· 10 dk okuma

10 Film ile Sinemada Jane Austen İzleri

10 Film ile Sinemada Jane Austen İzleri

1775 yılında hayata gözlerini açan Jane Austen, daha ilk gençlik yıllarında unutulmayacak izler bırakacağı mesajını vermişti. Hikaye yazmaya 12 yaşında başlayan, İngiliz edebiyatının kraliçesi kabul edilen Austen, elbette sinemada da yansımalarını gösterdi. İşte 10 film ile sinemada Jane Austen izleri!

1775 yılında 18. yüzyıl İngiltere’sine gözlerini açan, sekiz çocuğun yedincisi olarak ailede yerini alan, döneminin çok ilerisinde bir aydınlıkla çocuklarını eğiten papaz bir babanın ilk kızı olan Jane Austen; ölümünden itibaren giderek artan bir itibar ile anılırken, İngiliz edebiyatının dünyaca tanınan ve takdir edilen kadın yazarı olarak tarihte yerini aldı. Yazdıklarını kendi ismiyle yayınlatmasına bile izin vermeyen bir zihniyet ile çevriliyken resmettiği cesur kadın karakterleri ile saygı uyandırdı, uyandırmaya devam ediyor.

Romanlarındaki kadar cesurca bir hayat süren Jane, yine romanlarındaki kadar içli ve duygulu bir aşk hikayesinin baş kahramanı oldu. 20 yaşında tanışıp büyük bir tutkuyla bağlandığı Tom Lefroy ile, Lefroy’un maddi sıkıntılarının engel olması sebebiyle hayatını birleştiremeyen Jane; bir daha evlenemedi, aşık olmadan bunu yapamadı. Kadınların finansal ve toplumsal açıdan güvenli bir hayat sürmek için yıllık toprak geliri yüksek bir adamla evlenmekten başka yolu olmadığı düşünülen dönemde, sadece aşka itibar ederek bir evliliği göze alabilmeyi düşünen Jane; sadece o dönemin koşullarını düşündüğümüzde değil, modern zamanda bile sağlam bir karaktere işaret ediyor. Her kadın karakterinde kendisinden izler bırakan Jane, en büyük ve dikkat çekici izlerini Pride and Prejudice’in Elizabeth Bennet’ı üzerinde bıraktı. Biz de bu güçlü kadının yazdıklarından yola çıkarak sinemada temsil edilmiş karakterleri derledik ve sizler için sinemada Jane Austen izlerininin peşinden gittik.

10 Film ile Sinemada Jane Austen İzleri

Sense and Sensibility – 1995

sense-and-sensibility-filmloverss

Jane Austen’un “A Lady” mahlası ile yayınlanan ilk romanı Sense and Sensibility, mantığı temsil eden Elinor ile duyguyu temsil eden Marianne kardeşleri merkez alan bir hikayedir. Hikaye, bu iki kız kardeşin, küçük kardeşleri Margaret’in ve annesinin; babalarının ölümünden sonra küçük bir eve sığınmak zorunda kalarak finansal güvenlik arama ihtiyaçlarının zirve yapmasıyla başlar. Elinor’un daha oturaklı, duygularına hakim ve mantıklı karar almaya çalışarak hareket eden karakterine karşılık Marianne hareketli, duygularını daha kolay ve açıkça ifade eden ve hata yapmaktan korkmayan tarafı ile dikkat çeker. Zengin bir eşe duyulan ihtiyaç, belki de hiçbir Austen romanında bu kadar açıkça kendini göstermemiştir. Akıl ile duygunun savaşını kardeşlerin tecrübeleri ile aktaran hikaye, iki kız kardeş de hem aşkı bulurken, hem de hayatlarını güvence altına almasıyla bağlanır. Aşk ve Yaşam adıyla Türkçeleştirilen 1995 yapımı Sense and Sensibility, Ang Lee yönetmenliğinde Emma Thompson senaryosu ile beyazperdeye uyarlandı. Senaristine En İyi Uyarlama Senaryo dalında akademi ödülü getiren ve Kate Winslet‘ı Marianne olarak gördüğümüz yapımda; diğer başroller Emma Thompson, Hugh Grant ve Alan Rickman‘a aittir.

Persuasion – 1995

persuasion-filmloverss

Jane Austen’ın ölmeden önce bitirebildiği son roman olan Persuasion, yazarın ölümünden sadece bir yıl sonra 1818’de yayımlandı. Babası, ablası ve vefat eden annelerinin yerini bir nebze dolduran aile dostlarının telkinleriyle genç yaşında aşık olduğu çalışkan ve hırslı nişanlısından ayrılmaya ikna olan Anne Eliot’ın bu kararından 9 yıl sonrası ile başlar hikaye. Anne’nin çok sevdiği denizci Frederick Wenthworth, ailenin finansal ve toplumsal sınıfına uymadığı gerekçesi ile dışlanmıştır. Aradan geçen zamanda, artık Anne’nin ailesinin durumu da yıllar önce olduğu kadar iyi değildir. Anne ve Kaptan Wentworth, birbirlerine hala derin duygular beslediklerini fark ederler ve tekrar bir araya gelmek isterler. Austen’ın tamamladığı bu son eser, gerçek aşkın önünde hiçbir gerekçenin duramadığını aradan geçen zamanla da kanıtlayan bir yapıt olarak değerlidir. Bu dönem draması, 1995 yılında Roger Michell yönetmenliğinde beyazperdede hayat bulurken, Anne Elliot karakterine can veren Amanda Roots‘un da ilk uzun metraj oyunculuk tecrübesi olmuştur. Frederick Wentworth’ü canlandıran isim ise Ciaran Hinds. Senaryosu, bu eserin yazarın diğer eserlerine göre daha realistik ve olgun olduğunu düşünen Nick Dear tarafından kaleme alındı.

Emma – 1996

emma-filmloverss

1815 yılında Austen’ın ilk romanı olarak yayımlanan ve Austen’ın hakkında “Bir karakter yaratacağım ve benden başka kimse ondan pek hoşlanmayacak.” diyerek söz ettiği Emma, kitaba adını veren zengin, dik başlı ve çok bilmiş güzel kadındır. Çöpçatanlık kabiliyetine çok güvenen, fakat aslında başkalarının hayatına hadsiz derecede karıştığını fark etmeyen, en yakın arkadaşını da çok önemli bir kararda etkileyen Emma; Austen’ın diğer karakterlerinden farklı olarak, zengin bir eşe ihtiyaç duymadan yaşayabilmektedir. Emma’nın aklını başına getiren, kendisinden yaşlı bir kadın ile dalga geçmesi üzerine sert bir uyarıda bulunan Mr. Knightley olur. İzleyicinin çok da hazırlanmasına izin vermeyecek derecede hızlı gelişen bir Emma ve Mr. Knightley eşleşmesi ile hikaye son bulurken; geride bıraktığı en önemli tema, sağlam bir karakterin kendi duygularına çok kulak vermeyen bir kadını bile etkilemesidir. 1996 yılında Douglas McGrath yönetmenliğinde izleyici ile buluşturulan hikayenin beyazperdeye uyarlanması fikri, yönetmenin kendisinin üniversite yıllarında baş gösteren bir tutkusudur. Tutkunun doğuşundan 10 yıl sonra gelen film, hakkını vererek Emma’yı canlandıran Gwyneth Paltrow ile Mr. Knightley’e bürünen Jeremy Northam‘ın oyunculuklarıyla hafızalarda yer tutmaktadır.

Mansfield Park – 1999

mansfield-park-filmloverss

Austen’ın üçüncü romanı olarak edebiyat dünyasına giriş yapan Mansfield Park‘ın kahramanı, zengin akrabalarının yanında daha rahat bir yaşam sürebileceği düşüncesiyle ailesi tarafından evinden gönderilen Fanny Price’tır. Dokuz kardeşin en büyüğü olan Fanny, 10 yaşında iken daha iyi bakılacağını düşünülen büyük bir eve gider. Çok hevesle onu yanına alan teyzesi Fanny’ye hiç beklendiği gibi davranmaz. Adeta bir hizmetçi muamelesi gören Fanny dört kuzeni ile beraber büyürken, kuzenlerinden sadece Edmund kendisine şefkat ve dostluk gösterir. Bu anlayış ve alçakgönüllülük üzerine kurulu ilişki zamanla yerini aşka bırakır ve Fanny ile Edmund evlenme kararı alır. Austen’ın bu romanı, diğerlerinden farklı olarak bir kavrama belirgin şekilde dikkatleri çeker: Kölelik. Austen’ın bu romanı yazmaya başlamasından dört yıl önce İngiltere’de köle ticaretini kaldıran yasa çıkmasına rağmen, yazarın kitabında bu konuya hiç değinmeden köle ticareti üzerine kurulu bir mülkiyete işaret eden Mansfield Park’ı yaratması, özellikle Edward Said’in ağır eleştirilerine maruz kalmıştır. 1999 yılında Patricia Rozema tarafından beyazperdeye uyarlanan eserde Fanny karakterine Frances O’Connor hayat verirken, Edmund karakteri ise Johnny Lee Miller tarafından canlandırılmıştır.

Kandukondain Kandukondain – 2000

kandukondain-kandukondain-filmloverss

İngilizceye “I Have Found It! I have Found It!” şeklinde çevrilen 2000 yapımı bu Hint filmi de, Austen’ın Sense and Sensibility romanının bir Hint toplumunda ve günümüz koşullarında geçen versiyonu olarak beyazperdeye aktarıldı. Rajiv Menon yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan eser ile ilgili yönetmen, filmdeki hikayede iki kız kardeşin geçirdiği zor zamanların kendisinin erkek kardeşi ile beraber geçirdiği zorluklara benzerlik gösterdiğini söylemiştir. Gayet olumlu eleştiriler alan film, ülkesi Hindistan’da gösterildikten sonra Washington, Locarno ve Tiburon festivallerinde de gösterime sunuldu. Başrollerde Mammootty, Ajith Kumar, Tabu ve Aishwarya Rai‘i gördüğümüz film, Jane Austen hikayelerinin modern zamana uygulanabilecek kadar gelişmiş ve çekiciliğini koruyan özellikte olduğunu kanıtlar nitelikte olan yapımlardan birisi. İngiliz kültüründen Hint kültürüne geçişi de gözlemleme fırsatı veren bu ve benzeri yapımlarda, Austen eserlerinin evrenselliğine işaret eden ögeleri yakalamak mümkün. Müzikleriyle de büyük beğeni toplayan Kandukondain Kandukondain‘de kullanılan eserler A.R. Rahman imzasını taşıyor. “Romanın eğlenceli bir yeniden doğuşu” şeklindeki yorum da, keyifli vakit geçirmek için bir Jane Austen uyarlaması ile daha tanıştığımızı gösteriyor.

Bridget Jones’s Diary – 2001

bridget-jones-diary-filmloverss

Bir Jane Austen esinlenmesi denince akla ilk gelen filmlerden değil Bridget Jones’s Diary. Ama evet, bu yapım da Austen eserlerinin cömertçe saçtığı ilhamdan nasibini alanlardan. Sharon Maguire tarafından 2001 yılında beyazperdeye uyarlanan film, Helen Fielding’in aynı adlı romanından esinlenerek hayata geçirildi. Helen Fielding’in romanının çıkış noktası ise, Pride and Prejudice’in ta kendisiydi. Austen eserinin bir yeniden yorumlanması olarak tanımlanabilecek kitaptan beyazperdeye sıçrayan hikayede ana kadın karaktere Renee Zellweger hayat verdi. Buradaki oyunculuğu ile En İyi Aktris akademi ödülüne adaylık kazanan oyuncuya eşlik eden isimler ise Hugh Grant ve Colin Firth oldu. BBC’nin 1995’de yayınladığı altı bölümlük mini dizi olarak izleyiciyle buluşan Pride and Prejudice dizisinde etkileyici bir Mr. Darcy olan Firth, bir sinema filminde de aynı karaktere bu sefer Mark Darcy adı altında can vermiştir. Görünen o ki, hala Mr. Darcy denince akla ilk gelen ismin avantajı bu uyarlamada rahatlıkla kullanılmış. Bridget ile Elizabeth arasında bir benzerlik var mı diye sorarsanız, kitaplara yakınlığı ve başta hiç hoşlanmadığı Mr. Darcy ile sonunda beraber olmaları dışında pek bir benzerlik görünmüyor.

Pride and Prejudice – 2005

pride-and-prejudice-filmloverss

Yazarı Jane Austen’ın ölümünden sadece dört yıl önce, 1813’te yayınlanan Pride and Prejudice, Türkçeye Gurur ve Önyargı adıyla çevrilmiştir. Yayımlandığı andan itibaren büyük ilgi gören, ama en çok ilgiyi Austen’ın ölümünden sonra daha da büyüyen Austen araştırmalarıyla görmeye başlayan şaheser, BBC’nin 2003 yılında yaptığı “İngiltere’nin En Çok Sevilen Kitabı” anketinde The Lord of the Rings’ten sonra ikinci sıraya oturmuştur. Pride and Prejudice; tiyatro, televizyon ve sinemada da görsel olarak hayat bulmuştur, bulmaya devam etmektedir. Günümüz izleyicisinin en çok 2005 yılında Joe Wright yönetmenliğinde çıkan film ile tanıdığı eser, Jane Austen’ı en geniş yönüyle yansıtan eser olması sebebiyle de önemlidir. Beş kız kardeşin ikincisi olan, kızlarına zengin bir eş bulmaktan başka bir şey düşünmeyen bir anne ile özgürlükçü, sakin, anlayışlı ve kendi halinde bir babanın kızı olan Elizabeth Bennet; okuma tutkusu ile dikkat çeker. Eğlenceye, dostluğa, bilgiye ve aile bağlarına verdiği değer ile ince zekası ve alaycı tarzının birleşiminden doğan cazibeyle; tam bir gurur timsali olan Mr. Darcy’ye diz çöktürür. Keira Knightley‘nin Elizabeth canlandırması Oscar’a adaylık getiren bir performans ile büyülerken, Matthew Macfadyen de Mr. Darcy için iyi bir tercih olduğunu kanıtlar.

Becoming Jane – 2007

becoming-jane-filmloverss

Eserlerinden sonra, Jane Austen’ın romanlarında anlattıkları hikayeler kadar duygulu ve derin hayat hikayesi sinemacıların da dikkatini çekti. 2007 yılında Anne Hathaway‘in muhteşem Jane Austen canlandırmasıyla sinema salonlarına taşınan ilham verici hayat hikayesi, Austen’ın eserlerinden ve edebiyat dehasından çok özel hayatına odaklanırken, dönemin özelliklerini yansıtmakta da başarılı bir çizgi izlemektedir. Yazarın ilk gençlik yıllarına odaklanan film, 2003 yılında Becoming Jane Austen adıyla John Hunter Spence tarafından kaleme alınan biyografik eserden ilham almıştır. Julian Jarrold yönetmenliğinde izleyici ile buluşturulan ve Jane Austen hayranlarını müteşekkir bırakan filmde ikinci önemli isim olan Tom Lefroy, James McAvoy tarafından canlandırıldı. Kitaplarının hepsini kadın karakterlerinin mutluluğu ile bitiren Austen’ın kendi hayatı, hiçbir zaman tadına varılamamış bir aşkı barındırdı. Belki de o yüzden inadına sonunda mutlu oldu karakterleri. Lefroy’un ilk kızına Jane adını vermesi ise, yazarın hayranları tarafından hep bir ölmeyen aşk göstergesi olarak algılanmak istendi. Austen’ın Pride and Prejudice’ten bir pasaj okumasıyla sona eren film, Jane Austen mirasına da bir övgü niteliğinde hizmet etmektedir. Aşkın Kitabı olarak Türkçeleştirilen Becoming Jane’in senaryolaştırılması ise Kevin Hood ve Sarah Williams tarafından gerçekleştirildi.

Aisha – 2010

aisha-filmloverss-1

Sadece Amerikan ve İngiliz sineması değil, Hint sineması da Jane Austen’ı yad edenlerden. Austen eserleri farklı tarzlarda sinema uyarlamalarından geçerken, modern zamanda geçen versiyonlar da unutulmadı. Bu versiyonlara ilk örneğimizi Hint sinemasından veriyoruz. 2010 yapımı Aisha, Emma’nın modern zamanda geçen Hintli uyarlaması. Tıpkı ilham kaynağı olan orijinal eser gibi baş karakterin adını taşımakta olan yapım, Rajshree Ojha tarafından romantik komedi türünde beyazperdeye taşındı. Ton olarak yine Jane Austen’ın Emma’sından esinlenen Amerikan yapımı Clueless’ın tonunu benimseyen filmde Aisha karakterine hayat veren isim Sonam Kapoor. Bu filmde Mr. Knightley’nin yerine gelen karakterin adı ise Arjun ve Abhay Deol tarafından canlandırılıyor. Çöpçatanlık amaçlı özel hayata müdahale teması ise burada da yaşıyor. Delhi’nin üst sınıf toplumunda geçen hikayenin aldığı eleştirilere bakılırsa, 1996 yılında orijinal kitaba sadık kalınarak yapılan versiyonun yanına bile yaklaşamadığı söylenebilir. Ortalamanın altında bir gişe başarısı elde eden bu film ve benzerlerinin Jane Austen uyarlamaları çeşitlemesine hizmet ettiği ise göz ardı edilemez.

Pride and Prejudice and Zombies – 2016

pride-prejudice-zombies-filmloverss

Jane Austen’ın bıraktıklarından ilham alan belki de en ilginç film Pride and Prejudice and Zombies. Adından anlaşılacağı gibi, film yazarın unutulmazı Pride and Prejudice’ten fazlaca etkilenmiş bir yapım. Fakat bu sefer zombilerle savaşın var olduğu bir 19. yüzyıl İngiltere’sinde geçen bir korku komedisi şeklinde. Babalarının isteğiyle zombilere karşı kendilerini korumaları için Çin’de silah ve savaş sanatı eğitimi alan Bennet kardeşler, annelerinin kendilerine zengin bir eş araması çabasından kendilerini kurtaramazlar. Filmdeki tüm sıkıntılar zombi kaynaklıdır. Alışılmış hikayede evde piyano çalan, örgü ören, kitap okuyan genç Bennet’lar burada birer savaşçı olarak karşımızda. Zombilerin dahil olmasıyla fantastik ögelere yer açan kurguda orijinal hikayenin kilometretaşları korunmuştur. Filmin asıl ve direkt kaynağı, Jane Austen’ın Pride and Prejudice eserinin bir parodisi olarak Seth Grahame-Smith tarafından kaleme alınan Pride and Prejudice and Zombie’dir. Bu yıl vizyona giren filmin yönetmen koltuğunda senaryonun da yazarı olan Burr Steers oturdu. Kadrosunda ise Lily James, Sam Riley, Jack Houston, Bella Heathcote gibi isimler bulunmaktadır.


Zeynep Şentürk

Zeynep Şentürk

179 yazı · 1987 yılında, en sevdiği mevsim olan sonbaharda doğdu. Üç kardeşin en büyüğü. Sokakta oynadı, deli gibi çizgifilm izledi, ilk olarak annesinin hediye ettiği masal kitaplarıyla okuma tutkusu başladı. Hayal kurar, resim yapar, psikolojiden anlar, modayı takip eder, Paulo Coelho ne yazsa okur, Jane Austen’ı takdir eder, sevdiği şiirleri ezberler. Yüksekte başı döner, derinlikten ürker, izlediği her korku filmi rüyasına girer. Boğaziçi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık mezunu, bol kahve tüketen bir beyaz yakalı olarak hayatına devam eder. Kitaplardan biraz başını kaldırınca devreye girer filmler. Önce uyarlamaların peşinden gider, sonra tavsiyelerden beslenir, en sonunda kıyıda köşede kalmışları ararken bulur kendini. Baktı yetmedi, bir de üretmek ister. “Belki bir gün kendi kısa filmimi çekerim.” diye geçirir içinden.

Yazarın diğer yazılarını gör →