salon sorununun bir nebze çözülmüş olduğunu söyleyebilirim. En azından daha temiz ve iyi havalandırılmış salonlarda film izleme imkanı buldum. Buna karşın altyazı sorunları aynı şekilde devam ediyor. Özellikle The Look of Silence filminde İngilizce ve Türkçe altyazıların aynı perdeye yansıtılması ve sırasının kaçırılması; bunun sonucunda filmi dakikalarca Endonezya dilinde izlemek zorunda kalmamız -ve filmin geriye alınmaması!- pek hoş bir durum değildi. Her sene olduğu gibi bu yıl da tüm olumsuzlukları silen şey, sinemanın kendi dili oldu. Özellikle keşif bölümündeki Plemya, Risttuules gibi filmlerin yanı sıra Berlin Film Festivali’nde gösterimi yapılmış filmleri çok kısa süre içerisinde izleme imkanı bulduk. Benzer biçimde, pazar gecesi Oscar’ı kucaklayan Birdman’e de erkenden kavuştuk. Pedro Costa ve Guy Maddin gibi iki kült figürün, festival kapsamında gelmeleri önemli sinema olaylarındandı. İşin etkinlik kısmına çok fazla dahil olamasam da, atölyeler ve sergiler ile !f İstanbul’un her sene biraz daha güçlendiği ama bazı sorunların aşılmasının da artık zorunlu hale geldiği açık biçimde görünüyor.
Gizem Çalışır
Bu yılki !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’ne olan katılımın, geçtiğimiz yıllara oranla daha düşük kaldığını belirtebilirim. Elbette ki bu durumun en büyük sebebi festival boyunca devam eden yoğun kar yağışı ve soğuk havaydı. Fakat bunun dışında, özellikle bu yılın seçkisinin geçtiğimiz bir iki yılın seçkisine göre de daha zayıf kalmış olması ya da filmlerin çoğunun ulaşılabilir nitelikte olması, festivale duyulan ilgiyi de azaltmışa benziyor. Ve söylemeden edemeyeceğim bir diğer etken de, bilet fiyatlarının her geçen yıl katlanarak artması. Elbette ki festival işi yapmak çok zor bu duruma kimsenin bir itirazı olacağını düşünmüyorum, fakat yetkililerin bu konuda (artan bilet fiyatları) daha farklı politikalar belirlemesi taraftarıyım.
Festival boyunca izlediğim filmleri ve katıldığım etkinlikleri düşünecek olursam, özellikle belgesel filmlerin diğer filmlere göre çok daha güçlü olduğunu söyleyebilirim. Festivalin can damarı bölümlerinden biri olan Keş!f bölümünün bu seneki zayıflığı ise kendi adıma büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Türkiye prömiyerini !f İstanbul’da yapan Birdman, Love is Strange, Big Eyes, 99 Homes, Eden gibi filmlerin varlığı kendi adıma heyecan verici olsa da, Birdman’in dışında kalanlar çok büyük tatminler sağlamadı. 52 Tuesdays, Appropriate Behavoir, Norviyia gibi daha kenarda köşede kalmış ama kendi içinde harikalar yaratan filmler ise, ‘bu senenin festival seçkisinde iyi ki yer almış’ dediğim filmler arasında.
Bu sene katılmak için can attığım iki etkinlik olan Pedro Costa ile Bir Sohbet ve Depo: Akıl Hastanesinde Hayat belgeseli, festival boyunca beni en çok mutlu eden gelişmeler oldu. Özellikle, Depo: Akıl Hastanesinde Hayat belgeseli için düzenlenen ilk gösterimde salon taştığı için, iki ek gösterim daha koyan festival ekibine bu çabaları için ekstra teşekkür etmek gerekir.
Gelecek senelerde katılımın daha yüksek olduğu, çok daha güçlü filmleri ve bol eğlenceli etkinlikleri olan bir festivalde buluşmak dileğiyle…
Tolga Demir
!f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, yılın ilk festivali olması ve çoğunlukla daha sonradan ulaşılamayacak filmlere ev sahipliği yapmasıyla her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. On dördüncüsü düzenlenen bir festivalin önemi zaten ortada. Fakat buna rağmen her yıl çözülemeyen sıkıntıların halen varlığını görmek üzücü olabiliyor. Tabii bu yıl sıkıntıların bazılarının çözülerek düzene sokulduğunu görmek de sevindirici oldu.
!fistanbul, her yıl önemli sinemacıları getirmesiyle ve seçkisinde özel filmlere yer vermesiyle her daim dikkat çekiciydi. Sinema dışındaki etkinliklere de bolca vakit ayırmaları ekstra bir durum yaratıyor. Bu yılki etkinliklerin biraz daha arttığını kabul etmek gerekiyor. Bununla birlikte festivalin en büyük özelliğini oluşturan film seçkisinin biraz zayıfladığı da gerçek. Buna paralel olarak gündüz seanslarının boşluğu da oldukça dikkat çekiciydi. Akşam seanslarının da daha çok gala filmleri ve keşif kategorisinden olması koltukların dolmasını sağladı. Bu doluluk oranının hemen her seansta sağlanabilmesi çok daha güzel olurdu. Boş kalan salonların birçok sebebi olabilir elbette. Bilet sıkıntısı da ayrı bir yerde duruyor örneğin. Ama bu sorunların bir sonraki yıl halledilmesi hem halihazırdaki !f’çileri sevindirecek, hem de yeni !f’çiler oluşmasını sağlayacaktır diye düşünüyorum.
Filmloverss Yazarlarına Göre 14. !f İstanbul’un Öne Çıkan Filmleri
Makul Davranış – Appropriate Behavior
Ağustos Esintisi – Ventos de Agosto
Sessizliğin Bakışı – The Look of Silence
Rüzgarların Arasında – Risttuules
Aylak Vampirler – What We Do In The Shadows
Düşlerin ve Çılgınlığın Krallığı – The Kingdom of Dreams and Madness
FilmLoverss
7890 yazı · Filmloverss.com Editör Hesabı
Yazarın diğer yazılarını gör →