10 Maddede Pablo Neruda ve Onun İlham Veren Hayatı!
En iyi direniş ve aşk şiirlerinin şairi; politik mücadeleyi hayatının ayrılmaz bir parçası olarak gören Pablo Neruda, sadece doğduğu toprakları değil tüm dünyayı düşünceleriyle ve kelimeleriyle derinden etkilemiştir. Ölümünden üç gün öncesine kadar yazmayı bırakmayan ve bize olağan üstü bir anı kitabı bırakan Neruda; Yaşadığımı İtiraf Ediyorum adlı otobiyografisinde şöyle der; “Benim hayatım, bütün hayatlardan oluşmuş bir hayattır. Bir şair hayatıdır.”
Şair olarak aramızdan ayrılmıştır belki ama şiir olarak, her mısrasında yaşamaya devam eder Neruda! Hayallerimizde, aşklarımızda ve direnişlerimizde…
“Yalnızlığa yenilmemek için sık sık hayaller kurulur, ama aslında neyin hayalini kurarsan kur; yalnızlık her hayalin sonudur.”
Fuga ve Tony Manero’nun ardından çektiği No, El Club ve Jackie ile muazzam bir filmografi inşa eden Pablo Larraín‘in Pablo Neruda’nın hayatını konu alan son filmi Neruda ile buluşmak için çok az günümüz kaldı. O vesileyle biz de unutmamızın mümkün olmadığı, Şilili şair Pablo Neruda’yı, hayatını ve şiirlerini bir kez daha okuyalım dedik. Gael Garcia Barnel’i müfettiş Óscar Peluchonneau, Luis Gnecco’yu ise Neruda olarak izleyeceğimiz ve usta şairin hayatının önemli bir dönemine odaklanan Neruda’nın 10 Mart’ta vizyonda olacağını hatırlatalım.
10 Maddede Pablo Neruda ve Onun İlham Veren Hayatı!
Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto’dan Pablo Neruda’ya!

Asıl adı Ricardo Eliezer Neftalí Reyes Basoalto olan usta şair, Şili’de dünyaya geldi. Demiryolu işçisi bir baba ile öğretmen bir annenin çocuğu olan Neruda; edebiyat kariyerine 13 yaşındayken La Manana adlı bir gazetede bazı makalelere katkıda bulunarak başladı. Ama esas adını duyuran başlangıcını, 1920li yıllarda ‘Pablo Neruda’ ismiyle yazmaya başladığında yapar. Çek şair Jan Neruda’nın anısına bu takma adı seçen şairin ismi daha sonrasında ise yasal olarak böyle kalmıştır. Adını neden değiştirdiğinin hikayesini ise Neruda şöyle anlatır; “Adımı 14 yaşımdayken, daha Santiago’ya gitmeden değiştirdim. Babam yüzünden. mükemmel bir insandı, gel gelelim, genellikle şairlere, özellikle bana karşı idi. Hatta işi kitaplarımı ve not defterlerimi yakmaya kadar götürdü. Onun görüşüne göre, mühendis, doktor, mimar olmalıydım, “çünkü” diyordu, “insanların bu gibi kimselere ihtiyacı var.” Oğullarının toplum içinde sivrilmesini görmek isteyen, orta sınıfın köylülükten gelme bütün insanları gibiydi. Yine babamın görüşüne göre, toplumda yükselmeyi başarmanın tek yolu üniversiteydi, serbest mesleklerdi.“
Nerelerdeydin diye sorarsan
“Hep eskisi gibi”, diyeceğim.
Toprağı örten taşlardan söz edeceğim,
sürdükçe kendini harcayan ırmaktan;
ben yalnız kuşların yitirdiklerini bilirim,
gerilerde kalan denizi bilirim, bir de ağlayan
ablamı.
Neden ayrı adlarla anılıyor ülkeler, neden
günler
yeni günleri izliyor? Neden koyu bir gece
birikiyor ağızda? Neden ölüler?
Nereden geliyorsun diye sorarsan bölük pörçük
kelimelerle konuşmak zorundayım,
ağzı zehir gibi yakan araçlarla,
çoğu çürümeye yüz tutmuş hayvanlarla
ve avutamadığım yüreğimle.
Andaç değil yanımızda götürdüklerimiz
unutuşta uyuklayan sarımsı kumru değil,
yaşlarla kaplı yüzler,
boğazımıza yapışan eller
ve yapraklardan sıyrılan şey:
aşınmış bir günün karanlığı
acıyı kanımızda tatmış bir günün.
İşte menekşeler, işte kırlangıçlar
bize sevinç veren ne varsa,
geçici ve küçük duyarlıkların
yan yana göründüğü süslü kartpostallarda.
Ama bu sınırın ötesine geçmeliyim,
dişlemeliyim sessizliğin çevresindeki kabuğu,
ne karşılık vereceğimi bilemem:
öyle çok ki ölüler,
ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler,
ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler,
ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller,
ve öyle çok ki unutmak istediklerim.
İlk Kitabını Yayınlamak İçin Babasının Aldığı Saati Sattı

İsmini değiştirerek ‘değişimi’ her daim hayatının merkezine aldığını henüz daha gençken hissettiren Neruda, şiiri dünyayı değiştirmek için bir kıvılcım olarak görmüştü. İlk kitabı Crepusculario’yu (Alacakaranlık) 1923 yılında babasının ona hediye ettiği saati ve elindeki üç beş eşyayı satarak yayınladı. Yani aslında Neruda, ilk kitabıyla bile ‘imkansız’ı yıkmayı, umudu kaybetmemeyi ve cesareti öğütlemeye başlamıştı. 1924’te yayımlanan ikinci kitabı Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı ise onun adını en çok duyuran kitabıdır. Neruda, kariyeri için en önemli eserlerden biri olan Yirmi Aşk Şiiri ve Umutsuz Bir Şarkı’yı şöyle anlatır; “Yirmi aşk şiiri ve bir umutsuzluk şarkısı adlı bu kitap, acılarla dolu bir bildiri sayılırdı. Gençlik günlerimde de bana ıstırap vermiş tutku ve coşkunluklar, anavatanımın güney bölgelerinin o görkemli doğası bu kitaptaydı. Beğenirim bu kitabı, çünkü melankolinin yanı sıra yaşama sevgisi de vardır. Bir nehir ve bu nehirin denize kavuştuğu kıyılar bana yardımcı olmuştur. Yirmi aşk şiiri aynı zamanda Santiago’daki öğrencilik sokaklarımın, üniversitenin ve sarmaşık kokularına karışan aşkların da bir romanıdır.”
Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.
Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar…
Hem Kariyerinin Hem de Hayatının Kırılma Noktası: İspanya İç Savaşı

1933, 1935 ve 1937 yıllarında üç kitap olarak basılan Neruda’nın baş yapıtı olarak sayılan Yeryüzünde Konaklama adlı kitabı; gerçeküstücülüğün ve Güney Asya kültürünün etkisiyle, yeryüzünün değişken doğasını, insan gövdesine ve maddeye duyduğu sonsuz tutkuyu, İspanya İç Savaşı’nın ve II. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımları, melankoliyi, acıyı, yitik aşkı, yalnızlığı zengin bir metaforla yansıtıyor. Kitap, Neruda’nın 1925-1945 yılları arasında yazdığı şiirlerini bir araya getiriyor.
18 Temmuz 1936’da İspanya’da iç savaş başlamıştı. Çok geçmeden, 19 Ağustos’ta ise o çok sevdiği dostu Garcia Lorca öldürüldü. Lorca’nın ölümü Neruda’yı çok derinden etkiledi ve onun önce İspanya sonra da Fransa’da Cumhuriyetçi harekete katılmasına neden oldu. Bu sırada şiirlerini topladığı Kalbimdeki İspanya (España en el corazón (1937)) üzerine çalışmaya başladı. İç savaş sırasında cephede basılan Kalbimdeki İspanya’nın ardından Neruda’nın yapıtlarında artık hep siyasi ve sosyal konuların etkisini göreceğimiz döneme başlamıştık.
…
Geceden başka ne işe yarar ki şiir,
acı bir hançer bulurken bizi, o gün için,
o alacakaranlık için, insanın vurulmuş yüreği
hazırlanırken ölmeye o düşmüş köşede?
Her şeyden önce geceleri,
geceleri var onca yıldız,
yoksullarla dolu bir evin
pencerelerindeki kurdeleler gibi
bir ırmağın içinde hepsi.
Bazıları ölmüş, belki yitirmişler
yerlerini ofislerde,
hastanelerde, asansörlerde,
madenlerde,
ağır yaralı yaratıklar acı çekiyor
ve amaçlar var orada ve gözyaşları her yerde:
aceleyle yitip giderken yıldızlar sonsuz bir ırmakta
daha çok ağlanılıyor pencerelerde,
gözyaşlarıyla aşınmış eşikler,
yatak odaları halıları ısırmak için
dalga dalga gelen gözyaşlarıyla ıpıslak.
Federico,
görüyorsun dünyayı, caddeleri,
sirkeyi,
istasyonlarda ayrılışları
kaldırırken duman kararlı tekerleğini
sadece bazı vedaların, taşın ve demir yolu izinin
bulunduğu yer doğru.
Onca insan var aynı soruyu soran
her yerde.
O kanlı kör, o öfkeli, ve o
cesaretsiz,
o zavallı dikenli ağaç,
sırtında kıskançlığıyla o soyguncu.
Hayat böyle işte, Federico, burada
benim hüzünlü adam
dostluğumun sunabileceği şeyler bunlar.
Bunların bir çoğunu yaşadın zaten,
ve daha fazlasını da giderek öğreneceksin.
İspanyol Göçmenler ve Konsolosluk Görevi!

Gabriel García Márquez’in dediği gibi Neruda, ‘bütün dillerde 20. yüzyılın en büyük şairi’dir. Bunun yanı sıra ise politik anlamda en aktif şairlerden de biridir. İspanya İç Savaşı’nın ardından tüm hayatı değişen Neruda, 1939’da Paris’te İspanyol göçmenler için konsolosluk görevine getirildi. Göreve başladığı yıl, iç savaştan kaçıp Fransa’ya sığınan iki binden fazla İspanyol için bir gemi ayarladı ve onların güvenli bir şekilde Valparaiso Limanı’na ulaşmasını sağladı. Bunun için Neruda ‘hayatımın en gurur verici göreviydi’ açıklamasını yapmıştı. Meksika’daki konsolosluk görevi sırasında ise Canto General de Chile’yi yazan Neruda, şiir ile politikayı hep bir arada tutmayı başarıyordu. O dönemde yazdığı bu eserde bütün Güney Amerika kıtasının doğası, insanları ve tarihi yazgısı epik şiir şeklinde anlatmaktaydı. 1950’de Meksika’da basılan kitap Şili’de ise el altından yayınlandı. Yaklaşık 250 şiirin yer aldığı kitap, on kadar dile çevrildi ve bu çeviriler yüzünden Neruda elçilik yaptığı ülkelerin çoğunda bir takım zorluklarla karşılaştı.
Ne kitaplar beni ağulasın diye yazdım,
Ne de zambak peşinde koşan;
Acemi çaylaklar için!
Ayı ve suyu dileyen
Basit kişiler için yazdım:
Düzen isteyen, ekmek ve şarap isteyen
Alet ve gitara isteyen
Basit halklar için
Halk için yazdım,
Şiirimi köylü gözleriyle okuyamayan.
Yaşantımı zehir zıkkım eden hava
Ve bir satır, kulaklarına ulaşacak bir gün:
İşte o zaman,
Başını kaldıracak basit emekçi
Ve taşlarla dövüşen madenci gülümseyecek
Alnını kaldıracak kürek işçisi
Ve şahane balığın pırıltısını daha iyi görecek
Balıkçı;
Ve elleri tutuşacak
Ve biraz yıkanınca
Kokulu sabunlar içindeki çarkçı
Bakakalacaklar şiirlerime
‘Belki bir arkadaştı” diyecekler
Başka taç istemem,
Bu bana yeter!
…
Neruda Her Zaman Faşizm Karşıtı Bir Duruş Sergilemiştir

Faşizmin sebep olduklarını her zaman gözler önüne seren, bu doğrultuda yarattığı şiirleriyle birçok kişiye direnmenin en güzel yolunu gösterdi belki de. Hem birçoklarını cesaretlendirdi hem de birçok yüreğe umut tohumu ekti. Neruda’nın hayatı sıradan bir şairin hayatından çok farklıydı, ki o da bunun farkındaydı. Neruda, onurlu bir şairin mücadelesini anlatırken şu sözleri kullanıyordu; “Belki de şairin yükümlülükleri tarihin her döneminde aynıdır. Şiir sokaklara taşmak, çarpışma üstüne çarpışmada yerini almak için saygı gördü. İsyancı diye anıldığında, şairin gözü korkutulamadı. Evet, şiir isyandır. Şair yıkıcı diye çağrılsa bile alınmaz.”
Siyasal ve toplumsal meselelerde öylesine etkindi ki Neruda sadece şiirleriyle bu gücünü göstermiyordu. Mesela, 1945’te Şili Komünist Partisi’ne girerek senatör oldu. Ancak, Başkan Gonzalez Videla’nın grevdeki madencilere dönük baskıcı politikalarını protesto ettiği için hükümet tarafından 1948’de devlet düşmanı ilan edildi. Bir yıl boyunca kendi ülkesinde gizlenmek zorunda kaldı, ta ki Arjantin’e kaçıncaya kadar… Sonrasında Batı Avrupa’da, Sovyetler Birliği’nde ve Çin’de yaşamını sürdürdü. Tüm bu süre boyunca Şili halkını, Amerika tarihini, işçileri, diktatörleri, halkların çektiği sıkıntıları anlattığı kitabını 1950 yılında ‘Evrensel Şarkı’ adıyla yayınladı.
Yurtsever olduklarını söylediler.
Kulüplerde nişanlar verdiler birbirlerine
ve tarihlerini yazdılar.
Parlamento dolup taştı
Şatafattan, o günden beri
bölüştürüyorlar toprağı, yasayı,
en güzel caddeleri, havayı,
üniversiteleri ve ayakkabıları.
Onların alışılmadık girişimleri
acımasız aldatılarla süslü yöntemleriyle
kurulmuş bir Devlet oldu.
Konuşup durdular bunu her zaman
eğlencelerde ve resmi ziyafetlerde,
önceleri tarım bölgelerinde
subaylar ve avukatlarla.
Ve en sonunda getirdiler Kongre’ye
en yüce Yasa’yı, ünlü,
saygın, dokunulmaz,
Güçlülerin Yasası’nı.
Kabul edildi böylece yasa.
Tıklım tıklım ziyafet sofrası zenginlere.
Yoksullara çöpleri.
Zenginlere para.
Yoksullara iş.
Zenginlere büyük evler.
Yoksullara sefil baraka.
Ayrıcalık büyük hırsıza.
Hapis bir ekmek çalana.
Paris, Paris şövalyelere.
Madene, çöllere yoksul olan.
…
Ve herkes fırladı dışarı
doldurmak için ceplerini iş yerlerinde,
biri sütü tekelleştirdi,
öbürü çelik tellerle yolsuzluk yaptı,
başka biri şekerle,
ve hepsi yüksek sesle yurtsever dedi
kendi kendilerine, yurtseverlikte de
tekelleşerek, ve en güçlünün Yasa’sına sığınarak.
Neruda’nın Kariyerindeki En Farklı Kitaplardan Biri: Kuruntular Kitabı!

Şili halkını, işçileri, diktatörleri, halkların çektiği sıkıntıları anlattığı ‘Evrensel Şarkı’nın ardından yayımladığı eserlerin içinde farklı bir yerde duran Kuruntular Kitabı, şairin melankolik-ironik ruh yapısını en başarılı bir şekilde yansıtan şiirlerinden oluşur. Neruda; 1958’de yayınladığı kitabı için şunları söylüyor; “Kuruntular Kitabı’nın havası, ince bir alaycılıkla neşeli bir yaklaşım arasında geziniyor. Şiirimin genel havasından farklı. Kendi kendimi alaya almam da söz konusu burada. Hiç kuşkusuz mizah denen şeyi hedeflediğim yok, zaten beceremezdim. Ama mizahı her zaman düzyazının, romanların ve oyunların temel öğelerinden biri olarak görmüşümdür.”
…
Bir başıma kaldım
yalnız bir at gibi
ne gece, ne gün tanıyan çayırda,
kışın tuzundan başka.
Öyle yalnız,
öyle boş
kaldım ki
ağlıyordu yapraklar,
son kalanlar, sonra
düştü onlar da gözyaşları gibi.
Ne daha önce
ne de sonra
böyle birden yalnız duymuştum kendimi.
Ve bekleyip durdum birini,
hatırlamıyorum,
çılgıncaydı,
geçiciydi
ve birdenbire
yalnızca yalnızlıktı,
o,
yolda yitip gitmiş olan
ansızın kendisi gibi gölgenin
yaydı varlığının uzun bayrağını.
Kaçtım sonra
bu çılgın köşeden,
son hızla yürüyerek,
kaçarcasına geceden
siyah, yuvarlak bir taştan.
Bir şey anlattığım yok
ama geçti bunlar başımdan
beklerken bir gün birini.
“Şiir Ancak Kan ve Karanlıkla Yazılır”

Hem edebiyat dünyasının hem de uluslararası alanda edindiği politik misyonun gücüyle Nobel’i kazanmamış olması düşünülemezdi zaten. Hatta oldukça geç kalınan Nobel Ödülü’ne Neruda, 1971 yılında kavuştu. Şairin ödülü alırken yaptığı konuşmanın bir kısmı ise şöyle;
Çok uzaklardan geldik biz, şimdi ardımızda kalan ve içimizde taşıdığımız uzaklardan… Başka bir dilden, birbirini seven ülkelerden geldik. Ve burada, Stockholm’de toplandık, ki bu gece dünyanın merkezi burasıdır. Kimyadan, mikroskoplardan, sibernetikten, cebirden, barometreden, şiirden kopup, burada toplandık. Laboratuvarlarımızın karanlığından, bizi onurlandıran ve gözümüzü kamaştıran bu ışıkla buluşmak için geldik. Biz ödül sahipleri için bu ışık hem neşe hem de acı kaynağıdır.
Fakat teşekkürlerimi sunmadan önce ve bir nefes alıp kendimi toparlamadan evvel, eğer izin verirseniz, kendimi buradan uzaklara götürmek, ülkeme dönmek ve yurdumun gecesini ve tan vaktini bir kez daha dolaşmak istiyorum.
Çocukluğumun caddelerine döndüm; Güney Amerika’nın kışlarına, Araucania’nın leylak bahçelerine, kollarıma aldığım ilk kıza, kaldırım nedir bilmeyen o çamurlu sokaklara, o toprakları fethettiğimizde bize Kızılderililer’den miras kalan yas kıyafetlerine, bir ülkeye, ışığı arayan karanlık bir kıtaya döndüm. Eğer bu salonun ışıkları, karaları ve denizleri aşıp, geçmişimi aydınlatırsa, onur, özgürlük ve hayat için mücadele eden Amerika halklarının geleceği de aydınlanacaktır.
Ben böylesi zamanların temsilcisiyim, onların bugünkü mücadelesidir benim şiirimi dolduran. Eğer duyduğum şükranı, beni ben yapan herkesi, hatta bu dünyanın unuttuklarını bile kapsayacak kadar genişlettiysem kusuruma bakmayın. O unutulanlar, hayatımın bu en mutlu anında bana kendi cümlelerimden daha gerçek, sıradağlarımdan daha yüksek, okyanuslardan daha geniş görünüyor. İnsanlığın böylesine kalabalık bir parçasına ait olmaktan gurur duyuyorum. Azınlığa değil, çoğunluğa aidim ki onların görünmez varlığı bugün burada sarmalıyor beni.
Tüm bu insanlar adına ve kendi namıma, bir şair olarak yaptığım çalışmalardan ötürü bana bugün yaşadığım şu onuru bahşeden İsveç Akademisi’ne teşekkür ediyorum. Haşmetli ormanları, derin kar birikintileri, eşitlik ve barış sevdası, dengesi ve cömertliğiyle dünyayı kendisine hayran bırakan bu ülkeye teşekkür ediyorum. Teşekkürlerimi sundum ve şimdi çalışmalarıma, biz şairleri bekleyen boş sayfaların başına dönüyorum. O sayfalar ki bizler onları kan ve karanlıkla doldurmalıyız çünkü şiir ancak kan ve karanlıkla yazılır.
Neruda’dan Nazım’a: Neden Öldün Nazım? Ne Yaparız Şimdi Biz Şarkılarından Yoksun?

Neruda, sadece Nobel’in değil Dünya Barış Ödülü’nün de sahibi oldu tabii ki.. Dünya Barış Konseyi 22 Kasım 1950’de Neruda’ya Nazım Hikmet, Pablo Picasso, Paul Robeson, Wanda Jakubowska ile birlikte Uluslararası Barış Ödülü’nü verdi. Törene katılamayan Nazım Hikmet’in ödülünü ise Neruda aldı. Nazım Hikmet, Pablo Neruda’nın çok değer verdiği arkadaşlarındandı. Neruda, Nazım’ın ölümünün ardından şu şiiri yazar;
Nazım’a Bir Güz Çelengi
Niçin öldün Nazım?
ne yaparız şimdi biz
şarkılarından yoksun?
Nerde buluruz başka bir pınar ki
orda bizi karşıladığın gülümseme olsun?
Seninki gibi ateşle su karışık
acıyla sevinç dolu
gerçeğe çağıran bakışı nerde
bulalım?
Kardeşim,
öyle yeni duygular, düşünceler yarattın ki
bende,
denizden esen acı rüzgâr
kapacak olsa bunları
bulut gibi, yaprak gibi sürüklenir
yaşarken seçtiğin
ve ölümünden sonra sana barınak olan
oraya, uzak toprağa düşerler.
Al sana bir demet Şili kasımpatıları
al güney denizleri üstündeki ayın soğuk parlaklığını,
halkların savaşını, kendi dövüşümü
ve yurdumun kederli davullarının boğuk
gürültüsünü
kardeşim benim, dünyada nasıl yalnızım sensiz,
çiçek açmış kiraz ağacının altınına benzeyen
yüzüne hasret,
benim için ekmek olan, susuzluğumu gideren, kanıma
güç veren
dostluğundan yoksun.
Hapisten çıktığında karşılaşmıştık seninle,
zorbalık ve acı kuyusu gibi loş hapisten,
zulmün izlerini görmüştüm ellerinde,
kinin oklarını aramıştım gözlerinde,
ama parlak bir yüreğin vardı,
yara ve ışık dolu bir yürek.
Ne yapayım ben şimdi?
Tasarlanabilir mi dünya
her yanına ektiğin çiçekler olmadan
Nasıl yaşamalı seni örnek almadan,
senin halk zekanı, ozanlık gücünü duymadan?
Böyle olduğun için teşekkürler,
teşekkürler türkülerinle yaktığın ateş için.
Neruda’nın İlham Kaynağı, Yalnızlığa İyi Gelen Evi!

“Aşk ne kadar kısa ve unutmak ne kadar uzun,” der ya Neruda, sanki unutmamak uğruna yaşamıştır hep… Neruda’nın Valparaiso bölgesinde Pasifik okyanusu manzaralı en sevdiği evi Isla Negra, bunun kanıtıdır adeta. Bir dostunu kaybettiğine adını evinin barındaki kirişlerin üzerine kazıyan Neruda, dostlarıyla bu şekilde birlikte içmeye devam edebiliyordu. Dostlarını asla unutmayan Neruda’nın ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala kazıdığı isimler evinde yerini koruyor. Neruda, şiirlerinde en çok bahsettiği son aşkı Matilde Urrutia’nın saçlarından esinlenerek, evine ‘Dağınık’ adını vermiştir.
Yeniden yitirdik bu alacakaranlığı.
bizi kimse el ele görmedi hiç bu akşam
inerken mavi gece dünyanın üzerine.
gördüm penceremden
uzak tepelerde şenliğini batan günün.
arasıra bir sikke gibi
yanıyordu bir güneş parçası ellerimde.
seni anımsıyordum yüreğim sıkışarak
o bende bildiğin kederle.
nerdeydin o zaman sen?
kimlerin arasında?
neler konuşuyordun?
apansız niye gelir bilmem bunca aşk bana
kendimi böyle üzgün, seni uzak bulurken?
düştü, hep alacakaranlıkta alınan kitap,
pelerinim, o yaralı köpekse, kıvrıldı yerde.
gidersin hep, gidersin akşamüzerleri
yontuları silmeye koşan karanlığa doğru.
“Kaderimdi Sevmek ve Sonra Elveda Demek”

Kuşkusuz ki her şair fırtınalı, unutulmaz aşklar ve ayrılıklar yaşamıştır. Ruhunu doyuran, satırlarına işleyen o güçlü duygu olmadan, bizleri derinden etkileyen bu şiirler nasıl var olurdu ki? Politik ve siyasal alanda etkin olan Neruda, her ne kadar bize uzun uzun faşizme karşı durmayı ve direnmeyi anlatsa da tıpkı Nazım Hikmet gibi aşkı da aynı güçlü duygularla kelimelere dökmüştür. Neruda’nın hayatını ve şiirlerini etkileyen üç kadın olmuştur; Antonieta Hagenaar, Delia del Carril ve Matilde Urrutia…
Neruda’nın ilk eşi Maria Antonieta Hagenaar, neden öyle olduğunu bilmesek de şairin hiçbir şiirini adamadığı kadın olarak tanınır. Neruda’nın hayatına sonrasında ise ikinci eşi Delia girer. Neruda, 45 yaşına geldiğinde ise iki kadın; Delia del Carril ve Matilde Urrutia arasında kalmıştır… Neruda, Matilde ile olan ilişkisini Delia’yı yaralamak istemediği için gizli sürdürür . Delia’ya yakalandığında ise çok üzülen Neruda, yazdığı şiirde şu satırıyla kalbimize dokunur; “Kaderimdi sevmek ve sonra elveda demek”
Matilde’ye Sone
Seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman,
çünkü iki yüzüyle karşına çıkar Hayat.
Bir sözcük sessizliğin kanadı olur bakarsın,
ateş de pay alır kendine soğuktan.
Seni sevmeye başlamak için seviyorum seni,
sana olan sevgimi sonsuzlaştıracak
bir yolculuğa yeniden başlamak için:
bu yüzden şimdilik sevmiyorum seni.
Sanki ellerindeymiş gibi mutluluğun
ve hüzün dolu belirsiz bir yarının anahtarları
hem seviyorum, hem de sevmiyorum seni.
Sevgimin iki canı var seni sevmeye.
Bu yüzden sevmezken seviyorum seni
ve bu yüzden severken seviyorum seni.
Kaynak: BBC / ‘Chile Through Pablo Neruda’s Eyes’ – Dave Seminara
Elif Barış
586 yazı · 1991 yılının ilk saatlerinde İstanbul’da dünyaya geldi. Akademide siyaset bilimi, reelde sinema meraklısı. Dünyanın sadece sinemayla çok daha güzel olacağına inanıyor.
Yazarın diğer yazılarını gör →